Haber Arama

Çerez Politikası

Web sitemizde en iyi deneyimi sağlamak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi devam ettirmekle, çerezlerimizin, Gizlilik Politikamız ve Hizmet Şartlarımız'nı kabul etmiş olursunuz.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/11 Ağustos 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 11 AĞUSTOS 2024 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

11 AĞUSTOS 2024

SICAK GÜNDEM

                                                                                                                                

  1. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığının (GİB) resmi verilerinin güvenilmez olduğu, sığınmacılar konusundaki gerçek tabloyu yansıtmadığı, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıklamalarıyla ortaya çıktı.
  2. Ne zaman hayata geçirileceği belirsiz 30 milyar dolarlık yüksek teknoloji yatırımı vaadine sarılan iktidar, Türkiye’yi eğitim, bilim, teknoloji ve AR-GE’de küresel yarıştan koparıyor!

İÇ POLİTİKA                                                                                                                                            

  1. Milyonlarca asgari ücretli, 5,5 milyona yaklaşan kamu çalışanı, 16 milyon emekli temmuzda 19 bin lira olarak hesaplanan açlık sınırı ve 63 bin liraya yükselen yoksulluk sınırının belirlediği çizgide yaşam mücadelesi veriyor!
  2. Siyasi talimatla Bilgi Teknolojileri Kurumu tarafından uygulamaya konulan internet ve erişim yasakları, iktidarın ifade ve iletişim özgürlüğüne yönelik yasakçı zihniyetinin somut dışa

EKONOMİ                                                                                                                                              

  1. Yıllardır ifade edilen ‘orta vadede yıllık yüzde 5 enflasyon’ hedefi, hemen her enflasyon raporunda ve her Para Politikası Kurulu toplantı tutanağında yer aldığı halde 22 yıllık AKP iktidarı boyunca hiç gerçekleşmedi!
  2. Kur Korumalı Mevduata (KKM) yaklaşık iki yıl sonra getirilen stopaj kesintisi, vergisiz kazanca alışan servet sahiplerini KKM’den çıkışa yönlendirirken yeniden dövize talep hızlandı!
  3. Ekonomik Güven Endeksi (EGE) son bir yılın dip noktasına inerken alt endekslerde karamsarlık yayılıyor ve gelecek 12 aya dönük beklentiler kötüleşiyor!

TARIM                                                                                                                                                    

  1. İktidarın su kaynaklarını tahrip edici politikalarının rant uğruna yaygınlaştırılması, tarımsal sulamada vahim sonuçlara yol açtı. Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği’nden gönderilen bildirimde su olmadığı gerekçesiyle ürün ekilmemesi isteniyor!

DIŞ POLİTİKA                                                                                                                                         

  1. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun stratejilerini bölgesel savaş üzerine kurduklarını ve buna hazırlıklı olduklarını açıklaması, şiddetli ve yaygın çatışmaların artacağını gösteriyor.
  2. İktidarın borç ve dış kaynak arayışını sürdürdüğü bir aşamada ABD Ticaret Bakanlığından gelen yaptırım açıklaması, aynı zamanda ABD’nin Türkiye’ye karşı örtülü ve dolaylı bir kredi-finansman tehdidi olarak görülebilir!

Bakanının ‘geçici koruma’ statüsündeki 3 milyon 103 bin Suriyeliden 729 bininin beyan ettiği adreste bulunamadığını ifade etmesi, güvenlik ve istikrardan sorumlu kurumların görevlerini yapmadığının itirafıdır. Açığa çıkan bu tablo, iktidarın güvenlik ve istihbarat zafiyeti yanında acizlik göstergesidir.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığının (GİB) resmi verilerinin güvenilmez olduğu, sığınmacılar konusundaki gerçek tabloyu yansıtmadığı İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıklamalarıyla ortaya çıktı. İktidarın sığınmacılar konusunda kontrolü kaybettiği İçişleri Bakanı tarafından bizzat itiraf ediliyor.

Bakan Yerlikaya, GİB’in resmi verileriyle Türkiye’de ‘Geçici Sığınma’ statüsü verilen 3 milyon 103 bin Suriyeli sığınmacıdan 729 bininin GİB’e, il ve ilçelerdeki emniyet birimlerine bildirdikleri ikamet adreslerinde bulunamadıklarını ifade etti. Bunun anlamı İçişleri, emniyet, güvenlik birimlerinin sözde GİB’e kayıtlı her dört sığınmacıdan birisinin nerede olduğunun bilmediğinin itirafıdır. Beyan ettikleri adrese 90 günde dönmeyenlere 2 ay ek süre verileceği, bu sürede de ikametlerine dönmezlerse yardım, sosyal destek, eğitim, sağlık vb. haklardan yararlanamayacaklarını dile getiren Bakanın ifadeleri iktidarın tam bir acizlik içinde olduğunu gösteriyor. Aslında 90 gün süre verildiği halde adresine dönmeyenlere neden 2 ay daha ek süre verildiği sorusu yanıtlanmak zorunda. Ya da ne diye en baştan niçin 5-6 ay süre verilip, sığınmacıların keyifleri istediğinde adreslerine dönmeleri için böylesine hoşgörülü davranıldığı da sorgulanmalı.

GİB rakamlarına göre 3,1 milyon olan Suriyelilerin gerçek sayısının bunun çok üstünde olduğu, Afgan, Iraklı, İranlı, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden ve Afrika ülkelerinden gelenlerle birlikte kaçak ve kayıtlı yabancı sığınmacı sayısının 8-10 milyona ulaştığı biliniyor. 729 bini kayıtlı olduğu halde bildirdiği il-ilçede, adreste olmayanların yanında kayıt dışı, kaçak yollarla ülkeye girenlerin sayısı bilinmiyor. İçişleri Bakanının bile yüz binlercesinin ikamet adresinde olmadığını, adeta izlerini kaybettirdiğini itiraf ettiği bir ortamda iktidarın gerçek sığınmacı-mülteci-göçmen tablosundan bihaber olduğu, sürecin el yordamıyla yönetildiği anlaşılıyor. Türkiye’deki sığınmacı-kaçak-mülteci- yasa dışı göçmen vb. adlar altında yaşamını sürdüren yabancıların gerçek sayısının sorgulanması yabancı düşmanlığı değildir. İktidar 2011’den bu yana, 13 yıldır ‘ensar-muhacir’ söylemleriyle bu kişilere bütçeden ciddi kaynaklar harcıyor. İktidar hâlâ şeffaf şekilde ülkedeki gerçek yabancı göçmen sayısını açıklamadığı gibi bu kişilerin bütçe ve ekonomi üzerindeki yükünün, bugüne kadar yapılan harcamaların hesabını vermekten kaçınıyor.

karakölları    ölan    emniyetin,    jandarmanın    adresinde    bülamadıg˘ı,   ikametine

dö¨ nmeyene  yardımı   kesmek  dışında  bir  yaptırım   üygülayamadıg˘ı   yü¨z  binlerce sıg˘ınmacının açıg˘a çıkarttıg˘ı bü tablö; iktidarın liyakatsizlik, acizlik, beceriksizlik tablösüdür. Kayıtlı, kaçak ve kayıt dışı yabancı göçmen sorunu artık Türkiye’nin geleceğini tehdit eden yakıcı-yıkıcı ve acil çözüm gereken temel bir sorundur.  

Siyasi baskı, yasaklar ve ihraçlarla binlerce bilim insanını beyin göçüyle kaybeden Türkiye, Araştırma-Geliştirme (AR-GE) için bütçeden ayırdığı kaynakta da geriye gitti. Milli gelirden AR-GE’ye ayrılan pay dibe vurdu.2023 itibarıyla 45 euroya düşen kişi başına AR-GE harcaması, 275 euroluk AB ortalamasının altıda birine indi!

İktidar yüksek teknolojili yatırımları teşvik için 30 milyar dolarlık destek paketi açıklarken, resmi veriler bu söylemlerin aksini gösteriyor. Türkiye’nin AR-GE’ye bütçeden ayırdığı kaynağın her geçen yıl daha da azaldığı, bilimsel araştırma ve çalışmalarda gerilemenin yanı sıra siyasi baskı, yasaklar ve ihraçlarla bilim insanlarının ülkeden kaçışının katlanarak hızlandığını ortaya koyuyor. AR-GE çalışmaları yerine eş-dost-akraba-aile kadrolaşmasına öncelik veren üniversitelerin yanı sıra milli gelir içinde AR-GE için kullanılan kaynakların payı açısından da son sıralara indiği resmi verilere yansıyan Türkiye, Vietnam’ın, Tayvan’ın, Kamboçya’nın da gerisinde kalıyor. 2023 yılında AR-GE için milli gelirden kişi başına yapılan harcama tutarı AB ortalamasında 275 euro olurken, TÜİK’in açıkladığı tutar kişi başına 1156 TL, karşılığı ise geçen yılın ortalama euro kuru üzerinden sadece 45 euro. Türkiye ile AB ülkelerinin AR-GE’ye ayırdıkları kişi başı harcama tutarı arasındaki fark 6 kata ulaşmış durumda. Eğitim sisteminde din ağırlıklı bir ders ve öğretim sistemi öngören Türkiye Yüzyılı Maarif Sistemi, öğretmenlerinde 4 yıllık üniversite eğitimine rağmen atanabilmesi için Milli Eğitim Akademisini bitirmelerin koşulunu getiriyor.

Türkiye’de gerek orta öğretim gerekse yüksek öğretim kurumları bilimsel araştırma, çalışma, üniversite-sanayi iş birliği kapsamında AR-GE faaliyetlerinden uzaklaşırken, dünya sıralamasına girebilen Türk üniversitelerinde de ciddi gerileme söz konusu. Sayıları 2 bine yaklaşan İmam-Hatip Liselerine karşılık Fen Liselerinin sayısı 310’da kalırken, son 15 yılda merkezi bütçeden AR-GE’ye ayrılan kaynaklardaki sert gerilemeyi gösteren rakamlar, Türkiye’nin bilimsellikten, teknolojiden, araştırma, icat, buluş girişimlerinden nasıl uzaklaştığını, gerilere düştüğünü somutlaştırıyor. 2022’de yüzde 1,66 olan AR-GE harcamalarının bütçe içindeki payı 2023’te yüzde 1,38’e indi. Geçen yıl cari fiyatlarla 26,2 trilyon TL olarak açıklanan Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki AR-GE payı ise beş yıl önce 2019’da yüzde 0,45 iken 2023’te yüzde 0,38’e düştü.

Türkiye’de kişi başı AR-GE harcaması AB ortalamasının altıda birine inerken, AB içinde kişi başı AR-GE harcamasını en çok artıran ülkelerin başında yüzde 291’le Letonya geliyor. Letonya’yı yüzde 147 artışla Polonya izliyor. Düne kadar vatandaşları alışveriş için günü birlik Edirne’ye gelen Bulgaristan ise yaptığı atılımla kişi başı AR-GE harcamasında yüzde 133’le AB içinde üçüncü sırada yer alıyor.

Devletten yardım alan hane sayısı 5,3 milyona, birey sayısı 17 milyon 411 bin kişiye ulaşırken, yerel seçimde AKP oyları 16 milyonda kaldı. ‘Yardım ver oy al’ siyasetinin sonuna gelen iktidar, muhalefet belediyelerinin kaynaklarını kesmeyi mübah sayıyor!

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın son açıkladığı verilerle devletten çeşitli adlar altında yardım, destek, gıda desteği, elektrik-doğalgaz fatura desteği, evde bakım ücreti, yakacak yardımı vb. alanların sayısı 17 milyon 411 bin kişiye ulaştı. Devletten yardım alan, il ve ilçelerdeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla valilikler ve kaymakamlıklarca belirlenen muhtaç hanelerin sayısı ise 5,3 milyona yükseldi.

Gerek bireysel yardımlarla yaşamını idame ettirmeye çalışan gerekse aile bazında hanelere verilen farklı desteklerle yoksulluğunu gizlemeye çabalayan kesimler ülke nüfusunun beşte birine ulaşırken, geriye kalan yüzde 80’lik nüfusun büyük bölümü de açlık ve yoksulluk sınırı arasında sıkışmış durumda. Milyonlarca asgari ücretli, 5,5 milyona yaklaşan kamu çalışanı, 16 milyon emekli temmuzda 19 bin lira olarak hesaplanan açlık sınırı ve 63 bin liraya yükselen yoksulluk sınırının belirlediği çizgide yaşam mücadelesi veriyor.

Bugüne kadar sosyal yardımları en fazla artıran, sosyal yardımlara ve devlet yardımlarına bütçeden en büyük payı ayırmakla övünen iktidarın gerçekte izlediği bu politikaların gerisinde yatan amacı, milyonlarca haneyi veya kişiyi yoksulluğa alıştırıp, devletin vereceği yardımlara muhtaç hale getirerek oylarını alıp, iktidarını sürdürmekti.

Devlet bütçesinden sağlanan yardımları Cumhurbaşkanının ve iktidarın desteği gibi sunarak, her seçim döneminde ‘AKP giderse yardımlar kesilir, muhalefet kazanırsa tüm sosyal yardımları ve destekleri kesecekler’ kampanyasıyla halkı aldatan iktidarın bu söylemleri artık kimse tarafından ciddiye alınmadığı gibi, muhalefet belediyelerinin parti, etnik kimlik, siyasi düşünce, cinsiyet ayrımı, inanç ayrımı gözetmeksizin uygulamaya koyduğu insani ve sosyal programlar iktidarın biz gidersek bunlar biter tezini geçersiz kılıyor. Bu yüzden de hızla inandırıcılığını kaybeden, devlet yardımlarını, belediye desteklerini kendi cebinden veriyormuş algısı yıkılan iktidar, muhalefet belediyelerinin hizmetlerini engelleme, mali imkanlarını kısıtlama çabasına girişerek ilk aşamada SGK borçlarını haciz yoluyla tahsil etmeye girişti.

  • Aile ve Sösyal Hizmetler Bakanlıg˘ı’nın açıkladıg˘ı sön veriler halkın artık iktidarın algısal sö¨ ylemlerine kanmadıg˘ını gö¨ steriyör.

Türkiye’de milyonlarca kullanıcısı olan Wattpad, Instagram ve çocuk oyunları platformu Roblox’a peş peşe getirilen yasaklar internet ve iletişim özgürlüğüne, sanal- online ticarete yönelik hukuk dışı kararlardır. Özgürlük karşıtı yasakçı zihniyetini dışa vuran iktidar, yasak kararını ‘Dijital Faşizm’ söylemiyle savunuyor!

Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) tarafından uygulamaya konulan internet ve erişim yasakları, iktidarın ifade ve iletişim özgürlüğüne yönelik yasakçı zihniyetinin somut dışa vurumudur. Temmuz sonunda Wattpad’e yasak getiren BTK, ardından Türkiye’de 57 milyon kullanıcısı olan Instagram’ı yasakladı. Son olarak 15 milyon kullanıcısı olan Roblox oyun sitesi yasaklandı.

BTK’nın söz konusu yasakları siyasi talimatla uygulamaya koyduğu, Cumhurbaşkanı İletişim Başkanlığının yasakları savunan sosyal medya paylaşımlarından net biçimde anlaşılıyor. İletişim Başkanlığı Hamas Lideri İsmail Haniye suikastıyla ilgili sansür uyguladığını iddia ettiği Instagram’ın yasaklanmasını savunurken, Cumhurbaşkanıyla birlikte ortaya attıkları gerekçe dijital faşizm. Instagram’ın sansür uyguladığı iddiasına karşılık Instagram’ı komple kapatarak daha ağır bir sansürü uygulamaya koyan iktidarın dijital faşizm iddiası da gerçeklerle örtüşmüyor. Asıl amaç; otokrat ve yasakçı zihniyeti hayata geçirmek, bu platform ve mecralarda yer alan ‘eleştirel’ paylaşımları engellemek.

  • İ˙ktidar, siyasi  talimatlı  tepkisel  yasak  kararının  varacag˘ı  nöktayı  ö¨ nceden hesap Şimdi kapattıg˘ı bü siteleri yeniden açmanın pazarlıg˘ını yapıyör.

Instagram üzerinden günlük milyarlarca liralık veya dolarlık online ticaret yapıldığını, Influencer olarak adlandırılan Instagram fenomenleri üzerinden milyarlarca liralık vergi geliri elde edildiğinin farkına varan iktidarın kapatma kararından bu yana ortaya çıkan mali ve parasal kayıp yaklaşık 19 milyar TL olarak hesaplanıyor.

Türkiye’de 16 yaşından küçük 15 milyon çocuk kullanıcısı olan Roblox oyun platformu ise çocukların bilişim teknolojisi ve kişisel yaratıcılıkları kendi oyunlarını ürettiği, başka çocuklar tarafından üretilen oyunları oynadığı ve dünya genelinde 167 milyon kullanıcısı olan bir site. Bu sitenin kapatılması kararını veren Adana 6’ncı Sulh Ceza Mahkemesi, kapatma kararını ‘gecikmesinde sakınca olan haller’ maddesine dayandırdığı halde, gecikmesinde sakınca olan halin ne olduğuna yer verilmeksizin siteye erişim tümden yasaklanıyor. Bu yasağın gerisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren Arapça bir çizgi oyunun olduğu öne sürülürken, mahkeme kararında buna değinilmiyor.

Merkez Bankası’nın 2024 Yılı 3’üncü enflasyon raporunda yılsonu için yüzde 38, 2025 yılı için de yüzde 14 oranındaki enflasyon hedefini aynen koruması ve gıda fiyatlarının yatay seyrettiğinin dile getirilmesi; insanı dışlayan sadece rakama endeksli bir yaklaşımdır!

Merkez Bankası (MB) Başkanı Fatih Karahan’ın 'Enflasyon Raporu 2024-III' sunumu, bilimsel içeriği, akademik metni ve kağıt üzerindeki analizleriyle beğeni kazanırken, içerdiği tespitler, öngörülen hedefler ve insanı dışlayan yaklaşımıyla ülke gerçekliğinden kopuşu yansıtıyor.

MB Başkanı, ikinci enflasyon raporunda dile getirdiği 2024 yılsonu için yüzde 38, 2025 için yüzde 14 ve 2026 için yüzde 9 oranındaki enflasyon hedeflerini değiştirmediklerini, hedeflerin tutacağını savundu. Enflasyonun 2026 sonunda tek haneli seviyelere gerileyip yüzde 9’a düştükten sonra, orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağı vurgulandı. Yıllardır ifade edilen ‘orta vadede yıllık yüzde 5 enflasyon’ hedefi, hemen her enflasyon raporunda ve her Para Politikası Kurulu (PPK) toplantı tutanağında yer aldığı halde 22 yıllık AKP iktidarı boyunca hiç gerçekleşmedi.

Yılsonu için yüzde 38 ve azami yüzde 42 olarak önceki raporda yer verilen enflasyon hedefinin tutmayacağı temmuz enflasyon rakamlarıyla netleşmiş iken MB’nin yılsonu için aynı hedefte ısrarı, kağıt üzerinde bu oranın tutması için her zamanki gibi bazı planlar yapıldığını işaret etmektedir. TÜİK’in 5 Ağustos’ta açıkladığı temmuz verilerinde baz etkisiyle yıllık yüzde 61,78 olan enflasyon ocak-temmuz dönemi 7 ayda yüzde 28,76 oldu. Dolayısıyla MB’nin yüzde 38-42 bandındaki hedefinin tutması için kalan 5 ayda aylık enflasyonun yüzde 2’nin altında kalması, bazı aylar hiç artmaması gerekiyor. TÜİK hazirandaki zam ve vergi artışlarını temmuza erteleyerek aylık enflasyonu yüzde 1,61 açıkladı. Temmuzda hazirandan sarkan zamlar ve yüzde 38’lik elektrik zammının yansımasıyla aylık enflasyon ikiye katlanıp yüzde 3,23 oldu.

  • Ag˘üstösta dög˘algaza yapılan yü¨ zde 38 zammın etkisi de 3 Eylü¨ l’de açıklanacak rakamlarda gö¨ rü¨ lecek.

Yılsonu enflasyon hedefinin tutması için aralık ayının son haftasında yüklü zamlar ve vergi artışları yapılarak, bunun enflasyona yansıması 2025 yılı ocak ayına sarkıtılacak. Böylece yılsonu hedefi kâğıt üzerinde tutturulmuş olacak. Milyonlarca memur, emekli, asgari ücretlinin 2025 yılı Ocak zamları yılsonunda düşük çıkartılacak enflasyon üzerinden hesaplanacak.

Kur Korumalı Mevduata (KKM) yaklaşık iki yıl sonra getirilen stopaj kesintisi, vergisiz kazanca alışan servet sahiplerini KKM’den çıkışa yönlendirirken yeniden dövize talep hızlandı. Yurt içi yerleşiklerin bankalardaki döviz mevduatı bir haftada 291,3 milyon dolar artış gösterdi!

İhracatçıların dolar kurunun 37 lira olması yönündeki çağrılarına rağmen döviz kurlarını baskılamaya devam eden ekonomi yönetimi, yüksek faiz politikasını sürdürerek sıcak para girişlerindeki artışla Merkez Bankası’nın (MB) döviz rezervlerini takviye etmeye çalışıyor. Ancak olası bir faiz indirimi başladığı an Türkiye’den hızla kaçacak bu kısa vadeli yüksek kazanç girişimleri aynı zamanda kritik durumdaki ekonomi için ciddi bir risk oluşturuyor. Yüzde 50 politika faizi ile uzun süre enflasyonu ve kurları baskı altında tutmanın güçlüğü yanında yüksek faize endeksli sıcak para girişlerinin ekonomide yarattığı kanamaya daha fazla dayanılamayacağı apaçık görülüyor. Yüksek politika faizinin ticari kredi, kredi kartı ve bireysel kredi faizlerini yüzde 70’lere kadar çekmesiyle kredi talebi dip noktalara gerilerken, ekonomide durgunluk, üretimde daralma, istihdamda azalma yaşanıyor. Buna karşılık bankaların açıkladığı ikinci çeyrek ve ilk 6 aya ilişkin bilançolarda faiz gelirlerinin olağanüstü artış göstermesi uygulanan yüksek faiz politikasının banka-finans kesimine yaradığını, düşük faizle toplanan mevduatı daha yüksek faizle satan bankaların hem kârını hem de faiz kazançlarını artırdıkları gözleniyor.

Diğer yandan kurların baskılanması, KKM mevduatının da azalmasına yol açtı. Kurların düşük tutulması, KKM mevduatına ödenen kur farkı kazançlarını aşağı çekince bu hesaplardan çıkış başladı. Bugüne kadar Hazine ve Merkez Bankası tarafından KKM hesap sahiplerine ödenen kur farkı ve faiz kazançları milyarlarca dolara ulaşırken, bu kazançlardan vergi ya da stopaj kesintisi yapılmamasına son verildi. KKM uygulaması başladığında en büyük risklerden birisi bu hesaplara son verilmesi durumunda, KKM’de toplanan döviz mevduatlarının hangi yöne gideceğiydi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek KKM’de çözülmenin hızlandığını, geçen hafta 1,7 trilyon TL’ye gerileyen KKM toplamının yakında 1,5 trilyon liraya gerileyeceğini söylerken, KKM’den çıkanların yeniden döviz mevduatına yöneldiğini görmezden gelmeyi tercih ediyor. KKM’den tekrar dövize dönüş hızlandığı takdirde kurlardaki yükselişi, dövize talebi dizginlemek zorlaşacak. Bu yüzden de Merkez Bankası (MB) yüksek faizle yurt dışından sıcak para girişlerini teşvik ederek rezervleri takviye etmeye yöneldi. MB’nin döviz rezervlerindeki bu yükseliş KKM’den çıkanların döviz talebi arttığında rezerv satışlarıyla kur artışlarını frenlemek için kullanılacak. 2 Ağustos haftasında yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatlarının yeniden yükselişe geçtiği görülüyor. Bir önceki hafta 165 milyar 186 milyon dolar olan yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatları, 165 milyar 477 milyon dolara yükseldi.

Ekonomik Güven Endeksi (EGE) son bir yılın dip noktasına inerken, alt endekslerde karamsarlığın yayılması ekonomi yönetiminin öne sürdüğü ‘her şey iyiye gidiyor’ söyleminin aksini yansıtıyor. Tüm alt endekslerde gelecek 12 aya dönük beklentilerin kötüleştiği gözleniyor!

Ekonominin geneli yanında, hanelerin, bireylerin ve sektörlerin mevcut durumunu ve geleceğe dönük beklentilerini içeren güven endeksleri temmuz ayında da gerilemeye devam etti. Tüm endekslerin ortalamasını yansıtan Ekonomik Güven Endeksi (EGE) temmuz sonunda hazirana göre yüzde 1,5 daha gerileyerek 2023 Ağustosundan bu yana en düşük puan olan 94,4 seviyesine indi. Aynı zamanda uygulanan ekonomi politikalarına, alınan kararlara güven duyulup duyulmadığını gösteren endekslerde önümüzdeki 12 aya ilişkin beklentiler giderek daha da kötüleşiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayınladığı Temmuz 2024 EGE verileriyle endekslerdeki kötüleşme nisan ayından bu yana üst üste dördüncü aya girerken, gelecek 12 ayda iyileşme yönünde herhangi bir ihtimal belirtisi görünmüyor. Açıklanan verilere ve beklenti anketlerinin sonuçlarına bakıldığında temmuzda EGE yüzde 1,5 düşüş sergilerken, EGE’yi oluşturan alt endekslerde;

  • Tü¨ ketici Gü¨ ven  Endeksi  (TU¨ GE)  yü¨ zde  3,1  öranında  azalarak  75,9  deg˘erine
  • Reel Kesim-İ˙malat Sanayii Gü¨ ven Endeksi (RKGE) 98,7 püana indi.
  • Hizmet Sektö¨ rü¨  Gü¨ ven  Endeksi  (HSGE)  yü¨ zde  1,1  öranında  azalarak  114,1 püan öldü.
  • Perakende Ticaret  Sektö¨ rü¨   Gü¨ ven  Endeksi  yü¨ zde  1,5  daha  azalarak  107,1 deg˘erine
  • İ˙nşaat Sektö¨ rü¨ Gü¨ ven Endeksi yü¨ zde 0,9 öranında azalarak 87,1 püana dü¨ ştü¨ .

EGE ve alt endekslerde art arda düşüşler yaşanması gerek bireysel gerekse sektörel güvenin bir yıldan bu yana en düşük düzeye inmesi, karamsar bir tabloyu gösteriyor. Geçen yılın haziran ayından bu yana uygulanan ve bir yılını dolduran rasyonel ekonomiye geçiş programının yarattığı ağır tahribatın sonuçları gelecek döneme ilişkin ekonomik hasarın daha da büyümesinden kaygı duyulduğunu ortaya koyuyor.

Alt endekslerden TÜGE’de hanelerin ve bireylerin gelecek 12 ayda genel ekonomik durumun daha kötüye gideceği, işsizliğin artacağı, tasarruf imkânının kalmayacağı, gelir ve harcamalarının azalacağı beklentileri yükselirken, araba ve konut sahibi olma, dayanıklı tüketim malı satın alma yönündeki umut ve beklentilerin daha da kötüleşmesi ekonomi yönetimine mesaj niteliğinde.

Çukurova’da Su Birliği, üreticilere ikinci ürün ekimi yapmama uyarısında bulunurken Cumhurbaşkanı kararıyla birleştirilen 378 Su Birliği’nde atama sistemine geçilmesi, birliklerin partizanlaştırılıp politize edilmesi, sulama ücretlerinin yüzde 100 artırılması tarımda yeni bir felaketin kapısını araladı!

Tüm dünyada en yakıcı sorunlardan birisi haline gelen kuraklık nedeniyle su kaynaklarının planlı, verimli ve ekonomik kullanımı için adeta seferberlik ilan edilirken, Türkiye’de iktidarın imara açtığı dere yatakları, su kaynaklarının kirletilmesi yanında, madencilik, siyanürlü altın ve rant amaçlı kullanım vb. etkenlerle tüketilen su kaynakları tarımsal sulamada vahim bir sürece zemin hazırladı. Yenilenebilir enerjiye geçiş için dünyada fosil yakıtlar aşamalı şekilde devre dışı bırakılırken iktidar, ülkenin en verimli tarım alanlarındaki sulama kaynaklarını, ormanlarını, zeytinliklerini, derelerini linyit kömürlü termik santrallar için iktidar müteahhitlerine tahsis ediyor.

22 yıldan bu yana su kaynaklarını tahrip edici politikaların rant uğruna yaygınlaştırılması, tarımsal sulamada vahim sonuçlara yol açtı. Son olarak Çukurova’da Seyhan nehrinden yararlanan üreticilere Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği tarafından gönderilen bildirimde ‘ikinci ürün ekimi için su kalmadığı, sulama imkanı olmadığı için ikinci ürün ekimi yapılmaması’ iletildi.

Ülkemizin bir başka verimli üretim alanlarından Aydın Söke Ovasında da benzer tabloyla karşı karşıya kalan üreticilerin ürünleri kuraklık ve yeterli sulama yapılamamasından dolayı kurumaya başladı. Şanlıurfa başta olmak üzere Harran ovasında yılda üç kez üretim yapılmasını ve ürün miktarının yaklaşık 10 kat artırılmasını sağlayacak Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamındaki sulama projeleri 20 yıldır ‘kaynak yok’ bahanesiyle bekletiliyor.

Adana-Çukurova’daki üreticilere yapılan ‘su yok, güzlük (sonbaharda) ekim yapmayın’ tebligatı, iktidarın üretimi, üreticiyi yok sayan zihniyetinin vahim sonuçlarından birisidir. Güz dönemi ikinci ürün ekimi yapılmadığı takdirde soğan, sarımsak başta olmak üzere kış sebzelerinde üretim düşüşü, yokluk ve fahiş fiyatlar söz konusu olacaktır.

2018’de Cumhurbaşkanı kararıyla ülke çapındaki 378 Su Birliği tek elde toplanarak, yönetimlerin atamayla görevlendirilmesi yoluna gidildi. Altı yıldan bu yana sulama birliklerinde sürdürülen bu politika, üreticinin öncelikli ihtiyacı olan sulama sisteminin politize olmasını, su yönetiminin partizan yöneticiler elinde üreticiye hizmetten kopmasını beraberinde getirdi. Sulama Birliklerine borçlu durumdaki binlerce çiftçiye su verilmesi durdurulurken, geçmiş yıllarda sulama için verilen destekler de kaldırıldı.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun stratejilerini bölgesel savaş üzerine kurduklarını ve buna hazırlıklı olduklarını açıklaması, şiddetli ve yaygın çatışmaların artacağını gösteriyor. Hamas’ın başına askeri kanat lideri Yahya Sinwar’ın geçmesi, Türkiye’nin süreçte etkili olamadığını gösterdi!

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran, Yemen ve Lübnan Hizbullahından gelen tehditlere karşı; ‘baştan beri stratejilerini bölgesel savaş üzerine kurduklarını ve buna hazırlıklı olduklarını açıklaması, önümüzdeki günlerde savaş coğrafyasının genişlemesi, çatışmaların daha da şiddetlenerek yaygınlaşması ihtimalini güçlendiriyor.

Tahran’daki konutunda düzenlenen suikastla öldürülen Hamas lideri ve Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye suikastını gerçekleştirdiğini kabul eden İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın suikast zincirini sürdüreceğini ilan etmesi bölgesel savaş olasılığını artıran bir başka işaret. İsrail’in Haniye suikastı ile aynı gün Lübnan’daki suikastla da Hizbullah’ın önde gelen komutanlarından Fuad Şükür’ü öldürmekten beklentisi bu örgütleri zaafa uğratmak, dağılmalarına zemin hazırlamaktı.

Ortaya çıkan tablo, gelen tepkiler ve tehditler İsrail’in bu suikastlardan umduğu sonucu alamadığını, çok daha ciddi tehditlerle karşı karşıya kalacağını gösteriyor. İran’ın Haniye suikastına uygun zamanda çok sert yanıt verileceğini ilan etmesi dünyada ve bölgede endişeli bekleyişler yol açarken, ABD tarafından bölgeye gönderilen savaş uçakları ve savaş gemileri olası İran tehdidinin ABD tarafından da ciddiyetle izlendiğini ortaya koyuyor. İran destekli Lübnan Hizbullahı ve Yemen’deki Husi güçleri de İsrail’e yoğun saldırı hazırlığında olduklarını açıkladılar.

Tam bu aşamada Hamas’ın liderliğine Yahya Sinwar’ın seçildiğinin duyurulması, Hamas’ta radikalleşmenin güçlendiğini, Haniye’nin yürüttüğü ateşkes ve müzakere sürecinin yerini ‘sonuna kadar savaş’ anlayışına bıraktığını gösteriyor.

Hamas’taki lider değişikliği sonrası bölgede Hamas’ın destekçisi iki ülke olan Türkiye ve Katar liderleri Ankara’da bir araya geldi. Katar Emiri Şeyh Temim el Sani ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in Haniye suikastıyla ateşkes istemediğini bir kez daha gösterdiğini ifade etti. Hamas’ın başına Yahya Sinwar’ın gelmesi, iktidarın İhvan politikasının son halkasının da iflas ettiğini gösterdi. Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler- İhvan çizgisindeki dış politikayla Libya, Suriye, Mısır ve körfez ülkeleriyle sorunlar ve gerginlikler yaşayan iktidar, İhvan çizgisindeki Hamas’ı dışlayan diğer bölge ülkelerine karşın Katar’la birlikte Hamas’a destek veren iki ülkeden birisiydi.

İktidar batılı ülkeler ve piyasalardan kaynak ararken, ABD Ticaret Bakanlığından gelen Rusya yaptırımları uyarısının zamanlaması dikkat çekici! Rusya yaptırımlarının Türkiye üzerinden delindiğini öne süren ABD’de kasım seçimleriyle görevi devredecek Biden yönetiminin alacağı bir yaptırım kararı, ilişkilerde yeni gerginliklere yol açabilir.

Kasımdaki başkanlık seçimlerinde adaylık iddiasından vazgeçen ABD Başkanı Joe Biden’ın Başkan yardımcısı Kamala Harris’in Demokrat Parti adaylığı kesinleşti. Harris’in Başkan Yardımcısı adayı olarak ABD siyasetinin ve Demokrat Parti’nin sol kanadından Tim Walz’i seçmesi seçimi Kamala Harris’in kazanması durumunda Türkiye-ABD ilişkilerinde zorlu bir sürece neden olabilir.

Kasımdaki seçimler sonrası gelecek yılbaşında görevini yeni başkana devredecek olan mevcut Başkan Joe Biden döneminde Türkiye-ABD ilişkileri oldukça sıkıntılı bir döneme girdi. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti vb. konularda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile arasına mesafe koyan Biden yönetimiyle diyalog hemen hemen sadece askeri konularda ve özellikle NATO konusunda sürebildi. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusundaki Türkiye vetosu uzun pazarlıklarla aşılabilirken, Türkiye’ye F-16 satışı için yürütülen müzakerelerde varılan mutabakata rağmen, şu ana kadar somut bir gelişme olmadı.

Rusya-Ukrayna savaşında da Türkiye’nin izlediği tarafsızlık ve iki ülkeyle diyalogu sürdürme politikasından rahatsız olan Biden yönetimi, Türkiye’ye karşı sıklıkla ambargo ve yaptırım tehditlerini gündeme getirdi. ABD Hazine Bakanlığının bizzat Ankara’ya üst düzey yöneticilerini göndererek ilettiği uyarıların sonuncusu geçen hafta ABD Ticaret Bakan yardımcısı Matthew Axelrod tarafından dile getirildi. Rusya yaptırımlarının Türkiye üzerinden delindiği iddiasını dile getiren ABD’li Bakan Yardımcısı, Türkiye’nin bu konuda defalarca uyarıldığını belirtti. Matthew Axelrod, özellikle silah üretiminde kullanılan ABD menşeli çip hafıza kartları ve diğer elektronik malzemelerin Türkiye’den Rusya’ya gönderildiğinin tespit edildiğini, uyarılara rağmen ihracatın sürdüğünü, yaptırımların ciddi şekilde gündeme alındığını açıkladı. Türkiye’nin verdiği sözleri tutmadığını ve yaptırımların devreye gireceğini ifade etti. ABD’nin iddiası; Türkiye’nin ABD’de üretilen elektronik işlemciler, hafıza kartları, amplifikatörler ve çeşitli elektronik makinelerin aralarında yer aldığı malzemelerin re-export yoluyla Rusya’ya ihraç edildiği, bu sayede Rusya’nın füze ve insansız hava araçları üretiminde önemli aşama kaydetmesine olanak sağlandığı yönünde. ABD Ticaret Bakanlığı, Çin’in ardından Rusya’ya en fazla elektronik malzeme ihracatı yapan ülkenin Türkiye olduğunu öne sürüyor. Bu gerekçeyle 18 Türk şirketi yaptırım listesine alınırken, bu sayının daha da artacağı ifade ediliyor.

Önceki Haber
Ecevit’in bağışladığı Medine’deki 110 dönümlük arazi ve külliyenin mevcut durumu nedir?
Sonraki Haber
Yargıtay’ın cezalarını onadığı Atatürkçü komutanlara hapis yolu:

İlgili Haberler:


Notice: Trying to access array offset on value of type bool in /home/u418159325/domains/yenisoluk.com/public_html/beta.yenisoluk.com/inc/functions.php on line 15