Haber Arama

Çerez Politikası

Web sitemizde en iyi deneyimi sağlamak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi devam ettirmekle, çerezlerimizin, Gizlilik Politikamız ve Hizmet Şartlarımız'nı kabul etmiş olursunuz.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/18 Ağustos 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.


CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 18 AĞUSTOS 2024 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

18 AĞUSTOS 2024

SICAK GÜNDEM                                                                                                                                    

1.      Pek çok ülkeye sağlanan vizesiz-parasız giriş olanağına karşılık Türk vatandaşları iktidarın acizliği ve duyarsızlığıyla ülkeden çıkışta harç ödeyip hem de vize alarak ikinci sınıf insan muamelesi görüyor!

2.      2023 Uluslararası Göç İstatistikleri Türkiye’nin net göç veren bir ülke haline geldiğini, insani sermayede yaşanan kan kaybının ciddi riskler içerdiğini gösteriyor!

İÇ POLİTİKA                                                                                                                                            

3.      Köpeklere katliam yasası çıkartan, Instagram’ı sansürleyen, mecliste muhalif vekillere saldıran bir iktidarın ‘emperyalist güç’ dediği CEO’lardan çare umması acizliktir!

4.      Türkiye’nin olimpiyatlardan altın madalyasız dönmesi, sıralamada sonlara inmesi, sporda siyasallaşma ve partizanlığın sonucudur!

EKONOMİ                                                                                                                                              

5.      Merkez Bankası’nın ağustos ayı Piyasa Katılımcılar Anketi (PİKA) uygulanan enflasyonla mücadele programının ve yüzde 38’lik enflasyon hedefinin kabul görmediğini, inandırıcı bulunmadığını gösterdi!

6.      Cari işlemler dengesi haziranda 407 milyon dolar fazla verdi. Yatırım, ara malı ve hammadde ithalatındaki azalma dış ticaret açığını düşürmesine karşılık, ihracata dönük üretimi, istihdam ve büyümeyi negatif etkiliyor!

7.      İktidarın politikaları Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın teşvik belgeli yatırım verilerinde depreme yol açtı. Haziranda yüzde 43,6 düşüş yaşanan yeni yatırımlarda öngörülen istihdam ise yüzde 27,6 geriledi!

TARIM                                                                                                                                                    

8.      Beyaz et, tavuk ve yumurtaya getirilen ihracat yasağına rağmen zam ve fiyat artışları devam ederken, üretimde düşüş yaşanıyor.

DIŞ POLİTİKA                                                                                                                                         

9.      İsrail ile Hamas arasında Katar’ın arabuluculuğunda sürdürülen ateşkes görüşmelerine ara verildi. İkinci tur müzakerelerde ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken İsrail’i ikna etmeye çalışacak.

10.    Türkiye-Irak arasında oluşturulan Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması’nın dördüncü toplantısı geçen hafta yapıldı. Bunun yanı sıra Türkiye-Irak Ortak Planlama Grubu da ilk toplantısını gerçekleştirdi.

1.                 Türk vatandaşlarına yurt dışı çıkış harcını 500 TL’ye yükselten iktidar, 15 yaştan küçük 50 yaştan büyük Iraklılara vizesiz giriş kararı aldı. Pek çok ülkeye sağlanan vizesiz- parasız giriş olanağına karşılık Türk vatandaşları iktidarın acizliği ve duyarsızlığıyla ülkeden çıkışta harç ödeyip hem de vize alarak ikinci sınıf insan muamelesi görüyor!
Türk vatandaşları, 12 Ağustos’ta yürürlüğe giren yüzde 300 oranındaki zamla 150 TL’den 500 TL’ye yükseltilen yurt dışı seyahat harcı yanında başta AB ülkeleri, Kanada, ABD olmak üzere pek çok ülkenin katı vize şartlarıyla seyahat edemez konuma geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yurt dışına çıkanların zaten ekonomik güce sahip, varlıklı kişilerden oluştuğunu, 500 TL çıkış harcının bu kişiler için cüzi bir para anlamına geldiğini söylerken gerçekte ücretli, emekli, işçi, memur, çiftçi, gençler için yurt dışı seyahatin lüks olduğunu, bu kişilerin seyahat etmesine gerek olmadığını söylemiş oluyor.

Bütçe açıkları ve ekonomik kriz gerekçesiyle yurt dışına çıkışta harç ödemeye mecbur edilen vatandaş, harcın yanı sıra aylarca bekletilip, nedensiz şekilde reddedilen vize başvurularıyla, toplamı yüz milyonlarca euroya varan parasal kayıplarla ikinci bir bedel ödemek zorunda bırakılıyor.

Turist olarak yurt dışına gitmek isteyen Türk vatandaşları önce iktidarın kararıyla 500 TL harç ödemekle cezalandırılırken bir de ödedikleri yüzlerce dolar ve euro vize bedeline rağmen ret kararlarıyla ikinci kez cezalandırılıyor. Turist gelsin diye neredeyse tüm dünya ülkelerine vizeyi kaldırıp, parasız-vizesiz giriş olanağı sağlayan iktidar, son olarak ABD, AB ülkeleri yurttaşlarına e-vize başvurularını da kaldırdı.

Daha önce Avusturya, Belçika, Hollanda, İspanya, Polonya, İngiltere’ye sağlanan vize muafiyeti ardından Macaristan ve Bulgaristan’a aynı olanak tanındı. Aralık ayında Cumhurbaşkanı kararıyla, ABD, Kanada, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Umman vatandaşları turistik seyahatlerde vizeden muaf tutuldu. Oysa bu ülkelerin tamamı Türk vatandaşlarından hem çok ağır koşullar ve belgeler hem de en az 150-225 dolar arası vize ücreti talep ediyor. Avrupa Şampiyonalarında, uluslararası müsabakalarda milli sporcularımıza bile vize vermeyen, bin bir güçlük çıkartan ülkelere sağlanan bu imkanlara karşılık Türk vatandaşlarının maruz bırakıldığı harç ve vize eziyetinin gerisinde iktidarın itibar kaybı, ciddiye alınmaması yatmaktadır. Türkiye-Irak görüşmeleri ardından 15 yaşından küçük, 50 yaşından büyük Iraklılara vizesiz giriş imkanı tanındı. Irak, Türk vatandaşlarına katı vize rejimi uyguluyor. Milyonlarca Suriyeli, Afgan, Iraklı sığınmacı, kaçak, göçmen olarak Türkiye’de yaşıyor. Suriyelilerden sonra Iraklılara da sağlanan vize muafiyeti ne devlet aklıyla ne de ülke güvenliğiyle izah edilemez.

 

 
 

 

2.                 2023 Uluslararası Göç İstatistikleri Türkiye’nin net göç veren bir ülke haline geldiğini, insani sermayede yaşanan kan kaybının ciddi riskler içerdiğini gösteriyor. Yurt dışındaki Türk vatandaşlarının ülkeye dönüşünde sert düşüşler yaşanırken, dışarıya göç eden Türk vatandaşlarının yüzde 51’i 20-40 yaş arası ve eğitimli!
Nüfus artış hızı dip noktalara inen ve gelecekte yaşlı bir topluma dönüşeceğine ilişkin gerçeklikle karşı karşıya kalan Türkiye, yurt dışına giden üretken ve eğitimli yurttaş sayısındaki ciddi yükselişle net göç veren bir ülke haline geldi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2023 Uluslararası Göç İstatistikleri rakamları Türkiye’ye çeşitli yollardan giriş yapan yabancıların da Türkiye’den çıkışlarının arttığını, sığınmacı, kaçak, göçmen olarak gelenlerin ağır ekonomik, siyasi ve insani koşullardan dolayı Türkiye’yi terk edip başka ülkelere göç ettiğini gösteriyor. Nitekim İçişleri Bakanlığının 729 bin Suriyeli sığınmacının Göç İdaresi’ne bildirdikleri ikamet adreslerine bulunamadıklarını açıklamasının yarattığı tepkiler üzerine yapılan yeni açıklamada bu kişilerin 300 binden çoğunun Avrupa ülkelerine gittiklerinin belirlendiği duyuruldu. Bu kişilerin kaçının hangi ülkeye, hangi yollarla gittiği, hangi pasaportla çıkış yaptıkları belirsiz. Bu bilgilerin de doğruluğu şüpheli gibi, kamuoyu tepkisini bastırmak için dile getirilme ihtimali yüksek. Diğer yandan 2023 Göç İstatistikleri rakamlarının ortaya koyduğu tablo, toplumların ve ülke ekonomilerinin en önemli varlığı olan ‘beşeri-insani sermaye’ açısından Türkiye’nin ağır bir toplumsal kanama yaşadığını, nitelikli insan kaybına uğradığını işaret ediyor.

2016-2023 dönemini kapsayan süreçte 2020 ve 2023 yılları Türkiye’nin net göç verdiği yıllar olarak görünüyor. 2019-2021 arasındaki COVID19 pandemisinde 431 bine ulaşan net göç girişine karşılık, 2023 yılı hem yabancı hem de yerli nüfus açısından yurt dışına net göç verilen bir yıl olmuş. 2022’de Türkiye’ye göç eden yabancı uyruklu sayısı 185 bin kişi azalırken Türkiye’den göç edenlerin sayısı yaklaşık 96 bin kişi artmış. 2022’de yabancı uyruklularda 72 bin kişilik net göç girişi yaşanırken 2023’te 208 bin kişilik net göç çıkışı gerçekleşmiş. Yurt dışında ikamet edip Türkiye’ye dönüş için göç eden T.C. vatandaşlarının sayısı 2021 yılında 23 bin kişi azalırken Türkiye’den yurtdışına göç edenlerin sayısı 188 bin kişi artarak 291 bini geçti. 2022 yılında ise T.C. vatandaşları açısından 45 bin kişilik net göç çıkışı yaşanırken 2023’te bu sayı 190 bine ulaşmış.

Yılda 200-300 bin arası T.C. vatandaşı yurt dışına göç ederken, göç edenlerin yüzde 50,8’ini 20-40 yaş arası grubun oluşturması ciddi bir riski işaret ediyor. En verimli ve üretken yaşta Türkiye’yi terk eden eğitimli-nitelikli insan gücünün ortaya çıkarttığı beşeri sermaye açığının kısa sürede kapanması olanaksız.

 

 
 

 

3.                 Amazon, Apple vb. şirketlerin CEO’larına davet gönderen iktidar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik ilerleme ve yatırım fırsatlarını anlatacağını açıkladı. Köpeklere katliam yasası çıkartan, Instagram’ı sansürleyen, mecliste muhalif vekillere saldıran bir iktidarın ‘emperyalist güç’ dediği CEO’lardan çare umması acizliktir!
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sekiz yıldır toplanmayan Cumhurbaşkanlığı Yatırım Danışma Konseyi’nin toplanmasının kararlaştırıldığını belirterek, bu toplantı için küresel finans, teknoloji, bilişim vb. şirketlerin CEO’larına davet mektubu gönderildiğini açıkladı. Davet uyarınca toplantıya katılacak CEO’lara Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafindan yapılacak sunumda ‘Türkiye’deki ekonomik ilerlemeler ve yatırım firsatları’ anlatılacak. Türkiye’de yatırım çağrısında bulunulacak.

Her birisinin piyasa değeri 2-3 trilyon dolara varan, tek başına şirket olarak Türkiye’nin toplam milli gelirinden kat kat fazla değerdeki bu şirketlerin CEO’larının bu davete icabet etmesi zayıf bir ihtimal. Hazine ve Maliye Bakanı Londra ve New York bankerleri nezdinde şahsi girişimde bulunursa ya da iktidar bir lobi şirketi tutup milyon dolarlar akıtarak daveti kabul etmeleri için CEO’ları ikna edebilirse kısmi bir katılım olabilir.

Amazon, Tesla, Apple, META (Facebook, Instagram, Microsoft), X (twitter), IBM, Whatsapp, Skype vb. bilişim, teknoloji, e-ticaret, online ekonomi, dijital medya şirketleri yanında davet gönderilenler arasında küresel banka-finans kurumları, yatırım bankaları, otomotiv ve savunma sanayii kuruluşlarının da olması yüksek ihtimal. Ancak CEO’ları Cumhurbaşkanı adına yatırım toplantısına davet edilen bu şirketler için kısa süre öncesine kadar bizzat Cumhurbaşkanının kendisi ‘emperyalist güçler’ diyordu. Bill Gates’in CEO olduğu META bünyesindeki Instagram daha iki hafta önce hem de bir gecede Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı talimatıyla sansürlenerek yasaklandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Dijital faşist’ diye adlandırdığı bu bilişim, teknoloji, dijital medya ve sosyal medya mecralarının CEO’ları, yargının işlemediği, anayasanın askıya alındığı, seçilmiş vekillerin cezaevinde tutulduğu, muhalif vekillerin parlamento kürsüsünde darp edildiği bir ülkede kendilerini nasıl güvencede hissedecekler? Küresel online alışveriş platformu Amazon’un CEO’su Jeff Bezos da davetli. Ancak daha bir hafta önce uluslararası online alışveriş platformlarından yapılan alışverişlere yüzde 60 ek gümrük vergisi getirildi. Pek çok küresel marka bu karar sonrası Türkiye’den sipariş almayacağını açıkladı.

ü  Bir ğün sonrasının bile önğörülemediğ˘i bir ülkede küresel CEO’lara yatırım davetinde bulunmak derin bir çelişki.

 

 
 

 

4.                 Türkiye’nin olimpiyatlardan altın madalyasız dönmesi, sıralamada sonlara inmesi, sporda siyasallaşma ve partizanlığın sonucudur. Ayrılan ciddi kaynaklara rağmen siyasi kayırmacılıkla yapılan liyakatsiz seçmeler ve federasyonlarda parti tercihli atamalar olimpiyatlardaki ağır hezimeti Türkiye’ye yaşatmıştır.
Paris 2024 Olimpiyatlarında yaşanan ağır sportif hezimet, 40 yıl sonra ilk kez bir tek altın madalya bile alınamamasının sorumlusu, iktidarın sporu siyasallaştıran, federasyonları partizan atamalarla iktidar kuklasına dönüştüren politikaların sonucudur. Madalya sıralamasında Türkiye’nin en gerilere inmesinin ötesinde, Türkiye’de en çok ilgi gören basketbol, futbol branşlarında olimpiyatlara katılma hakkının bile elde edilememesinin temelinde yatan neden, her alandaki gibi sporda da liyakati, başarıyı, yeteneği dışlayan, sporcuları ayrıştıran ve federasyonları partizanlaştıran iktidar zihniyetidir.

Eski AKP vekillerinin, il-ilçe yöneticilerinin federasyon başkanlığı veya yönetim kurullarına tayin edildiği, Cumhurbaşkanı danışmanlarının genel kurullara, seçimlere siyasi müdahalelerle en kritik federasyonların başına getirildiği bir spor ortamında olimpiyat hezimeti hiç de sürpriz değildir. Sayıları 60’ı aşan spor federasyonlarına yönelik siyasi atamalar, ‘partili olma kriteri’ ülke sporunun çöküşünü hazırladı. Avrupa ve Dünya Şampiyonluğuna oynayan 12 Dev Adamın artık adı bile geçmiyor. Bir dönem devşirme sporcularla takviye edilen milli takımlar, atletizmden haltere varana kadar patlak veren doping skandallarıyla ve men cezalarıyla gölgelendi. Sportif başarıyı ve madalya kazanmayı binlerce Cumhuriyet altını ticaretine dönüştüren spor politikaları dünyada madalyaya en yüksek ödül veren üçüncü ülke olmamıza rağmen başarıyı getiremedi. Spora ayrılan bütçedeki artışla övünen iktidar statları arenaya dönüştürüp, iktidar müteahhitlerine rekabetsiz ihalelerle tesisler yaptırarak, kaynakları heba etti, göz boyama çabasına girişti. Cumhurbaşkanı danışmanının aynı zamanda kamu bankası yönetim kurulu üyesi, Gençlik ve Spor Bakan yardımcısı, Güreş federasyonu başkanı ve yöneticisi olduğu bir ortamda seçmelere siyaset ve yandaşlık gölgesi düşünce ata sporumuz güreşte bile altın madalya hayal oldu. Cumhurbaşkanı danışmanı yıllardır basket federasyonu başkanlığı koltuğundan kalkmadığı gibi siyasi tercihlerle belirlenen basketbol milli takımı olimpiyat ön elemelerini bile geçemedi, Paris’e gidemedi. Emektar madalyalı milli okçuların yerine, Cumhurbaşkanı yakınlarının okçuluk vakıflarından seçilenler turistik seyahat gibi kalabalık heyetlerle Paris’e gönderildi.

Sporcuların yanı sıra antrenörler, teknik heyetler, eğitmenler, malzemeci ve masörlere varana kadar liyakatsizlik, siyasi tercih, kayırmacılık, partizanlık hakim kılınıp, bilimsel akıl, yetenek dışlandığı için sportif başarı yerine hezimet rutine dönüştü.

 

 
 

 

5.                 Merkez Bankası’nın ağustos ayı Piyasa Katılımcılar Anketi (PİKA) uygulanan enflasyonla mücadele programının ve yüzde 38’lik enflasyon hedefinin kabul görmediğini, inandırıcı bulunmadığını gösterdi. PİKA katılımcıları, enflasyonun yükselmeye devam edeceğini ve yılsonunda yüzde 43’ü aşacağını öngörüyor!
Merkez Bankası (MB) Başkanının 8 Ağustos’ta açıkladığı 2023-III Enflasyon Raporu’nda yüzde 38 oranındaki yılsonu enflasyon hedefinin korunmasına karşılık, MB’nin ağustos ayı PİKA sonuçları, para piyasaları, finans sektörü, reel sektör, sanayi kesimi ve akademisyenlerden oluşan anket katılımcılarının gerek dezenflasyon söylemlerine gerekse yılsonu hedeflerine güvenmediğini gösterdi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ağustosta enflasyonda belirgin şekilde düşüş görüleceği, enflasyonla mücadele programının 10 aylık uygulama sonunda kabul gördüğünü içeren paylaşımıyla aynı gün yayınlanan MB-PİKA anketi sonuçları Bakan Şimşek’in iddiasının tam aksini işaret ediyor.

Beş ay sonra yılsonu enflasyon beklentileri yeniden yükselişe geçerken, temmuzda yüzde 42,95 olan 2024 sonu enflasyon beklentisi ağustosta yüzde 43,31’e çıktı. MB’nin açıkladığı enflasyon raporu, MB’nin kendi anketinde bile inandırıcı bulunmadı. Raporda yüzde 38 olan yılsonu TÜFE beklentisinin temmuzdan sonra ağustos anketinde de yükselişi sürdürmesi, MB enflasyon hedefinin hemen tüm kesimlerce gerçekçi görülmediğini ortaya koydu. Yine gerek Bakan Şimşek gerekse MB Başkanı tarafindan yüzde 14 oranında ilan edilen 2025 ve yüzde 9’a ineceği öne sürülen 2026 yılsonu enflasyonuyla ilgili olarak ağustos anketindeki beklentiler öngörülen hedeflerin iki katı düzeyinde.

Geçen yıldan bu yana uygulanan rasyonelliğe geçiş politikaları enflasyonda baz etkisi dışında somut bir gerileme sağlayamadığı gibi sadece yüksek faiz, baskılanmış kur, vergi artışı ve yüksek zamlara endeksli adımların sonucu çok daha kötü oldu.

İçeride tüm sektörleri olumsuz etkileyen bu politikaların en ağır bedeli ücretli-dar gelirli kesimlere ödetiliyor. Türkiye yüksek enflasyonla birlikte ekonomik durgunluğun yaşandığı ‘stagflasyon’ sürecine sürükleniyor. İçerideki bu ağır yıkıma rağmen ekonomi yönetimi, MB ve Cumhurbaşkanının ‘başarı’ söylemleri tümüyle, sıcak para ve kısa vadede yüksek faizden yüksek kazanç peşindeki vur-kaç sermayesine mesaj amaçlı.

Halen 33 TL olan dolar kurunda yılsonu beklentisi ağustos anketinde 37 TL’ye, 12 ay sonrası için 41,52 TL’ye yükselirken, temmuzda yüzde 3,4 olan yılsonu büyüme beklentisi ağustos ayında değişmeksizin yüzde 3,4’te sabit kaldı. 2025 yılı büyüme hızı beklentisi ise yüzde 3,6’dan, 3,5’e düştü. Cari işlemlerde yılsonu açık beklentisi temmuzda 27,6 milyar dolar iken ağustosta 25,5 milyar dolara, 2025’te 27,1 milyar dolardan 25,6 milyar dolara indi.

 

 
 

 

6.                 İktidarın politikaları Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın teşvik belgeli yatırım verilerinde depreme yol açtı. Haziranda yüzde 43,6 düşüş yaşanan yeni yatırımlarda öngörülen istihdam ise yüzde 27,6 geriledi. İşsizlik 15 ay sonra yüzde 9,2 ile zirveye çıkarken, geniş tanımlı işsizlik yüzde 30’a, işsiz sayısı 11 milyona tırmandı!
Haziran ayında teşvik belgesine bağlanan yatırımlarda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 43,6 düşüş yaşanırken, yatırımların toplan tutarı 63,3 milyar liraya geriledi. Bu yılın Ocak- Haziran döneminde ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla yatırım girişimlerinde yüzde 42,75 düşüş yaşandı. Yılın ilk yarısında teşvik belgesi alan yeni yatırımların toplam tutarı 438,5 milyar liraya indi. Proje bazlı yatırım teşvikleri uygulamasında, yatırımcılara bedelsiz yatırım yeri tahsisi, gelir, kurumlar, gümrük vb. çeşitli vergilerde ve istihdam edilenlerin SGK primlerinde indirim, kullanılan enerjide düşük tarife üzerinden ödeme kolaylıkları sağlanıyor. Devletin sağladığı tüm bu destek, indirim ve kolaylıklara rağmen yeni yatırım başvurularının çok sert biçimde düşüşe geçmesi, yatırımcıların önünü göremediğini, yatırımdan vazgeçtiklerini ortaya koyuyor.

Ekonomi yönetiminin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kısa sürede her şeyin düzeleceği yönündeki ifadelerine rağmen, başta sanayi, imalat, makine, kimyasal ürünler olmak üzere hemen tüm sektörlerde yeni yatırım başvuruları sürekli şekilde geriliyor. Bu yılın ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 16,7 düşüş gösteren teşvikli yatırım başvuruları, şubatta yüzde 8,5 arttıktan sonra, martta yüzde 9,3, nisanda yüzde 9,1, mayısta yüzde 3,1 ve haziranda yüzde 43,6 azaldı. Yatırımdan kaçınmanın hızlanması, yeni yatırım isteğinin gerilemesine paralel olarak, teşvikli yatırımlarda öngörülen istihdam sayısında da sert düşüş gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde teşvik belgesi alan yeni yatırım girişimlerinde öngörülen yeni istihdam geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 27,6 azalarak 123 bin 393 kişiye indi. Öte yandan yeni yatırımların hemen hemen durma noktasına gelmesi, yeni istihdamda düşüşe neden olurken, uygulanan politikaların yol açtığı ekonomik durgunluk, daralma, üretim düşüşü ve kapasite kullanımındaki azalma istihdamda gerilemeye, işsizlikte artışa zemin yarattı.

En son Haziran 2023’te yüzde 10,2’ye çıkmasından bu yana inişe geçen işsizlik oranı haziranda tekrar yukarıya hareketlendi ve yüzde 9,2’ye çıktı. Haziranda bir önceki aya göre 234 bin kişi artan dar tanımlı resmi işsiz sayısı 3 milyon 305 bine yükseldi. Mayısta yüzde 14,8 olan genç işsizlik haziranda yüzde 17,6’ya çıkarken, mayısta yüzde 25,4 olan geniş tanımlı işsizlerin oranı yüzde 3,8 artarak yüzde 29,2’ye ulaştı. TÜİK’in yüzde 9,2 olarak açıkladığı resmi işsizlik oranına karşılık, atıl işgücü olarak nitelendirilen geniş tanımlı işsizlerin yüzde 29,2’ye ulaşması, TÜİK’in yüzde 20 oranındaki işsizliği çeşitli tanımlar altında gizlediğini gösteriyor.

 

 
 

 

7.                 Cari işlemler dengesi haziranda 407 milyon dolar fazla verdi. Yatırım, ara malı ve hammadde ithalatındaki azalma dış ticaret açığını düşürmesine karşılık, ihracata dönük üretimi, istihdam ve büyümeyi negatif etkiliyor!
Haziran 2024 Ödemeler Dengesi Bilançosu Cari İşlemler Hesabı geçen yılın eylül ayından bu yana ilk kez açık yerine fazla verdi. Dokuz ay sonra cari fazla verilmesi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafindan yapılan paylaşımda uygulanan ekonomik programın başarısı olarak sunulurken, geçmişte cari fazla verilen dönemlere bakıldığında ağır ekonomik kriz ve düşük büyümenin yaşandığı, işsizliğin arttığı, ekonominin duraklama ve durgunluk sürecine girdiği görülüyor. Haziranda 407 milyon dolar cari fazla verilince, 12 aylık cari açık 24,8 milyar dolara geriledi. Ocak-Haziran dönemi 6 aylık cari açık 16,5 milyar dolar oldu. Cari fazla verilmesindeki önemli etkenlerden birisi dış ticaret açığında azalma, ithalatta düşüş olurken, dış ticaret açığından cari işlemler hesabına yansıyan tutar 4,1 milyar dolar. Haziranda doğrudan yatırımlardan kaynaklı net döviz girişi 447 milyon dolar. Yabancı portföy yatırımcıları hisse senedi piyasasında 1 milyar 37 milyon dolar satış yaparken, devlet tahvili piyasasında 688 milyon dolarlık alım yaptılar. Böylece portföy yatırımlarından sağlanan net girişler 591 milyon dolar olarak gerçekleşti. Haziran ayı turizm sezonunun hızlanması ve döviz gelirlerinin artmasıyla, geçmişte de cari fazla verilen ya da cari açığın düşük kaldığı bir ay. Geçen yıl haziranda benzer nedenlerle cari fazla verilmişti. Altın ithalatına getirilen kısıtlamalar ithalatta düşüşe neden olduğu için dış ticaret açığında azalma sağladı. Bu da cari dengeyi olumlu etkiledi.

Ancak ithalatta asıl önemli yer tutan ihracata dönük imalat sanayiinin yatırım malı, ara malı, hammadde, makine-teçhizat ithalatının azalması, bunun da ihracata dönük üretimi ve ihracat artışını yavaşlatması. Dış ticaret açığında gerilemeye olanak sağlayan bu tablo, cari fazlaya zemin hazırlarken diğer yandan ekonomik daralma, küçülme, üretim düşüşü, büyüme hızında yavaşlama ve işsizlik artışını getiriyor. Türkiye ekonomisi ‘düşük enflasyon, yüksek büyüme hızı’ yakaladığı dönemlerde aynı zamanda yüksek cari açık verdi. Bu cari açığın temelinde artan üretim, ihracat, istihdam ve buna bağlı olarak yüksek büyüme hızıyla milli gelirde artış yatıyordu. Şimdi ise cari fazla, ekonomik daralma ve küçülme sürecine girilmesinden, krizin hızlanmasından kaynaklanıyor. 1994 krizinde yüzde 50 faizli 3 aylık hazine bonoları ihraç edilirken, IMF ile stand by yapıldı. 2001’de ağır ekonomi ve bankacılık krizinin ardından Kemal Derviş ile IMF anlaşması geldi ve AKP 2008’e kadar bu programı uyguladı. 2009 küresel finansal krizinde eksi büyüme yaşandı. O dönemde Başbakan olan Erdoğan, ‘krizin Türkiye’yi teğet geçmesiyle’ övündü.

 

 
 

 

8.                 Beyaz et, tavuk ve yumurtaya getirilen ihracat yasağına rağmen zam ve fiyat artışları devam ederken, üretimde düşüş yaşanıyor. Benzer şekilde enflasyonun altında tutulan çiğ süt fiyatları üretimde sert düşüşe neden olurken, çiğ süt üreticileri yüksek enflasyon ve maliyet artışı gerekçesiyle litre başına en az yüzde 43,6 zam talep etti.
Elektriğe, doğalgaza yüzde 38, Marmaray’a, Avrasya Tüneli’ne, köprü ve otoyollara ikinci kez yüzde 40’a varan zamlar yapan iktidar, halkın temel gıdalarında enflasyonun altında tuttuğu artışlarla üreticiyi cezalandırıyor. Artan maliyetler ve yüksek enflasyon nedeniyle üretimden vazgeçilmesi, gıdada üretim düşüşlerine ve marketlerde, pazarlarda fiyatların katlanarak artmasına zemin yaratıyor. Kısa süre önce beyaz et, tavuk ürünleri ve yumurta fiyatlarının aşırı yükselmesi üzerine ihracat yasağı getiren iktidar, buna rağmen fiyat artışlarının önüne geçemedi. Üreticiler ise girdi maliyetlerindeki yükseliş ve yüksek enflasyonla artan maliyetler karşısında emeklerinin karşılığını alamayınca üretimlerini kısmaya başladı. Ürün miktarı düşünce fiyatlar yeniden yükselişe geçti.

Açıklanan rakamlara göre tavuk eti üretimi haziran ayında yüzde 17,9 azalarak 177 bin 740 tona geriledi. Tavuk yumurtası üretimi ise haziran ayında önceki aya göre yüzde 4 azalarak 1 milyar 694 milyon 374 bin adet oldu. Buna karşılık kesilen tavuk sayısı yüzde 3, hindi eti üretimi yüzde 10,3 arttı. Mayısta 216 bin 453 ton olan tavuk eti üretimi haziranda yüzde 17,9 oranında azalarak 177 bin 740 tona düştü. Bir ayda tavuk eti üretiminin yaklaşık 50 bin ton azalması ihracat yasağıyla dengelenmeye çalışılan fiyatların yeniden artışa geçmesine yol açtı. Mayısta 1 milyar 764 milyon adet olan yumurta üretimi ise haziranda 70 milyon adet azalışla 1 milyar 694 milyon adete inince yumurta fiyatlarında da zam ve yükseliş yaşandı. Diğer yandan Ulusal Süt Konseyi (USK) tarafindan uzun süredir düşük tutulan ve enflasyonun çok altında artışlarla sütünü satmaya zorlanan çiğ süt üreticileri de haziran ayında üretimlerini düşürdü. TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre içme sütü üretimi haziranda bir önceki aya göre yüzde 19,6, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 7,8 azaldı. Süt üretimindeki düşüşe paralel olarak haziran ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla inek peyniri üretimi yüzde 3, içme sütü üretimi yüzde 7,8 azaldı. Ticari süt işletmelerince toplanan çiğ inek sütü miktarı mayısta 1 milyon 14 bin 789 ton iken haziranda yüzde 9,2 azalarak 921 bin 867 tona düştü. Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) USK ile Tarım ve Orman Bakanlığına çağrıda bulunarak çiğ süte yüzde 43,6 zam yapılmasını istedi. Temmuzda çiğ sütün litre başı üretim maliyetinin 17,54 TL olduğu, USK’nın çiğ süt için belirlediği güncel fiyatın ise litre başına 14 TL olduğu vurgulanarak, maliyet artışı karşılanmadığı takdirde üretimin daha da düşeceği uyarısında bulunuldu. TÜSEDAD’ın önerisi kabul edilirse yüzde 43,6 oranında artış sonrası çiğ sütün litresi 21,05 TL’ye çıkacak.

 

 
 

 

9.                 İsrail ile Hamas arasında Katar’ın arabuluculuğunda sürdürülen ateşkes görüşmelerine ara verildi. İkinci tur müzakerelerde ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken İsrail’i ikna etmeye çalışacak. Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın Gazze’ye gideceğini açıklaması, İsrail’in iznine bağlı olmasına karşın, Mısır’ın Refah kapısından geçiş için tavrının ne olacağı belirsizliğini koruyor!
Geçen yıl 7 Ekim’de Hamas’ın başlattığı saldırı ardından İsrail ordusunun düzenlediği harekât ve bombardımanlarla katliama ve soykırıma dönüşen Gazze savaşında şu ana kadar sürdürülen ateşkes ve rehine takası müzakerelerinden somut bir sonuç alınamadı.

Ateşkes müzakerelerindeki ılımlı tavrıyla öne çıkan İsmail Haniyye’nin Tahran’da uğradığı suikast sonrası ateşkes umutları daha da azaldı. 7 Ekim saldırılarının planlayıcısı Yahya Sinwar’ın Hamas liderliğine getirilmesi, Hamas’ın tavrının da sertleşeceği şeklinde değerlendirilirken, 10’uncu ayına giren çatışmalarda Hamas’ın uğradığı kayıplar geniş çaplı bir karşı saldırı ihtimalini zayıflatmış durumda. Buna karşılık, İran, Lübnan Hizbullah’ı, Yemen’deki Husilerin Hamas’a destek amaçlı saldırılarını artırmaları ve İsrail’in birkaç cephede birden savaşmak zorunda kalması olasılığı güçleniyor.

Haniyye’ye yönelik Tahran suikastı ardından İsrail’e çok sert karşılık verileceğini ilan eden İran şu ana kadar karşı hamlesini gerçekleştirmedi. ABD’nin olası İran saldırısına karşı İsrail’e tam destek vereceğini ilan etmesi ve bölgeye gönderdiği savaş gemileriyle savaş uçakları filolarını takviye etmesi, İran’ın saldırısı durumunda İsrail’in yanı sıra ABD ile de karşı karşıya kalacağının işareti.

Geçen hafta Katar’ın başkenti Doha’da Mısır, İsrail ve ABD temsilcileri bir araya geldi. ABD, Katar ve Mısır tarafindan yapılan ortak açıklamada, Doha’daki ateşkes görüşmelerinin ciddi, yapıcı ve olumlu bir atmosferde geçtiği belirtildi. Açıklamada, ‘ABD, Başkan Biden tarafindan 31 Mayıs 2024 tarihinde ortaya konan ilkeler ve 2735 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı ile uyumlu bir köprü önerisini her iki tarafa da sundu’ denildi. Açıklamaya göre, Biden’ın sunduğu planın önemli kısımlarında mutabakat noktasına gelindiği, bazı boşlukların doldurulması için müzakerelerin süreceği kaydedildi. Katar, ABD, Mısır ortak açıklamasında ‘Gazze halkını rahatlatacak ve bölgesel gerilimi azaltacak bir sonuca giden yolun açıldığı’ vurgulandı. ABD Başkanı Joe Biden da bir ateşkes anlaşmasına çok daha yakın bir noktaya gelindiğini ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın bu amaçla İsrail’i ziyaret edeceği duyuruldu. İsrail’in Hamas'ın tümüyle yok edilmesinde ısrarı, Hamas’ın kalıcı ateşkesi kabul etmekte direnmesi müzakereleri tıkıyor.

 

 
 

 

10.             Türkiye-Irak arasında oluşturulan Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması’nın dördüncü toplantısı geçen hafta yapıldı. İki ülkenin Dışişleri ve Savunma Bakanları yanında askeri ve istihbarat yetkililerinin katıldığı toplantıların yanı sıra Türkiye-Irak Ortak Planlama Grubu da ilk toplantısını gerçekleştirdi.
Daha önce Bağdat’ta gerçekleştirilen müzakerelerin devamı niteliğindeki dördüncü toplantıda Türkiye tarafina Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak tarafina Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Başkanlık etti. Ayrıca Türkiye ile Irak arasında ekonomik ve ticari ilişkileri, insani sorunları ve karşılıklı yatırımları ele almak üzere oluşturulan Ortak Planlama Grubu’nun ilk toplantısı da yine geçen hafta yapıldı. Geçen yılın ağustos ayında Dışişleri Bakanı Fidan’ın Bağdat ziyareti ile başlatılan süreçte başta PKK ve IŞİD olmak üzere terör örgütleriyle ortak mücadele için eş güdümün sağlanması, iki ülkenin teröre karşı ortak askeri operasyonlar gerçekleştirmesi, PKK faaliyetlerinin engellenerek terör kamplarının imha edilmesi vb. başlıklar üzerinde ciddi ilerlemeler sağlandığı açıklandı.

Son toplantı metninde Irak hükümeti ve Irak Ulusal Güvenlik Konseyi’nin PKK’yı ‘Irak’ta yasaklı örgüt’ ilan etme kararını onayladığı duyuruldu. Irak merkezi yönetimi ülkedeki iç siyasi dengeler ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin (KIBKY) yaklaşımı vb. gerekçelerle PKK’yı terör örgütü olarak tanımlamıyor. Türkiye’nin talebi, Bağdat yönetiminin PKK’yı terör örgütü listesine dahil etmesi. Dolayısıyla kurulan ortak mekanizma çerçevesinde Bağdat ve Ankara’da gerçekleştirilen toplantılarda Irak yönetiminin resmi yazılı mutabakatta PKK’yı önce ‘ortak tehdit’ diye nitelendirmesi, son toplantıda ise ‘Irak’ta yasaklı örgüt’ olarak kabul edilmesi önemli bir gelişme ve Türkiye adına ciddi bir siyasi- diplomatik-askeri kazanım sayılır.

Ayrıca Bağdat yönetiminin tavrındaki bu olumlu değişimin yanı sıra Irak Yüksek Yargı Konseyi’nin geçen hafta Irak’ta faaliyet gösteren üç siyasi partiyi PKK'yla ilişkili oldukları gerekçesiyle yasaklayıp mal varlıklarına el koyma kararı vermesi oldukça ciddi ve önemli bir gelişme. Irak Yüksek Yargı Konseyi tarafindan PKK ile bağlantılı ve iş birliği içinde oldukları gerekçesiyle yasaklanarak kapatılmasına karar verilen üç parti; Ezidiler Demokrat ve Özgürlük Partisi, Demokratik Mücadele Cephesi Partisi, Özgürlük Hareketi Partisi. Kurulan ortak mekanizmalarla başlatılan diyalog sürecinin güçlendirilip hızlandırılması gerek terörle mücadeleyi gerekse ikili ekonomik ilişkileri daha ileri boyuta taşıyacaktır. Geçtiğimiz nisanda yaptığı Bağdat ziyaretinde iki ülke arasında Stratejik İş Birliği Çerçeve Anlaşması imzalandı. Bu kapsamda Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması yanında iki ülke Dışişleri Bakanlarının eş başkanlığında Ortak Planlama Grubu ve çok sayıda teknik, ekonomik alt komiteler kuruldu. Terörle mücadele ve istihbarat iş birliği yanında kurulan komitelerle ekonomik ilişkilerin ve ticaret hacminin artırılması ön planda.

Önceki Haber
Rusya'daki depremin ardından yanardağ patladı…
Sonraki Haber
Yargıtay’ın cezalarını onadığı Atatürkçü komutanlara hapis yolu:

İlgili Haberler:


Notice: Trying to access array offset on value of type bool in /home/u418159325/domains/yenisoluk.com/public_html/beta.yenisoluk.com/inc/functions.php on line 15