CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 12 Mayıs 2024 tarihli raporu şöyle:
ERDOĞAN TOPRAK HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU
12 MAYIS 2024
SICAK GÜNDEM
- İktidar; Kuzey Kore, Çin, Rusya ve Gürcistan’daki otoriter düzenlemelere benzer bir düzenlemeyle yeni bir ‘suskunluk rejimi’ inşa etmeyi hedefliyor. 9’uncu Yargı Paketi’ne ‘etki ajanlığı’ suçunun eklenmesi planı, muhalefeti susturma amaçlıdır!
- Türkiye; demokrasilerin temel taşı niteliğindeki basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü endeksinde son yıllarda hızla geriye gidiyor!
İÇ POLİTİKA
- Türkiye, 2015’ten bu yana yedinci kez ‘en çok sığınmacı ve mülteciye ev sahipliği yapan ülke’ unvanıyla birinci oldu. Suriyelilere 40 milyar dolar harcamakla övünen iktidar, bugün kapı kapı borç arıyor!
- Banka kârları yüzde 44,7, şirket kârları yüzde 450 arttı. İktidar, bankaların ve şirketlerin kârlarını görmezden gelerek tüm faturayı dar gelirliye ödetmeye hazırlanıyor. Asgari ücrete sıfır zam, memur-emekli aylıklarına yüzde 25 artış!
EKONOMİ
- TÜİK, işsizliğin düştüğünü açıklarken, SGK’nın kayıtlı aktif sigortalı verileri tam aksini söylüyor. Yoksullukla baş edemeyip çalışmaya mecbur kalan emekli sayısı bir yılda 1 milyondan yaklaşık 2 milyona yükseliyor!
- Ekonomi Yönetimi, doğalgazda bedelsiz kullanımın sona ermesinin mayıs enflasyonunu yükselteceğini öngörüyor. Giyim fiyatlarında gözlenen artışın TÜFE’yi yükselttiği göz ardı ediliyor. Tutmayan enflasyon hedefine bahane üretiliyor!
- 2017 sonunda 574 milyar TL olan iç borç stoku büyük kısmı kısa vadeli olmak üzere 2024 mart sonunda 4,5 trilyon TL’ye yükseldi. İç piyasalardan euro ve altına endeksli borçlanma planı, borç bulmak için her riskin göze alındığını gösteriyor!
TARIM
- Beyaz et gibi dökme ve varilde zeytinyağı ihracatına 3 yılda 4 kez yasak getirildi. Buna rağmen zeytinyağı fiyatı gram altınla yarışıyor. İktidar, tarımda buğday hasat dönemine rağmen buğday ve hububat taban fiyatlarını açıklamıyor!
DIŞ POLİTİKA
- İsrail ordusunun ‘Refah’ kentine harekât başlatması savaşı yeni bir aşamaya taşıdı. İsrail ordusunun kuzeyde Lübnan’a girmeye hazırlandığı, savaşı yaymayı hedeflediği görülüyor!
- İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik soykırım uygulamaları, Filistin’i devlet olarak tanımaya hazırlanan AB üyelerinin sayısını artırdı. İsrail, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin öngördüğü iki devletli modeli ve Filistin Devleti’ni tanımıyor.
TBMM’ye sunulacak 9’uncu Yargı Paketi’ne ‘yeni tip casusluk’ adı altında ‘etki ajanlığı’ suçunun eklenmesi planı, muhalefet ve medyayı susturma amaçlıdır. Özgürlükçü anayasa kisvesinin gerisindeki samimiyetsizliği açığa çıkartan düzenleme, Kuzey Kore, Çin, Rusya ve Gürcistan’daki otoriter düzenlemelerin benzeridir!
İktidar medyasına sızdırılarak kamuoyu oluşturulmaya çalışılan ‘etki ajanlığı’ suçu, Kuzey Kore, Çin ve Rusya’da kapalı rejimin idamesi için kullanılan en önemli ‘siyasi silahların’ başında geliyor. Gürcistan, parlamentoda görüşülen benzer bir düzenleme nedeniyle son günlerde kitlesel protesto eylemlerine sahne oluyor. Yabancı medya kuruluşlarını bu kuruluşlarda çalışan Gürcü vatandaşlarını, yabancı vakıf, STK, kurum ve kuruluşlarla, bu kuruluşlara görüş bildiren akademisyen, muhalefet ve medya mensupları, iktidarın ekonomi, dış ve iç politikadaki karar ve uygulamalarını eleştirenleri ‘devlet aleyhine etki ajanlığı’ ile suçlamaya olanak sağlayacak yasa nedeniyle başkent Tiflis’te binlerce kişi meydanlara çıkarak, parlamentoya girmeye, yasayı engellemeye çalıştı.
Rusya’da benzer bir düzenlemeyle uluslararası haber ajansları, medya-radyo-TV kuruluşlarını yasaklandı. Buralarda çalışan Rus vatandaşlarının casuslukla suçlanmalarına yasal zemin hazırlanarak gazeteciler, akademisyenler, bilim insanları ve uzmanlar işini bırakmak ya da ülkeden ayrılmak zorunda kaldı.
İktidarın her önüne geleni terör destekçisi, seçimlerde neredeyse tüm muhalefeti terörist ilan ettiği anımsandığında, ‘etki ajanlığı’ da bu siyaseti dahada yaygınlaştırmayı amaçlayan bir yasal kılıf olacak. Adalet Bakanının ‘ihtiyaçtan doğan düzenlemeler’ dediği taslakta; ‘devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar hapis cezası ile cezalandırılacak’ deniliyor. Her türlü yoruma açık bu düzenleme, iktidarın ‘otoriterleşmeyi derinleştirme’ hazırlıklarının yeni adımı. Daha önce ilk adım ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ ile atıldı.
Örneğin ekonomik kararların halkı yoksullaştırdığını, iktidarın yabancı sermayeye istediği olanakları sağladığını ifade etmek, TÜİK verilerinin gerçeği yansıtmadığını söylemek, pazar yerlerinde artık toplayanları haber yapmak ‘kara propaganda’ gibi ucu açık bir kavramla ‘etki ajanlığı’ sayılabilecek. Yüzlerce subayın TSK’dan ihraç ve hapsine neden olan ‘Askeri Casusluk’ davalarının ‘kumpas’ olduğu ortaya çıkmıştı. Şimdi ‘etki ajanlığı’ ile benzer kumpaslara hukuki kılıf giydirilip önüne gelene ajanlık suçlaması yöneltilecek.
Bu değişiklikle TCK’da casusluk-ajanlık suçlarının kapsamı muğ lak biçimde ğenişletiliyor. Ekonomiden iç ve dış politikaya, bilimsel çalışma ve araştırmalara, haber ve yorumlara, sosyal medya paylaşımlarına vb. her alanda insanlara etki ajanlığ ı suçlaması yo neltilebilecek. Kendisini devletle o zdeşleştiren iktidar, ‘devlet aleyhine propağanda vb. ğerekçelerle yeni bir ‘suskunluk rejimi’ inşa etmeyi hedefliyor. Muhalefeti tümüyle susturma amacını açığa çıkartıyor!
Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde yedi sıra birden gerileyerek 158’inciliğe inen
Türkiye, 2024 Demokrasi Algısı Endeksi’nde de yine sonlarda yer aldı. Endekse göre Türkiye’de her beş kişiden üçü Türkiye’nin demokratik olmadığı görüşünde. Türkiye demokrasi algı sıralamasında sondan 6’ncılığa düştü!
Türkiye, 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde 165’inci sıradaydı. Bu yılki değerlendirmede, medya özgürlüğü açısından ‘çok vahim’ kategorisinde dahil edilen Türkiye ile aynı kategoride yer alan diğer ülkeler; Tacikistan, Yemen, Pakistan, Sudan ve Filistin. Demokrasilerin temel taşı niteliğindeki basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü endeksinde son yıllarda hızla geriye giden Türkiye’nin durumu 2024 Demokrasi Algı Endeksi’ndeki sıralamayla teyit edildi. Demokrasi Algısı Endeksi, dünyanın farklı kıtalarında ve bölgelerindeki 53 ülkeyi kapsıyor. Türkiye, 2024 değerlendirmesinde kapsanan 53 ülke arasında 47’nciliğe düşerek, sondan 6’ncı oldu.
Demokrasiye verilen önemi ve yurttaşların ülkelerini ne kadar demokratik bulduğu sorularına verilen yanıtların kıyaslanmasıyla belirlenen puanlamada ortaya çıkan
‘demokrasi açığı’ kriteri, Demokrasi Algı Endeksi’nin en önemli göstergelerinden birisi. 2024 endeksine göre Türkiye, demokrasi açığının en yüksek olduğu ülkelerden birisi. Demokrasi Açığı kriterinde Türkiye’den daha geride olan ülkeler Venezuela, Macaristan, Ukrayna ve Yunanistan. Demokrasi açığının en düşük olduğu ülke 11 puanla İsviçre.
Türkiye'deki anket katılımcılarından her beş kişiden üçü ülkede ‘yeterince demokrasi olmadığını’ dile getirdi. Bu sonuçla Türkiye kapsanan 53 ülke arasında 47'nci sırada yer aldı. Demokrasi algısındaki sıralamada Türkiye'nin gerisinde kalan diğer 6 ülke; İran, Endonezya, Macaristan, Yunanistan, Peru, Venezuela. Endeksin kapsadığı 53 ülke içinde ülkesinin demokratik olduğunu düşünenlerin ilk sırasında Güney Kore yer alıyor.
Türkiye, son 10 yıldan bu yana küresel ölçekte dikkatle izlenen hemen tüm ciddi ve saygın endekslerde, yıllık raporlarda altı sıralara inerken, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018’den sonra düşüş daha da hızlandı. Başta iktidarın hukuk devletinden hızla uzaklaşması, otokrat yönetim zihniyetinin ve partizanlığın her alana yayılması, devletin kurumsal yapısının ve kurumların çökertilmesi, TBMM’nin yasama ve denetim yetkisinin zayıflatılması vb. etkenler Türkiye’yi her alanda geriletirken, uluslararası saygınlığını da ciddi hasara uğrattı. AİHM ve AYM kararlarının mahkemelerce uygulanmaması Türkiye’nin saygınlığının erozyona uğramasında ve uluslararası endekslerde alt kategorilere inmesinde en önemli etkenlerin başında geliyor.
Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde bir yılda yedi sıra birden ğerileyen Tu rkiye, cezaevlerindeki tutuklu ğazeteci sayısında İ ran ve Çin ile yarışıyor. Hukukun Ü stu nlu ğ u Endeksi’nde yarğı bağ ımsızlığ ı, hukuk devleti, yarğıya siyasi mu dahale, kamu yo netiminde ve kamu harcamalarında şeffaflık, hesap verilebilirlik vb. kriterlerde de Türkiye’nin hemen her yıl birkaç sıra birden düşüş sergilemesi giderek rutin bir gerçekliğe dönüştü!
Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütü’nün 2024 raporunda en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye, yedinci kez birinci oldu. Suriyelilere 40 milyar dolar harcamakla övünen iktidar, bugün kapı kapı borç arıyor. Milyonlarca sığınmacının yükünü halka yıkanlar kendi yurttaşlarından fedakarlık istiyor!
BM Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) yayınladığı Dünya Göç Raporu’nun 2024 sonuçlarında Türkiye, 2015’ten bu yana yedinci kez ‘en çok sığınmacı ve mülteciye ev sahipliği yapan ülke’ unvanıyla birinci oldu. Rapora göre; Türkiye başta Suriyeliler olmak üzere 3 milyon 600 bin sığınmacı ve mülteciye ev sahipliği yapıyor. Göçün en yoğun yaşandığı iki insanı koridordan birincisi ABD-Meksika sınırı, ikincisi Türkiye-Suriye sınırı. En fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye’nin kendi vatandaşları Almanya’ya göç ediyor. Türkiye-Almanya insani koridoru yoğun göç sıralamasında 16’ncı.
Raporda; Suriyeli mültecilerin en fazla göç ettiği Türkiye ve ikinci sıradaki Lübnan ekonomilerinde kırılganlıkların arttığı, Lübnan’da Merkez Bankası ve bankaların iflasa sürüklendiği, Türkiye’de ise ağır ekonomik kriz, yaygın yoksullaşma, yüksek enflasyon yaşandığı vurgulanıyor. Dünya genelinde 281 milyon kişi uluslararası göçmen. Bunların 117 milyonunun savaş, doğal afet, ağır ekonomik sorunlar vb. nedenlerle göçe zorlananlardan oluştuğu tahmin ediliyor. Dünya nüfusunun yüzde 3,6’sı göçmen, sığınmacı ve mülteci konumunda. Göç ettikleri ülkelerde sosyal, kültürel, ekonomik ve demografik sorunlara, huzursuzluk ve çatışmaların ortaya çıkmasına yol açtıklarının gözlendiği dile getiriliyor. Göçmen ve sığınmacıların gittikleri ülkelerden kendi ülkelerine yaptıkları para transferlerinde önemli artışlar yaşanırken bu transferlerin sığınmacıların bulunduğu ülkelerin ekonomisinde kan kaybına neden olduğu vurgulanıyor.
✓ 2020-2022 arası ğo çmen-sığ ınmacıların, ğo ç ettikleri u lkelerden kendi u lkelerine yaptıkları do viz transferleri iki yılda yu zde 650 artarak 128 milyar dolardan 831 milyar dolara yu kseldi.
BM raporunda Türkiye’deki sığınmacıların sayısı büyük kısmı Suriyeli olmak üzere 3,6 milyon olarak yer aldı. Göç İdaresi Başkanlığının 2 Mayıs 2024 resmi verisine göre ise geçici koruma kapsamında kayıtlı Suriyeli sayısı 3 milyon 115 bin 884. Sadece İstanbul’da 500 binden fazla, Gaziantep’te 500 bine yakın Suriyeli yaşıyor.
Suriyeliler dışında farklı ülkelerden kaçak düzensiz göçmenlerin sayısı 74 bin, ikamet izni verilenlerin sayısı 1 milyon 115 bin. Resmi toplam 4,8 milyona ulaşıyor. Kayıt dışı kaçak göçmenlerle sayının 7-8 milyon olması muhtemel görünüyor.
Tu rkiye’de ikamet eden, yiyip içen, çalışan, markette alışveriş, AVM’de ticaret yapan, işyeri açıp ka r eden, konut alan, u lkesine do viz transfer eden bu milyonlarca sığ ınmacı ne milli ğelir ne enflasyon ne işsizlik ne yoksulluk ve açlık sınırı hesabında ğo ru nmu yor. Kiralardaki artışta, et fiyatının rekor kırmasında 8 milyon sığ ınmacının et tu ketiminin etkisi bilinmiyor. Hiçbir ekonomik-sosyal göstergede bu milyonlarca kişinin varlığı ve Türkiye’de yaşadığı hesaba katılmıyor!
Bankacılık sektörünün ilk çeyrek kârı yaklaşık yüzde 50 artışla 153,5 milyar TL olurken, şirket ve holding kârlarındaki artış yüzde 420-500 arasında. Buna rağmen, asgari ücrete sıfır zam, memur-emekli aylıklarında yüzde 25 artış öngörülüyor. İktidar, siyasi ve ekonomik tercihini küresel sermayeden ve zenginden yana koyuyor!
BDDK’nın verilerine göre Bankacılık Sektörü 2024 ilk üç aylık verileri şirketlerin ve bankaların kârlarında enflasyonun 4-5 katına varan oranlarda artışlar gerçekleştiğini gösteriyor. Ocak-mart döneminde banka kârları toplamı yüzde 44,7 artışla 153,5 milyar TL oldu. Geçen yıl 106,1 milyar TL idi. Ocak-nisan döneminde 4 aylık enflasyon toplamı yüzde 18,70 ocak-mart dönemi ilk üç aylık enflasyon yüzde 14,83. Bankacılık sektörü ilk üç ayda kârını gerçekleşen enflasyonun yaklaşık 3,5 katı düzeyinde artırmış.
MB’nin sektör bilançolarına ilişkin verileri ise yüksek enflasyona rağmen, reel sektör şirket ve holding kârlarının 2022 yılında yüzde 423, 2023 yılında yüzde 450-500 arasında arttığını gösteriyor. 2023’te resmi enflasyon rakamı yüzde 64,77 oranında gerçekleşmişti. Dolayısıyla yılbaşında asgari ücrete, memur ve emekli aylıklarına 2023 ‘enflasyon farkı’ olarak yüzde 49 zam yapılırken, şirket bilançolarında sektör kârları aynı dönemde enflasyonun yaklaşık 8-9 katına varan düzeyde artış göstermiş.
İktidar ve ekonomi yönetimi; enflasyonla mücadele adı altında bankaların ve şirketlerin olağanüstü kârlarını görmezden gelerek tüm faturayı, asgari ücretli, dar gelirli, memur, işçi ve emeklilere ödetmeye hazırlanıyor. Açlık sınırının altında kalan 17 bin 2 liralık asgari ücretin, yılsonuna kadar yeterli olacağını savunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 12 milyon asgari ücretlinin temmuzda ‘sıfır’ zamla yetineceğini ilan ediyor. Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanına göre yüksek enflasyonun, fahiş fiyatların, yüzde 50’ye yükseltilen faizin, kilosu 1400 TL’ye dayanan pirzolanın, 10 liraya çıkan ekmeğin tek sorumlusu, asgari ücrete, memur ve emekli maaşlarına yılbaşında yapılan zam.
Rasyonel ekonomiye geçiş programı neredeyse bir yıla yaklaşırken enflasyonda gerileme yok. Aksine enflasyonun mayıs ayında yüzde 75’e çıkarak zirve yapacağı dile getirilerek toplum buna alıştırılmaya çalışılıyor. Enflasyonun düşmesini istiyorsanız, yüzde 25 zamma razı olun, 2026’ya kadar fedakârlık yapın’ deniliyor.
Buna karşılık bankaların, holdinglerin enflasyonun 8-9 katına varan kâr artışlarından, Kur Korumalı Mevduata sıfır vergiyle ödenen yaklaşık 2 trilyonluk kur farkı ve faiz kazancından söz edilmiyor. Seçimde 16 milyon emekliye verilen 8 bin TL seyyanen zam sözü unutulduğu gibi 10 bin TL maaşla 3 bin TL bayram ikramiyesiyle yetinmeleri daha fazla ses çıkartmamaları isteniyor.
Londra ve Wall Street bankerlerinin borç vermek için talep ettikleri kararları, koşulları, verğisiz kazançları, yu ksek faiz isteklerini yerine ğetirip, bunu da topluma ‘rasyonel ekonomi proğramı’ diye sunan iktidar ve ğo reve ğetirdiğ i ekonomi yo netimi, 22 yıldır değ işmeyen siyasi ve ekonomik tercihlerini yine milyonlarca dar ğelirliden yana değ il, bir avuç yabancı ve yerli sermayedardan yana kullanıyor!
TÜİK işsizliğin düştüğünü, istihdamın arttığını söylerken, SGK verileri sigortalı çalışanların bir yılda 600 bin kişi azaldığını, Bağ-Kur’lu 117 bin esnafın kepenk kapattığını gösterdi. Halkı yoksullaştıran sefalet politikalarıyla çalışan emekli sayısı bir yılda ikiye katlanarak 920 binden 2 milyona çıktı!
TÜİK’in mart ayı istihdam ve işsizlik verilerine göre 15 ve daha yukarı yaş grubunda işsiz sayısı, bir önceki aya kıyasla 19 bin kişi azalarak 3 milyon 57 bin kişi olurken resmi işsizlik oranı 0,1 puan gerileyerek yüzde 8,6’ya indi. İşsizlik oranı geçen yılın mart ayına göre 1,4 puan azaldı. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç işsizlik oranı 0,4 puan azalışla yüzde 15,1 olurken, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 24,1. Bu da geniş tanımlı gerçek işsiz sayısının 8,2 milyon kişi olduğunu gösteriyor.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) Şubat 2024 istatistikleri ise sigortalı çalışan sayısının geçen yılın aynı ayına göre 585 bin 841 kişi azaldığını adına prim yatırılan aktif çalışanların 25 milyon 682 binden 25 milyon 96 bine gerilediğini gösteriyor. Bu sayıya muhtarlar, çıraklar, tarımda kendi adına prim yatıran sigortalılar da dahil. Kurumdan emekli, malullük, ölüm, sürekli iş görmezlik aylığı alanların sayısı dosya bazında yüzde 15,6 oranında artışla 16 milyon 154 bin 322’ye ulaştı. Ölüm aylığı alanlar açısından bir dosyada birden fazla dul ve yetim aylığı alanlar olduğu için hak sahibi kişi sayısı bunun da üzerinde. SGK’nın aktif prim ödeyen sigortalı çalışan/emekli oranının dip noktaya indiğini gösteren aktüeryal dengesi kırmızı alarm veriyor. Uluslararası kabul gören sosyal güvenlik aktüeryal dengesi kriteri 4 çalışanın 1 emekliyi finanse etmesini öngörüyor. 2024 Şubat ayı itibarıyla 1,63’e inerek tehlikeli bir seviyeye geldiğini işaret ediyor. Söz konusu denge işçileri kapsayan Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), esnaf ve çiftçileri kapsayan Bağ-Kur ve memurları kapsayan Emekli Sandığı’nın, SGK çatısı altında güvenlik sistemine dahil edildiği 2007 yılından bu yana aktüeryal dengede en dip nokta!
Şubat 2024 itibarıyla aktif sigortalıların 22 milyon 806 bin 626’sını adlarına prim ödenen zorunlu sigortalılar oluşturuyor. Bunların 16 milyon 239 bini 4/a olarak adlandırılan özel sektör çalışanı eski SSK’lılardan oluşurken, 2 milyon 456 bini 4/b olarak tanımlanan küçük esnaf. SGK mevzuatında 4/c olarak tanımlananlar ise 3 milyon 650 bini emekli sandığı kapsamındaki memur, 437 bin tarım kesimi Bağ-Kur ve 21 bin 885 muhtardan oluşuyor. Şubat rakamları 4/a kapsamındaki özel sektör sigortalı çalışan sayısının 560 bin, dükkanına kilit vuran, kepenk indiren 4/b kapsamındaki Bağ-Kurlu esnaf sayısının 117 bin 450 kişi azaldığını sergiliyor. Buna karşılık 4/c kapsamındaki memur sayısı yüzde 11,5 oranında, 376 bin 903 kişi artmış. Seçim öncesi kamuya personel alımlarıyla memur sayısı artarken; iflas eden, kapanan şirketlerin çoğalmasıyla özel sektör istihdamının düştüğü anlaşılıyor. Yine 4/c kapsamındaki Bağ-Kur sigortalı çiftçi sayısı bir yılda 49 bin 959 kişi gerilemiş.
Geçen yılın şubatında çalışan emekli sayısı 920 bin 119 kişi iken bu sayı bir yılda 988 bin 809 kişi artarak 1 milyon 908 bin 928’e yu kselmiş. Son bir yılda emekli olanların yu zde 47,4’u nun tekrar çalışmaya başladığ ını gösteren bu tablo, 10 bin TL maaşa mahkum edilen emeklilerin yaşlılıkta çalışmaya mecbur kaldığını gösteriyor!
Merkez Bankası’nın 2024 yılı 2’nci Enflasyon Raporu açıklandı. Yılsonu enflasyon hedefi yüzde 36’dan yüzde 38’e yükseldi. Mayıs’ta yıllık yüzde 75-76 oranıyla zirveye çıkacak enflasyonun sonra düşüşe geçileceği vurgulandı. Belirsizlik ve güven sorunu aşılamadığı için açıklanan yeni hedeflerin tutması güç görünüyor!
Merkez Bankası (MB) Başkanı Fatih Karahan, 9 Şubat’ta bu yılın 1’inci enflasyon raporunu açıklamıştı. İlk raporda yılsonu için yüzde 36 olan 2024 enflasyon hedefinin korunduğunu ifade eden MB Başkanı, üç ay sonraki 2’nci Enflasyon Raporunda hedefi yükseltmek zorunda kaldı. Yeni raporda daha önce yüzde 32 olan alt sınır yüzde 34’e yükseltilirken yüzde 42 olarak ilan edilen üst sınır aynı kaldı. Böylece alt ve üst sınırın ortalaması olan yılsonu hedefi de yüzde 36’dan 38’e yükseltilmiş oldu.
İktidarın ‘tüm dünyada enflasyon yüksek, fiyatlar artıyor’ tezine karşılık gerçekler böyle değil. COVID-19 salgını sonrasında hemen tüm dünyada Merkez Bankaları tedarik zincirindeki kırılmalar, özellikle gıda ve emtiada küresel fiyat artışlarının yarattığı enflasyona karşı peş peşe faiz artışı kararları alırken Türkiye’de iktidar tam tersini yaparak faiz indirimlerine gitti. ABD ve AB ülkelerinin yanı sıra savaş halindeki Rusya ve Ukrayna bile aynı yolu izleyerek enflasyonu kontrol altına aldı. AB’de nisan ayı enflasyon ortalaması yıllık yüzde 2,4’e geriledi. Şimdi Dünya Merkez Bankaları faiz indirimini gündeme alırken, Türkiye’de yine tam aksine yükselen enflasyon karşısında ‘rasyonel politikalara dönüş’ zorunluluğuyla faizler hızla artırıldı. On ayda yüzde 8,5’tan yüzde 50’ye çıktı. Buna rağmen nisanda enflasyon yüzde 69 oldu. Mayıs’ta ise MB beklentisi yıllık yüzde 75-76. Dolayısıyla MB’nin yüzde 36’lık yılsonu hedefinde yüzde 5,5 oranında revizyon ile 2 puanlık bir artış, algısal olarak düşük gibi görünse de örneğin yüzde 2,4 enflasyondan yakınan AB ülkelerinde 2 puanlık bir hedef revizyonu yüzde 50’yi aşan bir sapma anlamına geleceği için hükümetleri sarsacak bir tabloya neden olur.
İktidar, yüksek enflasyonun kanıksandığı bir toplumsal tepkisizliği uyguladığı politikaların onaylandığı şeklinde yorumlayarak enflasyon hedefini yükseltiyor. 2024 hedefini değiştiren MB, 2025 ve 2026 yılları için yüzde 15 ve yüzde 9 enflasyon hedeflerini değiştirmedi. Daha yılbaşında yüzde 36’lık yılsonu hedefinin tutmayacağı apaçık olmasına rağmen bu hedefte ısrar eden ve beş ay sonra değiştirmek zorunda kalan MB’nin 2025 ve 2026 hedeflerinin tutmayacağı şimdiden görülüyor.
MB Başkanı, asgari ücret ve maaşlara yılbaşında yapılan zamların tüketim harcamaları ve iç talebi yükselttiğini, bunun enflasyonu arttırdığını savunarak temmuzda asgari ücrete zam yapılmamasını istedi. MB’ye göre yılsonunda yüzde 38’lik hedef tutacak.
Merkez Bankası, doğ alğazda başlatılan bedelsiz kullanımın 1 Mayıs’ta sona ermesinin, TÜ FE’yi yu zde 0,7 yukarı çekerek mayıs enflasyonunu yu kselteceğ ini o nğo ru yor. Her yıl mayısta ğiyim fiyatlarında ğo zlenen yu ksek artışın da TÜ FE’yi yu kselttiğ i ğo z ardı ediliyor. Ekonomi Yönetimi, tutmayan enflasyon hedefine bahane üretirken dar gelirli milyonların mağduriyetine kılıf hazırlıyor!
Kamuda tasarruf planı yapan Hazine ve Maliye Bakanı diğer yandan artan harcamalar için iç borçlanmaya hız veriyor. Mayısta 210 milyar TL iç borçlanma öngören hazinenin iç piyasadan euro ve altına endeksli borçlanma planı, her riskin alındığını gösteriyor. 4,5 trilyona TL’ye varan iç borç stoku yeni yönetim sisteminde 9 kat arttı!
Hazine ve Maliye Bakanlığı mayısta 210,4 milyar TL yeni borçlanmaya gidecek. Farklı borçlanma enstrümanları için geçen hafta açılan ihalelerle iki günde 96 milyar TL yeni borçlanma gerçekleştirildi. Hazinenin kalan 2,5 haftada iç piyasalardan 114,4 milyar TL daha taze borç bulması gerekiyor. İç piyasalardan euro ve altına endeksli borçlanma planı, bütçenin krize girdiğinin, borç bulmak için her riskin göze alındığının işareti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kamuda harcamaların kısılması ve tasarruf için öngörülen düzenlemelerin 13 Mayıs’ta duyurulacağını ifade etti. Tasarruf ve harcamaların kısılmasından söz edilirken diğer yanda artan kamu harcamaları ve büyüyen açıklar için iç borçlanmaya hız veriliyor.
2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CHS) geçiş öncesi 2017 sonunda iç borç stoku toplamı 574 milyar TL idi. İç borç stoku büyük kısmı kısa vadeli olmak üzere 2024 mart sonunda 4,5 trilyon TL’ye yükseldi. Rakamlar, iç borç stokunun CHS’ye geçiş öncesine göre 9 kat arttığını gösteriyor. 2021 sonunda başlatılan faiz indirimi sürecine rağmen hazinenin borçlanma faizleri yükselirken, geçen hafta yapılan 96 milyar TL borçlanmada da faizler nisana göre yine yükseldi. Mayıs projeksiyonuna göre 210,4 milyar TL iç borçlanmanın 146,1 milyar TL’si vadesi gelen iç borçların ana para ve faiz ödemelerine kullanılacak. Mayısta ödenecek iç borç ana para tutarı 58,3 milyar TL, faiz 87,8 milyar TL. Hazine, mayısta vadesi gelen iç borç için ana paranın yüzde 70’ine varan tutarda faiz ödeyecek ve bunu ödemek için yeni borç alacak.
Merkez Bankası’nın (MB) politika faizini artırması, hazinenin borçlanma faizi maliyetini yükseltti. Nisanda ihraç edilen 11 ay vadeli Devlet İç Borçlanma Senetlerinde (DİBS) ortalama bileşik faiz yüzde 49,41 olurken geçen hafta ihraç edilen DİBS faizi yüzde 50,52 oldu. Aynı şekilde hazine 6 Mayıs’ta ihraç ettiği 2 yıl vadeli devlet tahvilleri için yüzde 45,09 faizle borçlanırken, aynı kâğıtların faizi nisanda yüzde 44,55 olmuştu. Hazinenin borçlanma tutarı artarken, borç faizi her yeni ihalede öncekine göre 1-1,5 puan artıyor. Nisanda altına dayalı hazine tahvili ve altına dayalı kira sertifikası ihracıyla 18,5 ton altın karşılığı iç borçlanmaya gidilmesi, borç için gözlerin karartıldığının bir başka işareti!
Yu kselen do viz ve altın fiyatları nedeniyle iç piyasalardan do viz ve altına endeksli iç borçlanmaya ara veren hazine, dışarıdan umulan sıcak para ğelmeyince yu ksek kur riskini ğo ze alıp içeriden do vize endeksli iç borçlanmaya yo neldi. MB’nin altın rezervleri teminat olarak piyasaya su ru lu p borç aranıyor. Milli gelirin beşte birine yaklaşan iç borç stoku, do viz-altın ve TÜ FE’ye endeksli borçlanmalarla durduğ u yerde kabaracak. İktidar ve ekonomi yönetiminin çılgınca borçlanması HAZİNENİN TAMTAKIR OLDUĞUNU gösteriyor!
Tarımda buğday hasat dönemine rağmen taban fiyat ilanını geciktirerek üretici tüccara teslim ediliyor. Pek çok üründe ihracat yasaklarıyla çözüm arayan iktidar, zeytinyağı ihracatına 3 yılda 4 kez yasak getirmesine rağmen zeytinyağı fiyatlarındaki artış altının gramıyla yarışıyor!
Başta buğday olmak üzere pek çok tarım ürününde hasat dönemine girildi. Üreticiler, tarlada-depolarda beklettiği ürünlerle Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıklayacağı taban fiyatı bekliyor. Üretici fiyatları ve tarımsal girdi maliyetlerindeki yıllık enflasyon yüzde 70’lere ulaştı. Taban fiyatların en az bu düzeyde artırılması, ayrıca üreticiye yeni sezonda ekim yapması için destek ve teşvik pirimi verilmesi gerekiyor.
Ancak ekonomi yönetiminin uyguladığı kesinti-kısıntı ve sıkılaştırma politikaları nedeniyle tıpkı memur ve emekli maaş zamlarında olduğu gibi tarım ürünlerinin taban fiyatlarındaki artışın da enflasyonu artıracağı gerekçesi yanında ‘kaynak yok’ bahanesiyle düşük tutulacağı anlaşılıyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) buğday taban fiyatının bir an önce açıklanarak üreticinin mağdur edilmemesini, üreticilerin tüccarın dayattığı fiyattan ürününü satmak zorunda bırakılmamasını istedi. TZOB’a göre buğdayda gübre, mazot, tohum, ilaç, işçilik vb. girdilerle geçen yıl ton başına 7.500-8 bin TL olan maliyet bu yıl 10-12 bin TL’ye ulaştı. O yüzden buğdayda ton başına en az 15 bin, kiloda 15 TL taban fiyat isteniyor. Bunun altındaki fiyatın üreticiyi mağdur edeceği, üretimden vazgeçireceği, buğday ekim alanlarını ve rekolteyi azaltacağı vurgulanıyor.
22 yıldır üreticiyi-besiciyi önemsemeyen, her sıkıştığında çözümü ithalatta arayan iktidarın yine çağrılara kulak tıkaması şaşırtıcı olmayacaktır. Geniş kesimlerden sürekli fedakarlık isterken, kaynakları Kur Korumalı Mevduata, faize, döviz garantili projelere aktaran iktidar, muhtemelen bu politikayı sürdürecektir. TBMM’de fahiş fiyat ve stokçuluk cezasını 10 kat artıran yasayla enflasyon ve fiyat artışını önlemeyi uman iktidarın ceza kesmek dışında diğer çözümü ihracat yasağı. Enflasyon ve maliyet artışıyla fiyatı yükselen ürünlere ithalatla üreticiyi terbiye etmek isteyen iktidar diğer yandan üreticiye ihracat yasağıyla çifte mağduriyet yaratıyor. Beyaz et gibi dökme ve varilde zeytinyağı ihracatına 3 yılda 4 kez yasak getirildi. Yasağa rağmen zeytinyağı fiyatı arttı. 2021, 2022’deki ihracat yasağı ardından 2023’teki yasak süresiz uzatıldı. Ayrıca zeytinyağı ihracına kiloda 20 sent fon getirildi. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nin açıklamalarına göre; ihraç yasağıyla depolarda kalan 200 bin ton dökme zeytinyağı bozulmaya başladı. İhracatta döviz kaybı 300-400 milyon dolara ulaştı. Zeytinyağı ihracına üç yılda dört kez gelen yasak, Avrupa ve ABD pazarlarının kaybedilmesi ihtimalini arttırıyor.
Zeytinyağı fiyatı gram altınla yarışıyor. Beyaz et ve zeytinyağ ında ihracata ğetirilen yasak ğo zden ğeçirilmeli, daha fazla do viz ve pazar kaybı yaşanması o nlenmelidir. İktidar, buğday ve hububat taban fiyatlarını bir an önce ilan edip üreticinin mağduriyetine son vermelidir!
İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaş ve on binlerce Filistinli sivilin öldürüldüğü katliam harekatı sekizinci aya girerken, İsrail ordusunun ‘Refah’ kentine harekât başlatması savaşı yeni bir aşamaya taşıdı. İsrail ordusunun kuzeyde Lübnan’a girmeye hazırlandığı, savaşı yaymayı hedeflediği görülüyor!
ABD Başkanı Biden’ın silah ve bomba sevkiyatını durduracaklarına ilişkin açıklamalarına rağmen Refah kentine operasyon başlatan İsrail, katliamı ileri boyutlara taşımayı ve Gazze’nin güneyinde yeni bir koridor açarak Gazze’yi bölmeyi hedefliyor. Gazze’nin en güney ucunda Mısır ve Ürdün sınırında bulunan Refah kenti, İsrail ordusunun Gazze’deki Filistinlileri kuzeyden güneye sürmesi nedeniyle yoğun göç sonucunda yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin son sığınağı haline geldi. Kentin 600 bin dolayındaki nüfusu, İsrail ordusunun harekatıyla yerlerini terk eden Filistinlilerin artan göçü sonrasında 2,5-3 milyona dayandı. Refah’ta başta gıda, içme suyu olmak üzere insani her türlü ihtiyaç açısından ağır bir kriz yaşanıyor. Mısır üzerinden insani yardım konvoylarının şehre ulaşmasını engelleyen İsrail ordusu, Hamas milislerinden kalan son birliklerin ve Hamas’ın üst düzey askeri yöneticilerinin Refah’ta toplandıklarını, başlatılan kara harekatının tamamıyla bu kişilerin imhasına yönelik olduğunu savunuyor.
AB liderleri ve ABD Başkanı Biden’ın uyarılarına rağmen İsrail Savaş Kabinesi Refah harekatına onay verdi, İsrail ordusu geçen hafta Refah’a ilerlemeye başladı. İsrail Başbakanı Netanyahu, harekatı durdurmayacaklarını ABD’nin silah desteği kesilse de kendi başlarının çaresine bakacak durumda olduklarını açıkladı.
Refah’a başlatılan harekât, İsrail içinde de protesto gösterilerine neden oldu. Başbakan Netanyahu’nun evi önünde toplanan binlerce İsrailli Netanyahu’ya rehinelerin serbest bırakılması için ateşkesi kabul etme ve istifa çağrısında bulundu. İsrail’in önde gelen gazeteleri aşırı dincilerin, Radikal Siyonist partilerin desteğiyle ayakta duran Başbakan Netanyahu’nun ateşkese evet demesi durumunda iktidardan düşme ve hakkındaki çok sayıda yolsuzluk davasından yargılanma endişesiyle ateşkese karşı çıktığını öne sürüyor.
Bu arada Refah’a yönelik harekâtı genişleten İsrail, Kuzey’de Lübnan sınırına yığınağa başladı. Refah harekatına sert tepki gösteren Lübnan Hizbullahı İsrail’in sınır bölgelerine İHA ve SİHA’ların yanı sıra roket saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu durum İsrail ordusunun Lübnan’a harekat ihtimalini artırdı. Savaşın Lübnan’a yayılması, Suriye ve İran’ın Lübnan’ın yanında yer almasını, yangının büyümesini beraberinde getirebilir. Suriye bugüne kadar İsrail’in başta Şam olmak üzere farklı şehirlere ve askeri üslere düzenlediği saldırılara karşılık vermedi. Mısır, İsrail’in Refah’a girip Filistinlileri Sina’ya göçe zorlamasının ‘kırmızı çizgisi’ olduğunu, böyle bir durumda askeri karşılık vereceğini açıklamıştı.
2,5 milyon sivilin sığ ındığ ı Refah’a başlatılan operasyon, sivil katliamının boyutlarını bu yu tebilir. İ srail’in ğu neyde Refah’tan sonra kuzeyde Lübnan’a ğirmesi, askeri harekatı ğenişletmesi bo lğede savaşın yayılmasını, ABD ve AB’nin İsrail’in yanında yer almasını beraberinde getirebilir!
AB içinde başını İspanya, İrlanda, Slovenya ve Malta’nın çektiği ülkeler Filistin Devleti’ni tanımaya hazırlanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Filistin'e daha geniş yetki ve ayrıcalıklar tanıyan tasarı 143 ülkenin ‘evet’ oyuyla kabul edildi. İsrail tasarıya çok sert tepki gösterdi!
Birleşmiş Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) geçen ay gündeme gelen Filistin’in devlet olarak tanınması, BM üyeliğine kabul edilmesi ABD tarafından veto edilirken, bu kez BM Genel Kurulu, Filistin’in BM üyeliğinin yeniden değerlendirilerek Filistin’e daha geniş ayrıcalıklar ve yetkiler tanınmasını öngören karar tasarısını kabul etti. 193 ülkenin yer aldığı BM Genel Kurulundaki oylamada 143 ülke evet oyu kullandı. Aralarında ABD ve İsrail’in yer aldığı 9 ülke ret ve 25 ülke de çekimser oy verdi. Kabul edilen kararda ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’nin veto hakkına sahip daimi üye olarak yer aldığı BMGK’ya çağrıda bulunularak Filistin Devleti’nin tanınması, BM üyeliğinin onaylanması istendi. Bir ülkenin BM üyesi olmasına BMGK karar veriyor. 143 ülkenin lehte oy verdiği karar tasarısının BMGK’da ABD tarafından veto edilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Kabul edilen karar sonrası Filistin ilk kez BM Genel Kurulundaki tartışmalara tam olarak katılabilecek, gündem maddesi önerebilecek ve ilgili komitelere aday göstererek seçtirebilecek. Oy hakkı olmayacak. Genel Kuruldaki oylama sonrası Filistin Devlet Başkanı ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Mahmut Abbas, Filistin’in BM’ye tam üyeliği için çabalarını daha güçlü şekilde sürdüreceklerini söylerken, BM’nin İsrail daimi temsilcisi oylama sonucunu ‘teröre verilmiş bir ödül’ diye nitelendirerek evet oyu veren ülkelere tepki gösterdi.
BM Güvenlik Konseyi, ‘güvenli ve tanınmış resmi sınırlar içinde yan yana yaşayan iki devlet (Filistin-İsrail) modelini’ destekliyor. İsrail, iki devletli modeli ve Filistin Devleti’ni tanımıyor. Filistinlilerin talepleri ise 1967 savaşında İsrail’in ele geçirdiği Batı Şeria, Gazze şeridi ve Doğu Kudüs’ü kapsayan, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti.
İsrail, Batı Şeria ve Gazze'de bir Filistin devletinin kurulmasını kabul etmeyeceğini ilan ederek, böyle bir devleti İsrail’in egemenliğine tehdit gördüğünü vurguluyor. İsrail, Gazze Şeridi’ni abluka altında tutarken, Batı Şeria’da Filistinlileri yerleşim yerlerinden çıkartarak buralara Yahudileri yerleştirip, Yahudi yerleşim birimleri kuruyor. Batı Şeria’ya saldırılarını artırdı. Buradaki Yahudi yerleşim yerlerinin inşaatına hız verdi.
İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik katliam boyutundaki insanlık dışı soykırım uygulamaları, AB ülkelerinde tepkileri büyütürken, Filistin’i devlet olarak tanımaya hazırlanan AB üyelerinin sayısını artırdı. İspanya 21 Mayıs’ta Filistin Devleti’ni tanıma kararını resmi olarak açıklayacağını duyurdu.
ABD, Batı Şeria’da Filistinlilere ait topraklara yerleştirilen İ srail vatandaşlarına yaptırım uyğulama, ABD vizesi vermeme kararı aldı. Filistin’i tanıyan u lkelerin artması, Filistin’e siyasi ve ekonomik desteğ in bu yu mesini, uluslararası tanınırlığ ın ğu çlenmesini, Filistinlilerin kendi devletlerini kurmalarını kabul etmeyen İsrail üzerindeki baskıların yoğunlaşmasını beraberinde getirecektir.