Haber Arama

Çerez Politikası

Web sitemizde en iyi deneyimi sağlamak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi devam ettirmekle, çerezlerimizin, Gizlilik Politikamız ve Hizmet Şartlarımız'nı kabul etmiş olursunuz.

15-16 Haziran direnişi...

Bundan tam 54 yıl önce 15-16 Haziran 1970 tarihinde Kocaeli ve İstanbul’daki yüzbinlerce işçinin sendikal hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak için gerçekleştirdikleri büyük yürüyüş, ülkemizdeki emek ve demokrasi mücadelesinin en görkemli direnişi olarak tarihe geçmiştir.

15-16 Haziran Direnişi 54 yıldır ülkemizdeki tüm toplumsal hareketlere ve emek mücadelesine ilham ve cesaret vermeye devam etmektedir.

Bu direniş dosta düşmana işçi sınıfının örgütlü mücadelesi karşısında hiçbir siyasi iktidarın, gücün ve sermayenin duramayacağını bir kez daha göstermiştir. Fabrikalardaki üretimi durdurarak hakları için mücadele eden işçilerin, yan yana geldiklerinde neler yapabileceğinin ilanı olmuştur.

15-16 Haziran’da on binlerce işçiyi barikatlarla durdurmak isteyip bunda başarılı olamayanlar, bu toplumsal uyanışı 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle boğmak istemiştir. Bu darbelerin öncelikli hedefi işçilerin örgütlenme özgürlüklerini ve sendikal yapılarını ortadan kaldırarak yükselen emek hareketini bastırmak olmuştur.

Aradan geçen 54 yıl boyunca neoliberal politikalar ve onların kadim uygulayıcıları siyasi iktidarlar eliyle emekçilerin her hakkı budanmış, sendikalar etkisiz hale getirilmiştir.

Özellikle AKP’nin 22 yıla varan iktidarında bu saldırılar iyice artmıştır.

Yandaş sendikalar aracılığıyla emek mücadelesinin talepleri görünmez hale getirilerek; esnek-güvencesiz çalışma biçimlerini dayatan, düşük ücret politikasıyla ekonomik kriz koşullarında emekçileri açlıkla terbiye etmeye çalışan, emekçilerin her türlü hak arama taleplerini zor yoluyla bastıran emek ve emekçi düşmanı bir düzen kurulmuştur.

54 yıl sonra bugün, 15-16 Haziran direnişi bizlere, kaybettiklerimizin değerini yeniden hatırlatmaktadır. Bizden alınan haklarımızı geri alabilmek, 15-16 Haziran ruhunu yeniden hatırlamak ve ayağa kaldırmakla mümkündür.

Hiçbir iktidar, emekçilerin hak ve özgürlerini, emeğin evrensel kazanımlarını ve emeğin çıkarlarını savunan örgütlü yapıları zorla ortadan kaldıramaz. İktidar gücüne sahip olmak, bu gücün keyfi ve antidemokratik bir toplumsal düzen inşa edilmesi için kullanılabileceği, toplumun örgütlü yapılarının ortadan kaldırılması için kullanılabileceği anlamına gelmemektedir.

Herkese iş, işçilere insanca yaşanabilecek bir ücret, sağlıklı-güvenli çalışma ortamı, güvenceli istihdam, örgütlenme özgürlüğü ve toplu sözleşme-grev hakkı tüm emekçilerin ortak talebidir.

Bu ülkenin üretim gücünün, emek mücadelesinin parçası olarak mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak bizler, emeğin taleplerine ve alın terimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Örgütlü yapılarımızı ve örgütlenme hakkımızı taviz vermeden koruyacağız.

15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ'Nİ YARATANLARA SELAM OLSUN!

Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde bir dönüm noktası olarak bilinen, Paşabahçe grevi, grevci işçiler ve sendikaları Kristal-İş’in karşı çıkmasına rağmen mevcut Türk-İş yönetimi tarafından TİSK ile anlaşarak bitirildi. Buna tepki olarak, Petrol-İş’ten Ziya Hepbir, Maden-İş’ten Kemal Türkler, Lastik-İş’ten Kemal Ayav, Basın-İş’ten İbrahim Güzelce ve Tez Büro-İş’ten Muzaffer Gökçeoğlu, grevi destekleme komitesi kurarak grevin sürmesini sağladılar. Türk-İş yönetimi ise “Sendikacılık prensip ve disiplinini çiğnedikleri” gerekçesiyle Petrol-İş, Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve Kristal-İş sendikalarını konfederasyondan geçici olarak ihraç etti.

“Türk-İş’in içerisinde kalarak yönetimi işçilerden yana olanlara devretmek yolları artık tamamen tıkanmıştır. Türk-İş çıkarcı sendikacılığın, israfın ve yerli-yabancı sömürücülere hizmetin temsilcisi olmuştur.” şeklinde tarihe geçen ayrılma kararı aldı. Hemen ertesinde “Konfederasyonumuz, işçi sınıfının yurt yönetiminde ağırlığını koyması, kula kulluk yürütümü yerine her yönden eşitlik ve kardeşlik kurmayı amaç edinecek, işçi sınıfının yurt sorunlarında etkin bir rol oynamasını sağlayacaktır.” şiarıyla yola çıkan ve bu ihraçlara tepki koyan 17 sendika, 15 Ocak 1967’de İstanbul’da bir araya gelerek yeni bir konfederasyon olan DİSK’i kurma kararı aldılar.

Hükümetin, DİSK’in öncülüğünde devam eden direniş ve grevleri engellemek ve DİSK’i sendikal yaşantıdan çıkarmak için Sendikalar Yasasını (274 Sayılı Kanun) TBMM’de değiştirmesi sonucunda, işçi sendikalarına ve federasyonlara faaliyet gösterebilmeleri için işkollarındaki işçilerin üçte birini üye yapma zorunluluğu getirmesi asla kabul edilemezdi.
DİSK yöneticileri, cumhurbaşkanı ve başbakan ile yaptıkları görüşmelerden sonuç alamayınca, 14 Haziran Pazar günü yapılan toplantıda topyekûn direniş kararı aldılar. 15 Haziran’da yer yer başlayan direniş, 98 kardeşini iş cinayetlerinde yitirmiş olan Tuzla Tersanesi işçileri ile 115 işyerinden 75 bin işçinin katılımı ile yakın tarihimizin en büyük grevine dönüştü. İşçiler, kendilerine reva görülen kölelik düzenine ve sağlıksız koşullarda çalıştırılmalarına karşı patronlarının ölüm düzenine isyan ederek ve “insanca çalışma koşulları talebiyle” direnişe çıktılar.

İstanbul, İzmit ve Gebze’de 100 bine yakın işçi iş bırakarak başlattıkları direnişte, ilk olarak Kartal -Gebze bölgesindeki sanayi işçileri, Ankara asfaltı üzerinde yürüyüşe geçerek, tren ve karayollarını kesmişler, faaliyete devam eden fabrikaları işgal ederek işçi kardeşlerini direnişe kattılar. İşçilerin karşısına coplu, tabancalı toplum polisleri ve tanklı, tüfekli, süngülü askerler çıkarıldı. Taksim’de buluşmak üzere dört bir yandan dalgalar halinde şehrin merkezine akan işçi kafilelerinin, Haliç’teki köprüler güpegündüz açılmak ve araba vapur seferleri iptal edilmek suretiyle, önleri kesildi.

Ayrıca askeri birlikler seferber edilerek merkezi yerlerde, özellikle Vilayet önünde işçilere karşı tanklar ve zırhlı arabalarla barikatlar kuruldu. Levent’te ve Kadıköy’de engelleme daha da ileri götürülerek, polisler ve askerler tarafından işçilere ateş açıldı. Bu çatışmalar sonunda Türkiye işçi sınıfı üç şehit daha verdi; Abdurrahman Bozkurt, Yaşar Yıldırım ve Mustafa Baylan.
Sermaye hükümeti olarak adlandırılan dönemin “Demirel Hükümeti” bu eylemlerle baş edemedi, dalgalar halinde işten çıkarmalar, tutuklamalar, işkenceler, açılan davalar işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde estirilen bu terör, bu şanlı başkaldırıyı önleyemedi. Üç ay süren sıkıyönetim sonunda işten çıkarılan işçi sayısı beş bini aşmış olmasına rağmen direnişin gücü kırılamadı. Yeni sendika yasası, uygulamaya sokulamadan yükselen direniş ve grevlerin de etkisiyle TİP ve CHP tarafından iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine götürüldü. Mahkeme 9 Şubat 1972 tarihli kararıyla “üçte birlik” olarak da bilinen kanunu iptal etti.

Tarihsel süreç içinde 1980/12 Eylül Darbesi ile neredeyse kazanılmış tüm işçi hakları gasp edildi. Dönemin TİSK Başkanı Halit Narin, “Şimdiye kadar işçiler güldü, şimdi sıra bizde!” deme cüretini gösterebildi. Tüm bunların sonucunda işçiler kazanımlarından yoksun, üzerlerinde her türlü tasarrufun yapıldığı ücretli köleler haline getirildi. Sağlıksız, kuralsız, güvenliksiz, güvencesiz ve sendikal mücadeleden yoksun çalışma yaşamı, işçileri kaçınılmaz olarak -gittikçe artan özelleştirmeler ve yükseltilen işsizlik baskısıyla- kaderine boyun eğen suskunlar ordusu haline dönüştürdü.

15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi; insan emeğini sömüren, yok sayan, işçi emeğini alınabilir/satılabilir bir meta haline getiren ve daha fazla kar için işçi canına kıyan sermayeye karşı, işçi sınıfının haklı bir başkaldırısıdır.
15-16 Haziran’ın 44.yıldönümünde, meşru ve demokratik haklarını savunan işçi sınıfı, “sınıf ve kitle sendikacılığı” mücadelesinde ne denli haklı olduğunu, yürürlüğe sokulan taşeron uygulamalarının da bir sonucu olarak Soma’da 301 işçi kardeşini güvenliksiz ve güvencesiz en ilkel çalışma koşullarına kurban vererek bir kez daha gördü.
Bugün tüm zamanlardan daha fazla olarak, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi yolumuzu aydınlatıyor ve mücadelemize ışık tutuyor.
Selam olsun o görkemli işçi direnişini gerçekleştirenlere, selam olsun bu uğurda katledilen işçi sınıfımızın yiğit önderlerine.

Önceki Haber
Kurbanı vatandaşa haram ettiler!
Sonraki Haber
Yargıtay’ın cezalarını onadığı Atatürkçü komutanlara hapis yolu:

İlgili Haberler:


Notice: Trying to access array offset on value of type bool in /home/u418159325/domains/yenisoluk.com/public_html/beta.yenisoluk.com/inc/functions.php on line 15