Haber Arama

Çerez Politikası

Web sitemizde en iyi deneyimi sağlamak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi devam ettirmekle, çerezlerimizin, Gizlilik Politikamız ve Hizmet Şartlarımız'nı kabul etmiş olursunuz.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 04 Ağustos 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 04 AĞUSTOS 2024 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

04 AĞUSTOS 2024

SICAK GÜNDEM

TÜİK’in 2100 yılına uzayan nüfus projeksiyonları, tehlikeli bir gidişi işaret ediyor. Cumhurbaşkanın Erdoğan’ın en az 3 çocuk tavsiyesi karşılık bulmadı. Yoksullaşma ve fakirleşmeye yol açan politikalar nüfus artışını geriletiyor!

Yeni Vergi Paketi ile kayıt dışı ekonomiyi kontrole alacağını ve kara parayla mücadelenin kesintisiz süreceğini ilan eden iktidar, milyar dolarlar kazanan şirketlerin yıllardır vergi ödemediğini sosyal medyadan öğreniyor!

İÇ POLİTİKA

2024’te 3,3 trilyon TL gelir öngörülen SGK’nın belediyelerden alacağı 96 milyar liralık prim, gelirinin binde 3’üdür! SGK’nın işverenlere sağladığı pirim muafiyeti, istihdam desteği ve teşvikler ise trilyonlara ulaşıyor!

Anayasa Mahkemesi daha önce iki kez ‘hak ihlali’ kararı verdiği tutuklu Hatay Milletvekili Can Atalay’ın, Yargıtay kararıyla vekilliğinin düşürülmesinin de anayasaya aykırı ve ‘yok hükmünde’ olduğuna karar verdi.

EKONOMİ

2024 yılsonu için enflasyon hedefinin tutmayacağı temmuz ve ağustosta elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 38’lik zamlarla kesinleşti!

İSO’nun Satın Alma Yöneticileri endeksi ve MÜSİAD’ın Satın Alma Müdürleri Endeksi, tüm sektörlerde dev bir durgunluk ve işsizlik dalgasının sinyalini veriyor!

Türkiye Bankalar Birliği ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun temmuz verilerine göre bireysel kredi kartı borçları 1,5 trilyon liraya yükseldi. Karşılıksız çek sayısı yüzde 150, ödenemeyen çeklerin tutarı yüzde 250 arttı!

TARIM

2024-2026 Hayvancılık Destek Planı ithal canlı hayvan ve et, süt, yem, mera sorunlarını çözmekten uzak ve daha ciddi sorunlara zemin yaratacak niteliktedir!

DIŞ POLİTİKA

İsrail’in Tahran, Beyrut ve Gazze’de düzenlediği eş zamanlı suikastlar; savaşı İran, Lübnan, Suriye ve Yemen’e yaymayı hedefleyen bölgesel savaş stratejisinin adımları olabilir!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Karabağ’a, Libya’ya nasıl girdiysek İsrail’e de gireriz’ sözleri, Azerbaycan’dan gelen tepkinin yanı sıra, gerçeklikten uzak bir gündem değiştirme ve hamaset söylemidir!

 

TÜİK’in 2100 yılına uzayan nüfus projeksiyonları tehlikeli bir gidişi işaret ediyor. İktidarın 22 yıllık politikalarıyla ağır ekonomik kriz ve yaşam koşulları aile yapısını ve doğum artışını geriletirken, nüfusun yüzde 15’i yaşlı olmak üzere 55 milyona düşeceğinin öngörülmesi ülke geleceği adına büyük tehdittir.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Nüfus Projeksiyonları Araştırması, ülkenin geleceğinin ve gelecek nesillerin büyük bir demografik değişim tehdidi altında olduğunu, iktidarın uygulamalarıyla ağırlaşan kriz ve yaşam koşullarının aile yapısını ve çocuk sahibi olma isteğini gerilettiğini ortaya koyuyor.

Sayıları 10 milyona yaklaşan sığınmacı ve mülteciler dışında sadece Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını esas alan nüfus projeksiyonlarına göre 2023 yılından itibaren nüfus yapısında ve demografik değişimde Türkiye açısından avantajlar ortadan kalkacak, ‘demografik fırsat penceresi’ kapanacak. Nüfus projeksiyonlarına ilişkin kriterlerde bağımlı nüfus (yaşlı, emekli, engelli, çalışamaz konumda olan) toplamının, çalışma çağındaki nüfusun yarısından az olduğu demografik yapı ‘fırsat penceresi’ olarak tanımlanıyor. TÜİK araştırmasında ‘çocuk nüfus olarak tanımlanan 15 yaş altı nüfusun toplam nüfusun yüzde 30’undan az, yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 yaş üzeri nüfusun ise toplam nüfusun yüzde 15’inden az olduğu dönem demografik fırsat penceresinin açık olduğu dönem olarak değerlendirilir’ deniliyor. Yapılan projeksiyona göre 2030’un ilk yarısında yaşlı nüfus oranının yüzde 15’i aşacağı ve demografik fırsat penceresinin kapanacağı öngörülüyor.

Nüfus artışının sürmesi ve yenilenmesi için kadın başına düşen çocuk sayısının en az 2,10 olması gerekiyor. Oysa Türkiye’de 2001’de 2,38 olan doğurganlık hızı 2014’ten itibaren aşırı düşüş sürecine girerek 2023’te 1,51’e indi ve nüfusun yenilenme olanağı ciddi ölçüde zayıfladı. 2024 sonu için 85,8 milyon kişi tahmin edilen Türkiye nüfusu doğum hızı, göç vb. farklılıklara dayalı senaryolara göre değişkenlik gösteriyor.

Raporda; 2100 yılında Türkiye nüfusunun 76,8 milyon, düşük senaryoda 54,2 milyon, yüksek senaryoda 100,6 milyon kişi olması öngörülüyor.

Doğurganlık hızı verilerine bakıldığında yüksek senaryonun gerçekleşme olasılığı oldukça düşük. Ana senaryo ve düşük senaryoda ortanca yaşın yükselmesi yanında 65 yaş üstü nüfusun artması, genç nüfusun azalması söz konusu. Türk vatandaşlarının nüfusu azalıp yaşlanırken, doğum hızı yüksek yabancı sığınmacıların çoğalmasıyla demografik yapıya yönelik tehdit ciddi şekilde artacak.

Bir anlamda Türk nesli kurumaya başlarken, yabancı nüfus yükselmeye devam edecek.

Ekonomik kriz ve ağırlaşan yaşam koşulları çocuk sahibi olma isteğini geriletirken, doğurganlığın azalmasına yol açıyor. Nitekim 2023’te ortalamanın altına inen 1,51’lik doğurganlık oranı Cumhurbaşkanın Erdoğan’ın en az 3 çocuk tavsiyesinin toplumda, gençlerde ve ailelerde karşılık bulmadığını, yoksullaşma ve fakirleşmeye yol açan politikaların nüfus artışını gerilettiğini gözler önüne seriyor.

Yeni Vergi Paketi ile kayıt dışı ekonomiyi kontrole alacağını iddia eden iktidar, milyar dolarlar kazanan şirketlerin vergi ödemediğini sosyal medyadan öğrenince denetim başlattı. Kara para ve suç gelirlerinin vatandaşlık satışıyla aklandığı, Rus mafyasının zirve toplantısı yaptığı, itibar kaybeden bir Türkiye kabul edilemez!

Interpol’ün kırmızı bültenle aradığı mafya babaları, suç örgütü liderleriyle ilgili her gün medyaya yansıyan haberlerin yanı sıra İçişleri Bakanı tarafından yapılan sosyal medya paylaşımlarında çoğu Türk vatandaşlığı alan uyuşturucu baronlarının yakalandığı duyuruluyor. Ancak geçtiğimiz günlerde Hollanda hükümetinin de kırmızı bültenle aradığı uluslararası kokain tüccarı ve suç şebekesi lideri ile örgüt elemanı 15 kişi Bodrum’daki lüks villalarında yakalandıktan sonra çıkarıldıkları mahkemede tamamı serbest bırakıldı. Türkiye’den ayrılan suç organizasyonu liderleri hakkında savcılığın itirazı üzerine yeniden çıkartılan yakalama kararı sonuçsuz kalınca, tahliye kararı veren hakim açığa alınarak HSK tarafından hakkında soruşturma başlatıldı.

Yaşanan bu son olay yabancı suç organizasyonlarının ülkenin dört bir yanında satın aldıkları gayrimenkullerle T.C. vatandaşı olup faaliyetlerini serbestçe sürdürdüklerini, bürokrasiden ticarete, yargıdan emniyete kadar hemen her yere sızdıklarını ortaya koyuyor. İki yabancı sığınmacının ikamet adresi olarak İçişleri Bakanının konutunu gösterdiklerinin açığa çıkması, ihmaller zincirinin, devletteki tahribat ve kurumsal çöküşün hangi boyuta vardığını sergiliyor. Interpol’ün aradığı mafya ve suç şebekesi liderlerinin nasıl T.C. vatandaşı olduğu sorgulanmıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kayıt dışıyla ve kara parayla mücadelenin kesintisiz süreceğini ilan ederken milyar dolarlar kazanan iktidar müteahhitlerinin yıllardır vergi ödemediğinden, matrah beyan etmediklerinden sosyal medyaya yansıyan beyannamelerle haberdar oldu. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ‘matrahsız’ vergi beyannamelerinden sonra, bazı şirketlere vergi incelemesi başlatıldığını, milyarlık lüks araçları satın alıp hiç vergi ödemeyenlerin şimdi denetime alındığını açıklaması içler acısı ve devlette ciddi zafiyettir.

Ülke çapında 7 bin kuyumcuya altın kaçakçılığı ve vergi incelemesi başlatıldığının ilan edilmesi 22 yıllık ihmallerin sonucudur.

Kara para ve kayıt dışıyla mücadele vaat ederken elinin altındaki kayıp ve kaçakları bile göremeyen iktidar, Rus mafya liderlerinin Türkiye’de toplandığından da habersiz. Rus medyasında Rus mafya liderlerinin Türkiye’de toplanarak taç giyme ve taçtan mahrumiyet törenini gerçekleştirdiği haberleri yer aldı.

Vatandaşlık ve pasaport verilen kırmızı bültenlik suç baronlarına, vergi cennetlerine akıtılıp aklanan kara paralara, matrahsız beyannamelerle kaçırılan vergilere, Rus Mafya zirvesine ev sahipliği yapan Türkiye’nin bu hale gelmesinin, dünyada suç cenneti olarak anılıp saygınlık yitirmesinin tek sorumlusu 22 yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP iktidarı ve ittifak ortağıdır!

2024’te 3,3 trilyon TL gelir öngörülen SGK’nın belediyelerden alacağı 96 milyar liralık prim, gelirinin binde 3’üdür! SGK’nın işverenlere sağladığı pirim muafiyeti, istihdam desteği ve teşvikler ise trilyonlara ulaşıyor. Belediyelerin SGK prim borçlarının icra-haciz yoluyla tahsil edilmek istenmesi tamamıyla siyasi bir karardır!

2024 bütçesi, Orta Vadeli Program (OVP) ve SGK Faaliyet raporları, SGK’nın belediyelerden tahsil edeceği prim alacaklarının, toplam gelirleri içerisinde, halk deyişiyle ‘devede kulak’ olduğunu çarpıcı rakamlarla göstermektedir. 2024 Bütçesi ve 2024-2026 OVP’de SGK’nın pirim ve diğer gelirler toplamı 3,3 trilyon TL’dir. Bu tutarın 2 trilyon 521 milyar lirası pirim geliri, kalan tutar diğer gelirler kaleminde yer almaktadır. Ağırlıkla muhalefete mensup belediyelerden icra yoluyla tahsil edilmek üzere Cumhurbaşkanı talimatıyla harekete geçilen tüm belediyelerin SGK’ya olan gecikmiş prim borçları ise 96 milyar TL’dir! SGK’nın bu yılki 3,3 trilyon liralık gelirleri içinde belediyelerden olan alacaklarının payı sadece binde 3 düzeyindedir. Bu düzeyde bir tutarın SGK’nın gelir-gider dengesini olumsuz etkilemesi veya kurumu mali krize sürüklemesi söz konusu değildir.

Geçmiş yıllarda da belediyelerin SGK’ya (o dönemde SSK) olan pirim borçları zaman zaman sorun teşkil ettiğinde o dönemdeki iktidarlar, icra-hacizle muhalefet belediyelerini iş göremez, hizmet veremez konuma getirmek yerine ya tüm prim borçlarını ve faizlerini silme ya da tahkim yoluyla iki kamu kurumu olan SGK ile belediyeler arasındaki borç-alacak sorununu hazine üzerinden çözme yoluna gittiler. 1970’li yıllarda belediyelerin pirim borçları bütçe yasasıyla defalarca sıfırlanırken, ANAP döneminde ise Tahkim Yasası çıkartılarak belediyelerin ve diğer kamu kuruluşlarının birbirlerine olan borçları tahkime tabi tutulup, hazine tarafından üstlenildi. Hazine de alacaklı kurumlara hazine tahvili verdi. Haftada 50-90 milyar TL tutarında yüksek faizli borçlanmaya giden hazine tek kalemde bir borçlanma ihalesinde 96 milyar liralık tahvil ihraç ederek SGK’ya verebilir ve tüm belediye borçlarını üstlenebilir.

SGK, sigortalı işçi çalıştıran özel sektör işyerlerine, işverenlere 16 farklı kalemde trilyonlarca liralık teşvik, istihdam desteği, pirim muafiyeti ve desteği sağlarken kamu hizmeti veren, halka hizmet eden belediyelerden bu destek ve teşvikler esirgenmektedir. Son 3 yılda SGK’nın işverenlere sağladığı teşvik ve istihdam-pirim destekleri toplamı 1,3 trilyon TL’ye ulaşırken, sadece 2023’teki destek-teşvik-pirim muafiyeti tutarı 427 milyar TL’dir. 2024’te bu tutarın 1 trilyona ulaşması beklenmektedir. Belediyeler kâr amaçlı özel şirket ya da patron kuruluşları değil, kamu kurumlarıdır. Bir kamu kuruluşunun (SGK) diğerine (belediye) alacağından ötürü icra getirmesi, haciz uygulaması, taşınmazlarına el koyması basiretli ve dürüst kamu yönetimi ilkeleri açısından kabul edilemez.

İktidarın SGK alacakları bahanesiyle muhalefet belediyelerine karşı izlediği tutum, hiçbir iktidar döneminde örneği olmayan bir yaklaşımdır. SGK alacağı bahanesiyle kamu hizmetinin engellenmesi, halkın hizmet alma hakkının elinden alınması, ortak kent yaşamı ve temel insani ihtiyaçların karşılanması yönünden de siyasi amaçla kamusal güç ve yetkilerin kötüye kullanımından öte bir şey değildir!

Anayasa Mahkemesi (AYM) daha önce iki kez ‘hak ihlali’ kararı verdiği tutuklu Hatay Milletvekili Can Atalay’ın, Yargıtay kararıyla vekilliğinin düşürülmesinin de anayasaya aykırı ve ‘yok hükmünde’ olduğuna karar verdi. TBMM’nin ve seçilmiş vekillerin hukukunu, saygınlığını, milletin egemenliğini korumakla görevli TBMM Başkanı, AYM kararının gereğini yapmalıdır.

Gezi Parkı protestoları nedeniyle hakkında açılan dava sonrası gözaltına alınarak tutuklanan ancak hakkındaki hüküm kesinleşmeden 14 Mayıs 2023 seçimlerinde Hatay’dan milletvekili seçilen Can Atalay ile ilgili süreç, AYM’nin geçen hafta verdiği karar ile yeni bir hukuki boyuta taşındı.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçilme yeterliliğine sahip olduğunu tespit ederek aday olmasını uygun bulduğu Atalay, seçimi kazanarak dokunulmazlık elde ettiği halde serbest bırakılmaksızın adli yargıdaki yargılama ve Yargıtay’daki temyiz süreçleri devam ettirilerek hakkında hüküm verildi.

AYM’nin daha önce söz konusu yargısal süreçlerle ilgili olarak açılan davalarda iki kez ‘hak ihlali’ kararı vermesi ve derhal serbest bırakılmasını kararlaştırmasına rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM kararlarını uygulamayı reddederek anayasamızın emredici hükümlerini yok saydı. Yargıdaki siyasallaşmanın en somut görüntüsünü yansıtan bu yaklaşım, iktidar ittifakının liderleri tarafından övülerek desteklendi. Yargı üzerindeki siyaset gölgesinin sözcülüğünü yapan Cumhurbaşkanı Hukuk İşleri Başdanışmanı da anayasamızın ‘bağımsız ve tarafsız yargı’ ilkesi yerine ‘Milli Yargı’ diye bir kavram ortaya atarak, yüksek yargı üzerinde ayrıştırıcı bir söylemi sürdürdü. Bu yaklaşım, haksızlık ve adaletsizlikler karşısındaki son anayasal güvencesi olan yargı sisteminin nasıl siyasallaştırıldığını, iktidarın amaç ve hedefleri doğrultusunda yönlendirildiğini somutlaştırdı. TBMM Başkanı da bu siyasi baskılara boyun eğerek, Yargıtay kararını TBMM Genel Kurulunda okutup, Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine, seçilme ve Hatay halkını temsil hakkının çiğnenmesine olanak sağladı. Şimdi gelinen aşamada AYM vekilliğin düşürülmesine karşı açılan davada TBMM Genel Kurulunda yapılan işlemin ve vekilliğin düşürülmesinin ‘yok hükmünde’ olduğuna karar verdi.

AYM’nin oy çokluğuyla aldığı gerekçeli kararın yayınlanmasının hemen ardından yapılması gereken tek işlem Can Atalay’ın tüm haklarının ve dokunulmazlığının iadesi, serbest bırakılarak TBMM Genel Kurulunda yemin edip görevine başlamasının sağlanmasıdır.

AYM kararlarının Cumhurbaşkanı, TBMM, Yargıtay da dahil tüm devlet kurumları, birimleri, yetkilileri açısından kesin ve bağlayıcı olduğunu hükmeden anayasa ilkesinin bir kez daha çiğnenmesine, yargının saygınlığının tümüyle zedelenmesine izin verilmemelidir.

TBMM Başkanının yetkisini kullanarak hemen yapması gereken görev, AYM kararının gereğini yerine getirmek, Hatay halkının seçtiği Milletvekili Can Atalay’ın milletin verdiği görevi yapmasına ve TBMM çatısı altına dönmesine imkân sağlamaktır.

2024 yılsonu için enflasyon hedefinin tutmayacağı temmuz ve ağustosta elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 38’lik zamlarla kesinleşti. Cumhurbaşkanı ve ekonomi yönetiminin algı ve aldatmacadan ibaret ‘dezenflasyon süreci başladı’ söylemleriyle milyonlarca işçi, çiftçi, memur, emekli mağdur edildi!

1 Temmuz’da Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) artışlarıyla akaryakıttan ekmeğe, alkollü içeceklerden tütün mamulleri ve ulaşıma, internetten cep telefonu tarifelerine kadar tüm mal ve hizmetlere zincirleme zamlar yapıldı. Yine 1 Temmuz itibarıyla elektriğe yapılan yüzde 38 zam sonrası ikinci dalga zam ve fiyat artışları devreye girdi. İktidar ve ekonomi yönetimi temmuza yığdığı vergi ve fiyat artışlarıyla, ocak-haziran dönemi 6 aylık enflasyonun düşük çıkmasını sağlayarak, 1 Temmuzdaki maaşlara daha az zam verilmesine gerekçe yarattı.

TÜİK’in 5 Ağustos’ta açıklayacağı temmuz enflasyonunun en az yüzde 3-3,5 olması söz konusu. Bunun sadece 1,5 puanı enflasyon sepetindeki ağırlığı nedeniyle yüzde 38’lik elektrik zammından gelecek. Ulaşım, iletişim, ÖTV artışları, içki-sigara zamları da temmuzdaki aylık enflasyonu yukarı çekecek. İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) öncü gösterge niteliğindeki temmuz ayı İstanbul enflasyonu yüzde 4,21 oldu.

Elektriğin ardından 1 Ağustos’ta doğalgaz tarifesine yüzde 38 zam yapıldı. Elektrik, doğalgaz ve akaryakıt zamları zincirleme şekilde yüzlerce mal ve hizmetin fiyatlarına zam olarak yansıyacak. İşletmeler ve üreticiler sattıkları ürünlerin verdikleri hizmetin fiyatına bu zamları en az yüzde 38 oranında fiyat artışı olarak yansıtacaklar ya da elektik-doğalgaz zamlarını fırsat bilip daha yüksek fiyat artışına gidecekler. Doğalgaz zammı da enflasyon sepetindeki ağırlığı nedeniyle ağustos enflasyonunu otomatik olarak yüzde 1 artıracak. Diğer zincirleme zamlarla birlikte ağustos ayı enflasyonunun yüzde 2-2,5 oranında gerçekleşmesi kaçınılmaz. Yüzde 19’luk memur zammı ve yüzde 24,7’lik SGK emekli aylık artışının yaklaşık 5-5,5 puanı temmuz-ağustos enflasyonuyla geri alınırken, zam yapılmayan asgari ücret ise 2 ayda en az yüzde 5-5,5 daha eriyecek.

Haziranda yüzde 71 olan yıllık enflasyon, temmuz ve ağustosta baz etkisiyle yüzde 55-60’a gerilese bile aylık enflasyondaki tırmanış, yapılan zam ve ÖTV artışlarıyla fiyatlar yükselmeye, ücret ve maaşlar erimeye, milyonlarca dar gelirli enflasyon altında ezilmeye devam edecek. Ekonomideki tablo Orta Vadeli Program’da (OVP) yılbaşında yüzde 33 olan, ikinci enflasyon raporunda yüzde 38’e yükseltilen yılsonu enflasyon hedefinin ciddi oranda aşılacağını ortaya koydu. OVP’nin öngördüğü enflasyon hedefleri de bugünden anlamını yitirdi. Merkez Bankası Başkanının 8 Ağustos’ta açıklayacağı 2024 3. Enflasyon Raporunda büyük ihtimalle yüzde 38’lik yılsonu hedefi yükseltilecek.

2024-2026 dönemi OVP ve Merkez Bankası’nın enflasyon raporlarındaki enflasyon ve diğer makro ekonomik hedefler boşlukta kalırken, iktidar ve ekonomi yönetimi kendileri dışında kimsenin inanmadığı bu hedefleri esas alarak tüm ülkeyi ağır bir ekonomik yıkım ve krize sürüklüyor!

İSO’nun Satın Alma Yöneticileri endeksi ve MÜSİAD’ın Satın Alma Müdürleri Endeksi sanayinin üretim düşüşü ve daralma sürecine girdiğini, satış ve yeni siparişlerin durma noktasına geldiğini, istihdamın azaldığını, işten çıkartmaların arttığını işaret ediyor. Tüm sektörlerde dev bir durgunluk ve işsizlik dalgasının sinyalini veriyor!

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Satın Alma Yöneticileri (PMI) Endeksi, temmuz ayında son 20 ayın en düşük seviyesine gerileyerek ekonomik küçülme açısından kırmızı alarm verdi. Haziranda 47,9 puanda olan PMI Endeksi, temmuzda 47,2 seviyesine indi. Sanayi sektörünün tüm dallarında üretim düşüşü ve yavaşlamanın yerini daralmaya bıraktığını gösteren PMI Endeksi yeni siparişlerde azalmanın yanı sıra, istihdamdaki düşüşün son 21 ayın en yüksek hızına ulaştığını, işten çıkartmaların yayıldığını, üretim hacminin olumsuz seviyeye indiğini ortaya koydu.

İSO-PMI Endeksi temmuz sonuçları izlenen 10 sanayi sektörünün tümünde yeni siparişlerin yavaşladığını, iç ve dış talebin zayıfladığını, hazır giyim ve deri konfeksiyonda üretimin daraldığını gösterdi. Temmuzda girdi maliyetlerindeki artış hazirana göre hızlanırken iç siparişlerdeki azalma, ihracat siparişlerinde ve üretimdeki yavaşlamaya paralel olarak sanayicilerin üretime dönük girdi ve hammadde alımları inişe geçti.

Yeni sipariş ve talep koşullarındaki zayıflama, imalat sanayii üretim düzeyi Kasım 2022’den bu yana en yüksek gerileme düzeyine ulaştı. Tedarikçilerin teslimat süreleri temmuz ayında da uzamaya devam etti. Gıda sanayi dışında tüm sektörlerdeki firmalar temmuzda üretim ve istihdamı azaltma yoluna gitti.

Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin (MÜSİAD) temmuz ayı Satın Alma Müdürleri (SAMEKS) endeksi de sanayi, hizmetler ve hemen tüm sektörlerde İSO-PMI’deki olumsuzlukları ve krize giden gelişmeleri teyit ediyor. Temmuzda hazirana göre 9,3 puan azalarak 45,6’ya inen ve referans değer olan 50’nin altına düşen SAMEKS’te hizmet sektöründeki gerileme 10,9 puan, sanayi sektöründeki gerileme 4,3 puan oldu. MÜSİAD’ın açıkladığı göstergelere göre hizmet sektöründe girdi alımlarının hızlı bir şekilde ivme kaybetmesine paralel olarak iş hacminde daralma kaydedildi.

MÜSİAD’ın açıklamasında tüm bu gelişmelerin temmuzda ekonomik faaliyetlerin hızla yavaşladığını ve durgunluğa girildiğini işaret ettiği vurgulandı. MÜSİAD’ın SAMEKS endeksi alt göstergelerinde sanayi sektörü genelinde negatif görünümün yayıldığı gözlenirken, istihdam endeksinin 7 puan azalarak 48,2 puana inmesi, istihdamda düşüşü ve işten çıkartmalarda artışı gösteriyor. SAMEKS Hizmet Sektörü Endeksi ise temmuzda 10,9 puan azalarak 46,3’e indi. Sanayi ve hizmetler sektörünün aylık röntgenini çekme amaçlı SAMEKS endeksi temmuz sonuçları da tüm sektörlerde ağır krize yol açtığını gösteriyor.

Ortada somut bir yapısal program olmadan alınan günü birlik kararlarla yürütülen ekonomi politikalarının olumsuz etkilerinin daha da ağırlaşacağı, ekonominin ağır bir krize ve toplumun kitlesel yoksullaşmaya sürükleneceği anlaşılıyor!

Türkiye Bankalar Birliği ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun temmuz verilerine göre bireysel kredi kartı borçları 1,5 trilyon liraya yükseldi. Ekonomi ve ticarette, şirketlerin ödeme-tahsilat zincirinde kırılma işaretleri artıyor. Karşılıksız çek sayısı yüzde 150, ödenemeyen çeklerin tutarı yüzde 250 arttı!

Merkez Bankası (MB) politika faizinin aylardır yüzde 50’de sabit tutulması, bireysel ve ticari kredi faizleri ile kredi kartı faizlerini olağanüstü seviyelere yükseltirken, geri ödenemeyen kredi ve kredi kartı borçlarında adeta patlama yaşanıyor. İşletmelerin ticari kredi kullanmak yerine özkaynaklarıyla ayakta kalma, varlıklarını satma ya da üretim ve istihdamı azaltma yoluna giderek süreci yönetmeye çalıştıkları gözlenirken, bireysel kredi kartı borçlarının çevrilmesinde ağır bir kriz dönemi yaklaşıyor. Kredi kartından nakit çekiş ve kredi kartına taksit olanaklarının kısıtlanması yanında, asgari ödeme limitlerinin yükseltilmesi, aylık kredi kartı faizinin yüzde 4,95’e, gecikme faizinin yüzde 5’e yükselmesi, kredi kartıyla çarkını döndürmeye çalışan milyonlarca kişiyi ağır borç ve faiz yükü altına sürükledi. Kredi kartı borçları, 1,5 trilyon liraya dayandı.

Bireysel tüketici ve ihtiyaç kredisi faizlerinin yüzde 70’i aşması yanında kısa süre öncesine kadar 36 ay olan bireysel kredi vadesi 100 bin TL’ye kadar olan kredilerde 12 ayla sınırlandırıldı. Dolayısıyla 100-150 bin TL arası ihtiyaç kredisinin aylık taksiti 19 bin TL’ye 12 ay sonundaki ödeme tutarı 228 bin liraya ulaştı. Ticari kredilerde de benzer faiz, vade ve geri ödeme sisteminden dolayı kredi talebinde ciddi düşüş yaşanıyor.

Banka ve finans kesiminde bireysel, ticari kredi yanında bireysel kredi kartı borçlarında oluşan ağır ve riskli tablo, ekonomik faaliyetlerdeki alternatif ödeme ve tahsilat sistemlerinde kırılganlık riskini büyütmüş durumda. TBB ve BDDK’nın Riskli alacaklar tablosu hızla kabarırken, Takasbank’ın çek-senet tahsilinde ibraz edilen çeklerin karşılıksız çıkma oranı katlanarak yükseliyor.

Merkez Bankası (MB) Elektronik Veri Dağıtım Sisteminde (EVDS) yer alan Takasbank Temmuz 2024 rakamlarına göre, haziran ayında 10 bin 546 olan karşılıksız çek sayısı temmuzda yüzde 149,9 oranında artarak 26 bin 351 adete yükseldi. Karşılıksız çıkan çeklerin bir ayda böylesine yüksek artış göstermesi, ekonominin genelinde büyük bir ödeme krizini işaret ediyor. Takasbank verilerindeki rakamlar haziranda 6 milyar 450 milyon TL olan karşılıksız çek tutarının temmuzda yaklaşık 2,5 kat artarak 15 milyar 770 milyon liraya yükseldiğini gösteriyor. İbraz edilen toplam çek sayısı ise haziranda 614 bin 764 iken, temmuzda 1 milyon 472 bin 257 adete ulaştı. İşleme konulan çeklerin toplam tutarı da 307,4 milyar liradan yaklaşık yüzde 100 artışla 606,3 milyar liraya çıktı.

Karşılıksız çek adedi ve tutarındaki artışla, ödeme-borç-tahsilat zinciri kırılma noktasına ilerliyor. Ödeme zincirinin kopması halinde yüzlerce, binlerce işletme darboğaza girecek, icra-hacizle karşılaşacak. Kapanan, faaliyetine son veren şirket sayısında aylardır süren kesintisiz yükseliş daha ileri ve tehlikeli boyutlara ulaşacak!

2024-2026 Hayvancılık Destek Planı ithal canlı hayvan ve et, süt, yem, mera sorunlarını çözmekten uzak ve daha ciddi sorunlara zemin yaratacak niteliktedir. Diğer destekler 2024’te başlatılırken çiğ süt desteğinin 2025’te başlatılması, iktidarın hayvancılığın gerçek sorunlarına duyarsız kaldığını gösteriyor!

2024-2026 Hayvancılık Destekleri Programı 26 Temmuz’da yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla yürürlüğe konuldu. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı bürokratlarının sorunları bizzat yaşayan üreticiden-besiciden kopuk şekilde hazırladığı anlaşılan üç yıllık destek planı, sorunları çözmeyeceği gibi ülke kaynaklarının israfına ve sorunların daha da ağırlaşmasına neden olacak. Besicileri, katsayı ve performans kriterleriyle ağır bürokratik işlemlere boğan düzenlemeler içeren planı ‘devrim’ diye nitelendiren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, gerçekleri görmek istemiyor.

Uygulamaya giren plana göre hayvancılıkta ‘temel destek’ olarak nitelendirilen buzağı başına destek ödemesi 2023’te 750 TL iken bu yıl bin liraya çıkartılıyor. Bu yıl ilk kez manda yavrusu malak da aynı destek kapsamına alınıyor. Yüzde 70’i aşan enflasyon, yem fiyatlarında yüzde 400’e varan artış karşısında buzağı desteğinin yüzde 30 artırılması, gayri ciddi bir yaklaşımdır. Hayvancılığın yükünü en fazla çeken, en zor ekonomik şartlarda besicilik yapan aile işletmelerine verilen desteğin 20 baş hayvanla sınırlandırılması küçük işletmeleri yok etmek, aile besiciliğini bitirmektir. Sahibi kadın ve gençler olan besicilik işletmelerine buzağı başına 700 TL ilave destek verilmesi olumlu bir adım olmakla birlikte kadın ve gençleri kırsal alana çekmekte yetersizdir.

Varlığı ve sayısı hızla azalan mandalar için 2023’te verilen dişi manda desteğinin 2024 kararnamesinde kaldırılması, desteğinin sadece malakla (manda yavrusu) sınırlandırılması, hayvancılığa destek amacından uzak bir uygulamadır. 2023’te uygulanan düve (genç, dişi ve henüz doğum yapmamış inek) desteğinin 2024’te tümden kaldırılması, sözde hayvan varlığı, sayısı ve çiğ süt üretimini artırmayı amaçlayan üç yıllık planın en büyük çelişkilerinden birisidir. Bu karar aynı zamanda canlı düve ithalatına devam edileceğini, yüz milyonlarca dolar kaynağın yurt dışına akıtılacağını göstermektedir.

Küçük baş hayvanlarda en fazla 100 koyun ve keçiye sahip işletmelerde sadece kuzu ve oğlaklar için hayvan başına 200 TL destek verilmesi, et ve süt üretiminde küçük baş hayvancılığın geri plana itildiğini işaret ediyor. Önceki dönemlerde var olan pek çok destek kaldırılırken, getirilen destekler enflasyonun altında ve yetersiz.

Hayvancılığın başta gelen temel sorunu ucuz yem, ot, saman, mera ve otlaklar için destek ve çözüm yok.

Hayvancılıkta dışa bağımlılığı azaltmayan, yem, et, sütte fiyat artışlarının önüne geçerek yerli besiciyi kalkındıracak destekler içermeyen, tüketiciye ucuz ve sağlıklı et ve süt ürünleri sağlamaktan ve temel sorunları çözmekten uzak bu 3 yıllık program devrim değil, ülke hayvancılığına yapılmış karşı devrimdir!

İsrail’in Tahran, Beyrut ve Gazze’de düzenlediği eş zamanlı suikastlar; savaşı İran, Lübnan, Suriye ve Yemen’e yaymayı hedefleyen bölgesel savaş stratejisinin adımları olabilir. Başbakan Binyamin Netanyahu Gazze’de ateşkes ve barış istemediğini, ABD’nin tam desteğini arkasına aldığını gösterdi!

10 aydır Gazze’deki kanlı katliamlar ve soykırıma rağmen ABD Kongresinde yaptığı konuşmada defalarca alkışlanıp övgüler alan İsrail Başbakanı Netanyahu’nun savaşı daha ileriye taşıyacak adımlar atmakta sakınca görmediği anlaşılıyor.

Geçen hafta eş zamanlı olarak Tahran, Beyrut ve Gazze’de gerçekleştirilen suikastlar ABD’de görev süresinin dolmasına aylar kalan Joe Biden yönetiminin İsrail’e verdiği kayıtsız-koşulsuz desteğin ve batılı ülkelerin masum sivillerin katledilmesine karşı sergilediği insanlık dışı duyarsızlığın sonucudur.

İsrail’in aylardır sürdürdüğü soykırım ve sivil katliamlarına karşı Türkiye ve İran dışındaki bölge ülkelerinin neredeyse tamamının suskun kalması, Arap ülkelerinin bazı arabuluculuk girişimleri dışında Filistinlilerin yanında yer almaktan geri durması, İsrail’i katliamlarını ve savaşı genişletmeye yönlendirdi.

Geçen hafta İran’ın başkenti Tahran’da suikastla öldürülen Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye ile aynı gün Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki saldırıda Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür, suikasta uğrayarak yaşamını yitirdi. Bu iki suikastın hemen ardından İsrail, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları komutanı Muhammed Deif’in Gazze’de öldürüldüğünü duyurdu.

Hamas'ın siyasi lideri İsmail Haniye'nin İran'ın başkenti Tahran'da uğradığı suikast sonucu öldürülmesi, bölgede tansiyonu büyük ölçüde arttırdı.

Haniye’nin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak için Tahran’a gelmesi ve burada bir suikast ile öldürülmesi İran’ı zora soktu!

Haniye’nin Tahran’da ve üstelik İran Devrim Muhafızları’nın korumasındaki konutta suikasta uğraması İran istihbaratı ve savunmasının zafiyeti yanında İsrail’in İran’a meydan okuması olarak görülmelidir.

İsrail medyasında suikastın ‘İran içinden’ gerçekleştirildiği’ haberlerinin yer alması, İsrail istihbaratının İran Devrim Muhafızları, İran istihbaratı ve Haniye’nin yakın korumalarının içine sızdığını işaret ediyor.

İran yönetiminin başlattığı soruşturmada İran Cumhurbaşkanının korumasını da sağlayan özel güvenlik birimlerinin komutanı da dahil olmak üzere 25 kişinin ‘dış istihbaratlarla iş birliği’ iddiasıyla tutuklanması, bu haberleri doğruluyor.

Ayrıca İsrail, bu suikastla ABD ile İran’ı savaşa çekmeyi öngörüyor olabilir.

Tüm bu suikast ve saldırıların Başbakan Netanyahu’nun ABD ziyareti ardından gerçekleşmesi, İsrail’in, İran, Lübnan, Yemen ve diğer bölge ülkelerinden gelebilecek tehdit ve savaş ihtimaline karşı ABD’den güvence aldığı şeklinde yorumlanabilir.

Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın İsrail’in kendilerini suikasttan haberdar etmediğini ancak bu eylem sonrası bir savaş ya da saldırı olması halinde İsrail’in yanında duracaklarını açıklaması ABD’nin İsrail’e koşulsuz destek ifadesi olarak görülmelidir. ABD’nin İsrail’e yeni savaş uçağı filoları ve savaş gemileri göndermesi de bunu doğruluyor.

Bu suikastlar İsrail’in Gazze’deki soykırımı durdurma, ateşkes vb. niyetinin olmadığını, barışı düşünmediğini, savaşı İran, Lübnan, Yemen ve Suriye’ye yayarak bölgesel düzeye çıkartmayı hedeflediğini düşündürüyor.

İsrail’in bölgede topyekûn bir savaş çıkartarak ABD ve batılı ülkeleri, hatta NATO’yu kendi yanında savaş çekmek istediği, planlarını buna göre kurguladığı öngörülebilir.

Ancak İsrail Başbakanı Netanyahu’nun savaş kabinesi 10 aydır yaklaşık 50 bin kişiyi katlettiği Gazze’yi yerle bir etmesine rağmen Hamas liderlerini ele geçiremediği gibi bir kısmı hariç İsrailli rehineleri kurtaramadı. Direniş eksenini kıramadı.

Bu tablo Netanyahu hükümeti üzerinde büyük bir kamuoyu baskısı ve acil ateşkes talebi yaratmış durumda.

Hamas da dahil olmak üzere Filistinli 14 siyasi ve askeri grubun Çin aracılığıyla bir araya gelip Filistin’de seçim, Gazze’nin yeniden imarı ve ortak yönetim vb. konularında Pekin Mutabakatını imzalamalarının, İsrail’i bu suikastlara yönlendirdiği anlaşılıyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun olası ateşkes durumunda; Gazze’nin yeni yapılanması ve yönetimini şekillendirmek amacıyla Hamas ve Hizbullah’ı dağıtmak, lider kadrolarını tasfiye edip başsız ve güçsüz kılmak istediği, Gazze’de kendi kontrolünde bir yönetim oluşumu planladığı öngörülebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Karabağ’a, Libya’ya nasıl girdiysek İsrail’e de gireriz’ sözleri, Azerbaycan’dan gelen tepkinin yanı sıra, gerçeklikten uzak bir gündem değiştirme ve hamaset söylemidir. Suriye, Libya, son olarak Somali’de askeri güç bulundurmanın yarattığı sıkıntılar büyürken İsrail ile savaş ve cephe açma iddiası, Türkiye’nin ciddiyetini ve sözünün ağırlığını erozyona uğratmaktır!

Bir süre önce İsrail’in hedefinin Anadolu’yu işgal etmek olduğunu öne süren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamas’ı Kuvay-i Milliye diye nitelendirerek, İsrail işgaline karşı öncü kuvvet mücadelesi verdiğini ifade etmişti. Erdoğan, partisinin Rize’de düzenlediği toplantıda Türk Ordusunun İsrail’e girebileceğini dile getirerek ‘Karabağ’a, Libya’ya nasıl girdiysek, İsrail’e de benzerini yaparız’ dedi. Cumhurbaşkanının bu sözleri iktidar medyasında bile fazla ciddiye alınmadığı için manşet olamadı. Gerek içeride gerekse dışarıda fazla önemsenmeyen bu ifadelere ilk tepki Azerbaycan Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığından geldi. Azerbaycan Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada; ‘Karabağ savaşında yabancı devletlerin silahlı kuvvetleri personelinin yer aldığına dair iddiaların asılsız olduğu, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin restorasyonu için verilen mücadelede yalnızca Azerbaycan ordusunun görev aldığı’ belirtildi. Kardeş ülke Azerbaycan’ın bile diplomatik nezaket diliyle tekzip edip tepki gösterdiği bu ifadeler Cumhurbaşkanının sözlerinin tamamıyla iç kamuoyuna dönük, gündem değiştirme amaçlı bir hamaset söylemi olduğunu apaçık ortaya koyuyor.

Cumhurbaşkanı tıpkı şimdi İsrail için ifade ettiği gibi bir süre önce de Yunanistan’a ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ sözlerini kullanmıştı. Ancak bu açıklamalar sonrasında Atina’ya yaptığı ziyarette, Yunanistan ve Türkiye’nin düşman olmadığını, dost olarak gördüklerini, sözlerinin çarpıtıldığını söyledi. TSK’nın üslendiği Suriye ile başlatılan normalleşme müzakerelerinin öncelikli koşulu da yine Türk askerlerinin Suriye topraklarından çekilmesi. Yıllardır Suriye’deki TSK varlığına rağmen gelinen aşamada ortaya çıkan tablo PYD-YPG-SDG’nin ABD desteğiyle kurduğu özerk Kürt yönetimleri, HTŞ gibi cihatçı terör örgütlerinin kontrolüne giren İdlib ve diğer yerleşimler, Türk bayrağı yakan, Türk Tırlarına saldıran ÖSO-SMO gibi silahlı oluşumlar oldu. İktidar, yıllardır bazı komşu ülkelerle ya da bölge ülkeleriyle yaşanan sıkıntıları askeri güç söylemleriyle bertaraf etme yöntemini devreye sokarken sonrasında Türkiye, bu adımların olumsuz sonuçlarıyla karşılaşıyor. Ortadoğu bölgesinde Arap ülkelerinin İsrail ile değil birbirleriyle sorun yaşadığı ya da çatıştığı bir ortamda İsrail’le savaş ve cephe açma ilanı, tek kişi yönetiminin Dışişleri’ni yok sayıp dış politikayı iç siyaset malzemesi yapma zihniyetinin dışa vurumudur.    

Somali’de görev süresi 2 yıl uzatılan Türk donanması, Somali ile bu ülkeden ayrılan Somaliland arasındaki tartışmalı bölgede görev yapacak. Somaliland Dışişleri Bakanlığı, karasularına Türk donanmasının yerleştirilmesini reddettiğini açıkladı. Yakında Afrika’da yeni sorunlarla karşılaşılacağını işaret eden bu gelişme, iktidarın askeri güç kullanma politikalarının ve diplomasiyi, dış politikayı hamasetle eş tutan öngörüsüz adımlarının sonucudur.  

Önceki Haber
İsrail Konsolosluğu'na yürüyen grup: "Erdoğan soykırım vanalarını kapat" pankartı açtı
Sonraki Haber
Yargıtay’ın cezalarını onadığı Atatürkçü komutanlara hapis yolu:

İlgili Haberler:


Notice: Trying to access array offset on value of type bool in /home/u418159325/domains/yenisoluk.com/public_html/beta.yenisoluk.com/inc/functions.php on line 15