CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 08 ARALIK 2024 tarihli raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 08 ARALIK 2024
SICAK GÜNDEM
- Türkiye’de halk sağlığı ve gıda güvenliği çok ciddi kimyasal tehdit altında. Gittikçe uzayan sahte, taklit ve tağşiş gıda listesi, kuru gıdalarda artan iadeler yeterli denetim yapılmadığını, gıda güvenliğine yönelik tehdidin umursanmadığını gösteriyor!
- 1987’ye kadar darbe ve askeri dikta yönetimi altındaki Güney Kore’de bu tarihten sonra geçilen seçimli demokrasi, 37 yıl sonra bu kez seçilmiş bir sivil siyasetçinin diktatörlük hevesi ve darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı!
İÇ POLİTİKA
- İktidar ittifakı, anayasal adaylık limiti dolan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığı için kamuoyu oluşturma çabasında. Beştepe’deki hesaplar, siyasi senaryo ve planlar, ‘Erdoğan milli değer’ tezleri nafiledir!
- Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreterliğine 50 yıl sonra ilk kez bir Türk diplomatın seçilmesi anlamlı bir diplomasi başarısıdır.
EKONOMİ
- Kasım ayı Tüketici Fiyatları Endeksi verileri; iktidar ve ekonomi yönetiminin tutarsızlığını, 3 ay sonrasını bile öngöremediğini gösterdi!
- Cari açığın azalmasına olanak sağlayan dış ticaret açığındaki düşüş, bir yanıyla olumlu görülse de faturası sanayi üretiminde gerileme, ihracatın azalmaya başlaması, tüketim malı ithalatının artması olarak karşımıza çıkıyor.
- AKP iktidara geldiğinde 6,4 milyar TL olan Bireysel Tüketici Kredisi borçları, 2024 Kasım sonu itibarıyla 3,5 trilyon TL’ye ulaştı!
TARIM
- 2024 bütçesinde tüm tarımsal desteklere ayrılan ödeneğin sadece 135 milyar lira olması, üretim yapmak isteyen çiftçilere gerekli ve yeterli desteğin verilmeyeceğinin peşinen ilan edilmesidir!
DIŞ POLİTİKA
- ABD Başkanı Biden, Ukrayna'yı desteklemek ve ABD'nin silah stoklarını yenilemek için Kongre’den 24 milyar dolarlık ödenek talebiyle Rusya-Ukrayna savaşını şiddetlendirme adımlarına yenisini ekledi.
- Suriye’de Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) öncülüğündeki cihatçı ittifakın 27 Kasım’da başlattığı saldırı sonrası hızla ilerlemesi, Şam yönetiminin geleceği konusundaki belirsizlikleri artırdı!
Türkiye’de halk sağlığı ve gıda güvenliği çok ciddi kimyasal tehdit altında. Gıda denetimine hız verildiğini açıklamakla yetinen, sahte-taklit ve tağşiş gıda listelerini başarı gibi sunan iktidar, gerçekte büyük ihmal ve başarısızlığı itiraf ediyor. Halkın sağlığını Avrupalı, Rus ve Bulgar vatandaşından değersiz sayıyor!
Bir toplumu çökertmenin yollarından birisi kitleleri ağır ağır zehirleyerek, gelecek nesillerin genetiğini hedefleyip içeriden zayıflatmaktır. Ülkeler arası savaşlarda kimyasal ve biyolojik silahların kullanılmasına uluslararası anlaşmalarla getirilen sınırlamalara karşılık, gündelik yaşamda tüketilen temel gıda maddelerine, yiyecek içeceklere katılan kimyasallar giderek rutin ve sıradan hale geliyor. Ülkemizin içine düşürüldüğü halk sağlığı ve gıda güvenliği tehditleri, Türk toplumuna karşı ilan edilmemiş bir savaşın ve gıdalar üzerinden kimyasal ve zehirli saldırıların yürütüldüğünün göstergesidir.
Son dönemde gıda güvenliği alanında Türkiye nüfusunun ciddi bir tehdit altında olduğunu somut şekilde ortaya koyan gelişmeler hız kazanırken, iktidarın bu konuda sergilediği duyarsızlık kabul edilemez bir sorumsuzluktur. Tarım ve Orman Bakanlığının yayınlamaya başladığı taklit ve tağşiş gıda ürünleri listeleri insan sağlığını tehdit eden sahte ve katkılı gıda maddelerini ve markalarını tespit edip, ifşalama açısından başarı gibi sunulmak isteniyor. Oysa asıl gerçek yıllardır ülkeyi tek başına yöneten iktidarın sergilediği denetimsizlik ve ağır ihmallerle bu ortama zemin hazırlanmasıdır.
Geçen hafta İspanya’ya ihraç edilen tonlarca kuru incirde normal kabul edilen sınırın 49 katı, İtalya’ya ihraç edilen kuru incirlerde ise 12 katı düzeyinde Okratoksin A zehirli maddesinin çıkması, aynı zamanda iç piyasada da tüketicilere satılan bu ürünlerin sağlığa büyük tehdit oluşturduğunu ortaya koyuyor. İtalya ürünleri iade ederken İspanya doğrudan imha kararı aldı. Kuru incirlerde saptanan bu maddenin böbrek fonksiyonlarını ve sinir sistemini felç ettiği, kansere yol açtığı, bağışıklık sistemini zayıflattığı açıklandı. Romanya’ya ihraç edilen domateslerin denetiminde ise kabul edilebilir sınırın 34 katı pestisit saptandı. Romanya Gıda Denetim Kurumu zehir içeren ürünlerin iadesi durumunda Türkiye’de satılması olasılığını değerlendirerek imha kararı aldı.
Bulgaristan’a gönderilen tırlar dolusu limonun denetiminde pestisitin yanı sıra AB’nin 2022’de yasakladığı phosmet kimyasalı saptandı. Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) son dönemde 108 çeşit kuru ve yaş gıda ihraç ürününün zehirli kimyasal nedeniyle iade edildiğini, bu ürünlerin imha edilip edilmediği konusunda yetkili Bakanlıkların hiçbir açıklama yapmadığını duyurdu.
Kendisi ve eşi hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Seuk-Yeol’un ‘Ülkenin bekası ve dış tehdit’ bahanesiyle sıkıyönetim ilanı, seçimle göreve gelmiş sivil bir siyasetçinin darbeye girişebileceğini gösterdi!
Türkiye açısından geçmişte Türk askerinin bağımsızlık savaşına verdiği katkıdan dolayı tarihi bağlar ve insani yakınlıklar bulunan Güney Kore’de yaşanan gelişmeler, tek adam rejimlerinin anayasal kılıf altında ülkelerini diktatörlük ve darbeye sürükleyebileceğini gösterdi. Yoon Seuk-Yeol 2022’de seçilerek Devlet Başkanı oldu. Geçtiğimiz nisandaki milletvekili seçimlerinde Yoon’un sağcı Halkın Gücü partisi 108 vekilde kalarak 300 üyeli mecliste çoğunluğu yitirdi. Sosyal demokrat çizgideki Demokrat Parti ana muhalefet olurken diğer muhalefet partileriyle birlikte çoğunluk muhalefete geçti. İstediği yasaları Ulusal Meclisten geçiremeyen Devlet Başkanı Yoon ve eşi hakkındaki rüşvet ve yolsuzluk iddiaları mecliste soruşturmaya açıldı. Ana Muhalefet Yoon’un kurdurduğu komisyonun yolsuzlukları örtmeye çalıştığını öne sürerek yargıyı göreve çağırdı.
Geçen hafta ‘Güney Kore’nin bekası ve demokrasiyi korumak, muhalefetin devlet karşıtı faaliyetlerinin ve Komünist Kuzey Kore ile iş birliğinin önlenmesi’ gerekçesiyle sıkıyönetim ilan eden Başkan Yoon, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanını sıkıyönetimin başına getirdi. Genelkurmay Başkanı Park An-Su Meclisi ve siyasi partileri kapattığını, tüm medya kuruluşlarına el koyduğunu duyurdu. Sıkıyönetime direnenlere, muhalefet liderleri ve milletvekillerine, kamuda görevli muhalefet sempatizanlarına yargısız tutuklama kararı alındı. Ordu, Meclis’i ablukaya aldı. Ana Muhalefet Lideri halkı ve milletvekillerini sıkıyönetime direnmeye, meclisin toplanıp sıkıyönetimi kaldırmaya çağırdı. Ulusal Meclis’e girmeyi başaran 190 vekilin iktidar partisi de dahil tümünün oyuyla sıkıyönetim kaldırıldı. Meclis, ordu hemen çekilmezse Genelkurmay Başkanı ve askerlerin ‘vatana ihanet ve demokrasiye darbeden tutuklanmasını’ kararlaştırdı. Güney Kore anayasası uyarınca Devlet Başkanı sıkıyönetim ilanı yetkisini kullandığında meclis salt çoğunlukla kararı iptal ederse sıkıyönetim kalkıyor.
- Burada kritik olan Başkan Yoon’un partisinden asker-polis ablukasını aşıp meclise girebilen vekillerin de muhalefetle birlikte sıkıyo¨ netim aleyhine oy Aksi halde yeterli oy sag˘lanamayacak, Güney Kore dikta yönetimine dönmüş olacaktı.
- Başkan Yoon’un istifası istenirken mecliste azil oylaması yapılacak. Azil için u¨ çte iki (200 vekil) oy gerekiyor.
İktidar ittifakı, anayasal adaylık limiti dolan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığı için kamuoyu oluşturma çabasında. Daha önce üç kez ‘final seçimim’ diyen Erdoğan’ın iktidarı bırakmama amaçlı siyasi stratejileri nafiledir!
Cumhurbaşkanı adına irade beyan ettiğini öne süren Beştepe Hukukçusu Mehmet Uçum son açıklamalarında 2027 sonunda seçimin öne alınmasıyla, Erdoğan’ın bir kez daha aday olması ve Türkiye’nin başında kalması gerektiğini dile getirerek dördüncü kez adaylık için zihinsel altyapı ve kamuoyu oluşturma kampanyası başlattı. 2014 ve 2018’de iki kez seçilerek Anayasal adaylık limitini doldurmasına rağmen Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 2023’te üçüncü kez adaylığına onay verdiği Cumhurbaşkanı şimdi seçimi TBMM kararıyla 2027 sonunda erkene alıp, dördüncü kez aday olarak seçilmeyi ve 2032’ye kadar iktidarı bırakmamayı hedefliyor.
Beştepe Hukukçusu Uçum, anayasanın 116’ncı maddesindeki; ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir’ hükmünü gündeme getirip seçimin TBMM tarafından 360 oyla 2027 sonuna alınması ve Erdoğan’ın ‘bir defa daha’ aday olup, seçilmesi gerektiğini ifade ediyor. Bunun gerekçesini ise ‘Erdoğan’ın üstün, vazgeçilmez liderliği ve Türkiye’nin milli değeri’ olduğu tezine dayandırıyor. Demokrasilerde alternatifler ve çareler tükenmez. Bir ülkeyi tek kişiye mahkum etmek, halkın iradesini, siyasi tercihlerini yok saymaktır. 116’ncı maddede Cumhurbaşkanına TBMM seçimlerini yenileme yetkisi de veriliyor. İlk döneminde bu yetkiyi kullanırsa kendisi de tekrar aday olabiliyor. İkinci döneminde bu yetkiyi kullanırsa aday olamıyor ve sadece kalan görev süresini tamamlıyor. İkinci döneminde bir defa daha aday olabilmesi için tek koşul, TBMM’nin beşte üç çoğunlukla (360) seçimi yenileme kararı alması. Daha önce MHP Lideri Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını sürdürmesi, ülkenin başında kalması için gerekirse anayasa değişikliğini gündeme getirmişti. Şimdi de Cumhurbaşkanının Baş Hukuk Danışmanı aynı planı anayasa kılıfına sarıp TBMM’den seçim yenileme kararıyla Erdoğan’ın iktidarını 2032’ye uzatma formüllerini pazarlarken, Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz edenleri cahillikle suçluyor.
İktidar ittifakının sayısı seçim yenilemeye yetmiyor. Bu yüzden muhalefetin desteğine muhtaçlar. Ancak bunu yaparken hem iktidar süresini kullanmak hem de seçimi 2027 sonuna alarak Erdoğan’a 3. kez adaylık yolu açmak istiyorlar. Bunun için ittifak ortağını, Beştepe hukukçularını seferber edip siyasi senaryolar yazdırıyor. Çözüm sürecini raftan indirip DEM partiyi iknaya, Öcalan’ı TBMM’de konuşmaya davet ederek 360 oy ararken belediyelere kayyum atamaktan vazgeçemiyor.
Beştepe’deki hesaplar, siyasi senaryo ve planlar, ‘Erdog˘an milli deg˘er’ tezleri nafiledir. Milletin gu¨ ndemi Erdog˘an’ın tekrar adaylıg˘ı deg˘il, bu iktidarı bir an evvel go¨ nderip, ekonomik sorunlarına, yoksullug˘ a, çocuklarının geleceg˘inin karartılmasına çare u¨ retecekleri iktidar yapmaktır. Beş yıl daha iktidar uğruna yaratılan yapay gündemin farkında olan halk, seçmen, TBMM bu planların tümünü bozacaktır.
Soğuk savaş sonrası Avrupa güvenliği ve barışı için kurulan Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreterliğine 50 yıl sonra ilk kez bir Türk diplomatın seçilmesi anlamlı bir diplomasi başarısıdır. Yunanistan ile yapılan ittifak sayesinde elde edilen bu sonuç, uzlaşı ve diplomasi yollarının önemini bir kez daha gösterdi.
Avrupa ve dünyada önemli ve etkin bir kuruluş olan AGİT Genel Sekreterliği seçiminde tüm üye ülkelerin oy birliği ile Türkiye’nin adayı Emekli Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’nun göreve getirilmesi, ülkemizin uzun süredir özlediği önemli bir diplomasi başarısıdır.
Geçtiğimiz hafta AGİT dönem başkanı Malta’da gerçekleştirilen 31. Dönem AGİT Bakanlar Konseyi toplantısında yapılan seçimlerde Türkiye ve Yunanistan ortak liste çıkartıp, birlikte diplomatik kulis faaliyeti yürüterek olumlu sonuç almayı başardı. Soğuk savaş sonrası Avrupa ve dünyada barış ve güvenliğin tesisi, kalıcı hale getirilmesi amacıyla yürütülen müzakereler sonrası 1975 yılında imzalanan Helsinki Nihai Senedi ile kurulan AGİT’in 50 yıla varan geçmişinde ilk kez bir Türk diplomatın kurumun en üst görevine oy birliği ile seçilmesi öncesinde Türkiye ve Yunanistan seçime yönelik bir ittifak oluşturdu.
AGİT’in üç kilit görevinden birinci pozisyon olan Genel Sekreterliğe Büyükelçi Sinirlioğlu seçilirken en önemli ikinci pozisyon olan Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) Genel Direktörlüğüne ortak listede Yunanistan’ın adayı olan Maria Telalian yine oy birliği ile seçildi. ABD ve Kanada’nın yanı sıra, Avrupa ülkelerinin tamamı ve Rusya ile Asya ülkelerinin bir araya geldiği 57 üyeli AGİT tarihinde ilk kez bir Türk diplomatın Yunan meslektaşı ile ittifak halinde ve tüm üyelerin oy birliğiyle üst düzey pozisyonları üstlenerek paylaşması ciddi ve anlamlı bir kazanımdır. Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanlarının yürüttüğü müzakereler ve uzlaşı arayışları sonrasında geçtiğimiz mayıs ayında belirlenen ortak aday listesi AGİT Bakanlar Konseyine gönderildi. Üyeler arasında uzlaşı sağlanamadığı için bir önceki genel sekreterin görev süresi 2023 sonunda dolmasına rağmen yeni aday üzerinde uzlaşılamaması nedeniyle 9 aylık süre uzatımına gidildi. Yaklaşık bir yıldır AGİT Genel Sekreterliği boştaydı. Türkiye ve Yunanistan’ın anlaşarak ortak liste çıkarması ve tüm üye ülkelerin Türkiye’nin adayı üzerinde uzlaşması sayesinde AGİT’teki yönetim tıkanıklığı aşılabildi. Türkiye ve Yunanistan’ın ortak liste çıkartması ve önemli pozisyonlara iki ülkenin adaylarının seçilmesi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) ve Ermenistan’ın vetosunu da engelledi. AGİT Genel Sekreterinin Türk olmasına karşı çıkmayan GKRY ve Ermenistan, Sinirlioğlu lehine oy kullandı. Soğuk savaş döneminde sorunların müzakereler ve barış yoluyla çözümlenmesi açısından çok önemli fonksiyonlar üstlenen AGİT, nükleer silahların sınırlandırılması, karşılıklı askeri kuvvet indirimleri vb. konularında çok ciddi mesafe kat edilmesine olanak sağladı.
Kasım ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla Orta Vadeli Program’daki (OVP) enflasyon hedefi 2 ayda, Merkez Bankası’nın son Enflasyon Raporundaki yılsonu hedefi ise 1 ayda boşa çıktı. TÜİK verileriyle kasımda yıllık yüzde 47,09 olan TÜFE, 12 aylık ortalamada yüzde 60,45 ile yüksekliğini korudu!
2024’ün bitimine sayılı günler kala, 3 Aralık’ta açıklanan kasım ayı enflasyon rakamları, OVP’de yüzde 41,5, Merkez Bankası (MB) Enflasyon Raporunda ise yüzde 44 oranındaki yılsonu enflasyon hedeflerinin tutmayacağını gösterdi. Kasım ayı Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) verileri; iktidar ve ekonomi yönetiminin tutarsızlığını, 3 ay sonrasını bile öngöremediğini, OVP ve MB raporlarındaki hesapların yanlış olduğunu gösterdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından 4 Ekim’de açıklanan 2025-2027 OVP’de enflasyonun 2024’te yüzde 41,5, 2025'te yüzde 17,5, 2026’da yüzde 9,7, 2027’de yüzde 7 olacağı öngörülüyordu. OVP’nin resmi gazetede yayınlanmasından 2 ay sonra 2024 yılsonu hedefi boşa çıktı. MB Başkanının 8 Kasım’da açıkladığı son enflasyon raporunda ise yılsonu enflasyon hedefi OVP’nin 2 ayda iflas eden hedefinin 2,5 puan, MB’nin önceki yılsonu hedefinin de 6 puan üstüne çekilerek yüzde 38’dan yüzde 44’e yükseltilmişti. MB’nin yüzde 44’lük hedef de 1 ayda geçersiz hale geldi.
İktidar ve ekonomi yönetiminin hedeflerinin tutabilmesi için 3 Ocak’ta açıklanacak aralık TÜFE oranının yüzde 0,8’in altında kalması gerekiyor. Oysa beklenti anketlerindeki tablo, TÜİK son anda mucizevi bir hesap yapmazsa, aralık enflasyonunun yüzde 2-2,5 olacağı yönünde. TÜİK’in açıkladığı Kasım-2024 verilerine göre geçen yıl kasımda yüzde 3,28 olan aylık TÜFE artışı bu yılın aynı ayında yüzde 2,24 oldu. Geçen yıl yüzde 60,09 olan 11 aylık toplam enflasyon artışı bu yıl baz etkisiyle yüzde 42,91’e geriledi. Aylık TÜFE artışının kasımda geçen yılın altında kalmasıyla yıllık enflasyon kasım sonu itibarıyla yüzde 47,09 oranında gerçekleşti. Yine kasım sonu itibarıyla TÜFE’deki 12 aylık ortalamalara göre hesaplanan enflasyon ise yüzde 60,45’le oldukça yüksek düzeyde kaldı. Bağımsız iktisatçı ve akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) kasım ayı enflasyon rakamlarını aylık yüzde 4,06, yıllık yüzde 86,76 oranında hesapladı.
Kasım verileriyle milyonlarca memur ve emekliye 2025 başında yapılacak zam da büyük ölçüde ortaya çıktı. Temmuz-Kasım beş aylık enflasyon farkı yüzde 14,57 olurken, aralıkta sıfır enflasyon gerçekleşse bile en az bu oranda bir zam yapılması kesinleşti. Aralıkta enflasyon yüzde 2-2,5 olursa fark oranı yüzde 16,5-17 olacak.
Yu¨ zde 45 Yeniden Deg˘erleme Oranı (YDO) ile 2025 başında her şeye bu oranda zam yapılacak olmasına karşılık, memur ve emekli maaşlarında yu¨ zde 16-17’lik enflasyon farkıyla 1500-2 bin liralık artışlar milyonlarca kişinin daha bu¨ yu¨k sefalete, yoksullug˘a su¨ ru¨ klenmesi demektir. O¨ ncelikle maaşlarda geçmiş enflasyondan kaynaklanan erime telafi edilmeli, ardından yu¨ zde 30-35 oranındaki reel artış, yu¨ zde 5 refah payı ve seyyanen zamla geniş kesimlerin, yaşam koşulları iyileştirilmelidir.
Sanayi üretimi ve kapasite kullanımındaki düşüş, ihracata dönük sanayinin ara malı ve hammadde ithalatındaki azalmanın sonuçları kasım ayı dış ticaret rakamlarında belirginleşti. Kasımda ihracat gerilerken, ithalat arttı. Kurların aylardır sabit tutulması ithalatı cazip hale getirirken, ithal tüketim mallarında yüzde 15,6 artış yaşandı!
Ödemeler dengesi cari işlemler açığını düşürmek için dış ticaret açığını azaltmayı hedefleyen iktidarın başta altın olmak üzere ithalata getirdiği kısıtlamalar bir anlamda amaca hizmet ederken alınan önlemler, ihracatta da düşüşe yol açtı. Özellikle maliyet artışları, kurların baskılanarak düşük tutulması, yaklaşık bir yıldan bu yana ihracatçıların döviz kazançlarının yüzde 30’una el konularak bozdurma zorunluluğu getirilmesi, sanayi şirketlerinin krediye erişim olanaklarının sınırlanması ve ticari kredi faizlerindeki yükseliş vb. nedenlerle bir süredir sanayide çarkların dönüşü yavaşlamıştı. Son açıklanan büyüme hızı verilerinde de inşaat sektörü deprem yatırımları ve inşaatlar nedeniyle hızlı büyüme sürecine girerken sanayide küçülme ve daralma netleşti.
Geçen hafta açıklanan kasım ayı dış ticaret rakamları bu tablodan ihracatın büyük ölçüde olumsuz etkilendiğini, kurların düşük tutulmasının ise ithalatı cazip kılarak uzun bir aradan sonra artışa olanak sağladığını gösterdi. Ticaret Bakanlığı verilerine göre kasım ayı ihracatı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3,1 azalarak 22,3 milyar dolar tutarında gerçekleşti. Altın ithalatına getirilen kota nedeniyle içeride kıymetli maden ve mücevher sektörünün üretimi ve ihracatındaki daralma rakamlara da yansıdı. Bir yanıyla kaçakçılığı hızlandıran altına kota kararı diğer yandan altın ve mücevher sektöründe gerilemeye neden oldu. Açıklanan rakamlar kasımda işlenmiş altın, ziynet ve mücevher ihracatının yüzde 62 düştüğünü gösteriyor. Uluslararası piyasalarda ABD doları lehine yaşanan hareketlenmenin Euro/Dolar paritesinde gerilemeye neden olması, en büyük ihracatını AB pazarlarına euro bazında yapan Türkiye’nin ihracatında düşüşte bir başka olumsuz etken oldu. Ticaret Bakanlığı dış ticaret verileriyle ilgili açıklamasında 17 Kasım’da gümrüklerde devreye alınan Bilgisayarlı Transit Sistemi adaptasyon sürecinin geçen ayın ihracatında 500-600 milyon dolarlık bir kayba neden olduğunu vurguladı. İhracattaki düşüşe karşılık, ithalat kasımda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,4 artışla 29,6 milyar dolara yükseldi. Kasımda ara malı ithalatı yüzde 3,4 olurken, tüketim malları ithalatındaki artış yüzde 15,6 düzeyine yükseldi. İhracata dönük sanayinin sermaye malları ithalatında ise yüzde 15,5 oranında düşüş yaşandı. Ocak-Kasım döneminde 11 aylık ihracat yüzde 2,5 artışla 238,5 milyar dolara çıktı. İthalat 311,7 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığı geçen yılın 11 aylık dönemine göre yüzde 27 düşüşle 73,2 milyar dolara geriledi.
AKP iktidara geldiğinde 6,4 milyar TL olan Bireysel Tüketici Kredisi borçları, 2024 Kasım sonu itibarıyla 3,5 trilyon TL’ye ulaştı. Bireysel Kredi Kartı ve Krediler nedeniyle kanuni takibe intikal edenler 2 milyon kişiye, ödenemeyen kart ve krediler 108 milyar TL’ye yükseldi!
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) ekim ve kasım aylarına ait güncel rakamlarına göre milyonlarca kişi kredi kartı ve tüketici kredisi borç batağında. Ödenemeyen kart borçları ve bireysel ihtiyaç-tüketici kredilerinden dolayı bankaların kanuni takip başlattığı borçlu sayısı 2 milyon kişiyi aştı. TBB Risk Merkezi’nin ekim sonu itibarıyla açıkladığı rakamlarda, bankaların tahsil edemediği bireysel kredi kartı ve bireysel tüketici kredisi alacakları yüzde 137 artışla 108 milyar liraya ulaştı. Bireysel tüketici-ihtiyaç kredisi ve kredi kartı borcundan dolayı bankaların hukuk birimlerince yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı ise Ekim ayı sonunda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 38 yükseldi. Bireysel kredi kartı borcundan dolayı bankaların yasal takip başlattığı kişi sayısı 2024 Ocak-Ekim döneminde 1 milyon 110 bin kişi iken aynı dönemde bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal ettirilenler ise 935 bin kişi oldu.
- Bo¨ ylece bireysel kredi veya kredi kartı borcunu o¨ deyemedig˘i için yasal takibe alınanların toplam sayısı ekim ayı sonunda 2 milyon 45 bin kişiye ulaştı.
Bankaların hukuki süreç başlattığı 2 milyonu aşkın kişinin yasal takibe alınan borç tutarında ise geçen yılın Ocak-Ekim dönemine göre yüzde 137 artış olurken, tasfiye edilecek alacak tutarı 108 milyar TL’ye yükseldi.
Ortaya çıkan tablo, kredi borçlarının yeni krediyle, kredi kartı borcunun diğer kredi kartıyla ödenmeye çalışıldığını ve sürecin tıkandığını sergiliyor. İktidarın pandemi döneminde kamu bankalarından düşük faizli 5 yıl vadeli kredi kampanyalarıyla başlattığı süreç, daha sonra seçim dönemlerinde benzer kredi vaatleri ve faiz indirimleriyle herkesi borçlandırarak sürdürüldü. Geçen yıl ortasından bu yana yüksek enflasyon ve yüksek faiz sürecine geçişle hem kredi hem de kredi kartı faizleri olağanüstü yükseltilirken, maaş zamlarının düşük tutulması milyonlarca kişiyi bu ödemeleri yapamaz konuma getirdi.
Kredi kartı limitlerine ve asgari ödeme tutarlarına getirilen düzenlemelerle, insanların ihtiyaç kredisi alması, kartla harcama yapmasının engellenmesi yoluna gidilirken Bankaların alacaklarını tahsilde darboğaza girmesi hızlandı. BDDK’nın eylülde devreye koyduğu kart borçlarına yapılandırma uygulamasında aylık faizin yüzde 4,50 olması, geri ödeme süresince kartın kullanıma kapatılması borçluları daha ağır faiz yükü altına soktu.
Türkiye’nin köklü traktör ve tarım makineleri üreticilerinden birisinin geçen hafta iflas ilan etmesi bir başka traktör üreticisinin de konkordato talebinde bulunması ülke tarımında büyüyen krizin sonucudur. Traktörün yanı sıra diğer tarım alet ve makinelerinde satışların düşmesi üreticinin içine düştüğü darboğazın somut işaretidir.
Yıllardır Konya’da faaliyette bulunan Türkiye’nin önde gelen köklü traktör ve tarım makineleri üreticisi şirketin iflas başvurusu, ülke tarımı ve üretimi adına alarm işaretidir. İktidar boş bırakılan, ekilmeyen tarım alanlarına ve arazilere el koymak üzere başlattığı programda il bazında kurulan komisyonlarla boş tarım alanlarını tespit etmeye girişirken, bir haftada iki traktör üreticisinin birden iflas ve konkordato ilanında bulunması, tarımdaki açmazların gerçek boyutunu göstermektedir. 2024 bütçesinde tüm tarımsal desteklere ayrılan ödeneğin sadece 135 milyar lira olması, üretim yapmak isteyen çiftçilere gerekli ve yeterli desteğin verilmeyeceğinin peşinen ilan edilmesidir. Taşıt kredisi faizlerinin ulaştığı fahiş boyutlar çiftçinin traktör ve diğer mekanik tarım aletleri talebinin hızla gerilemesinde etkili olurken, trafiğe kaydı yapılan traktör sayısının aylardan bu yana sürekli düşmesi resmi verilerde de belirgin şekilde görülüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun en son ekim ayı itibarıyla yayınladığı trafiğe kaydı yapılan motorlu kara taşıtları istatistiklerinde motosiklet, otobüs, minibüs, kamyonette artış yaşanırken, kaydı yapılan traktör sayısının yüzde 15,5 azalması, tarımdaki üretim darboğazının bir boyutu.
Trafiğe kaydı yapılan taşıtlar arasında traktördeki gerileme yılbaşından bu yana süreklilik gösteriyor. Üretim ve ürün hasadının yoğun olduğu ağustos ayında traktör satışlarındaki gerileme yanında trafiğe kaydı yapılan traktör sayısında da yüzde 18,9 azalma gerçekleşti. Bu yılın ocak ayında ise trafiğe kaydolan traktör sayısında yüzde 50,5 düşüşle adeta rekor kırılırken, yılbaşındaki bu durum gerçekte tarımsal faaliyetler ve üretimde yıl boyunca yaşanacak sürecin habercisiydi. Gerek üretimde artan maliyetler gerekse yüksek faiz politikasıyla krediye erişimin zorlaştırılması, çiftçileri üretimden kopmaya, tarlasını- bahçesini boş bırakmaya yönlendirdi. Ziraat Bankası’nın yüksek faiz ve kâr amacıyla hareket etmesi, üreticiler açısından krediyle traktör ya da tarım alet ve makinesi sahibi olmayı daha da zorlaştırdı. Türk Tarım Alet ve Makineleri İmalatçıları Birliği (TARMAKBİR) sektörde yaşanan daralmanın traktörün yanı sıra diğer tarım alet ve makinelerine olan talebi de zayıflattığını, dış talepteki gerilemenin etkisiyle sektörün ihracatındaki azalmanın imalatçıları zorlamaya başladığını gündeme getiriyor. TARMAKBİR üyesi imalatçılar arasında iflas ve konkordatoların yaşanmaya başlaması tarımsal üretimde içine girilen darboğazın önemli işaretlerinden birisi.
Maliyet artışları ve finansman gu¨ çlu¨ kleri nedeniyle u¨ retimden uzaklaşan çiftçilerin, mazottaki yıllık fiyat artışının yu¨ zde 78,86 du¨ zeyine yu¨ kselmesi karşısında trakto¨ r ve dig˘er tarım makinelerini de kullanmaktan vazgeçerken bu da u¨ retimde du¨ şu¨ş ve gıda fiyatlarında fahiş artışları beraberinde getiriyor. İ˙ktidarın iflas ve konkordato ilan eden trakto¨r fabrikaları, gerileyen trakto¨r satışları karşısında o¨ nlem almaması, destek yo¨ nu¨ nde adım atmaması ülke tarımı açısından ağır bir sorumsuzluktur!
ABD Başkanı Biden, Ukrayna'yı desteklemek ve ABD'nin silah stoklarını yenilemek için Kongre’den 24 milyar dolarlık ödenek talebiyle Rusya-Ukrayna savaşını şiddetlendirme adımlarına yenisini ekledi. Gazprombank yaptırımıyla Türkiye’yi de hedef alan Biden yönetiminin yeni ödenek talebi, Karadeniz’de savaşı büyütecektir!
ABD Başkanlığı görevini 20 Ocak’ta Donald Trump’a devredecek olan Joe Biden, Ukrayna- Rusya savaşını uzatma ve şiddetlendirme girişimlerine bir yenisini ekledi. ABD Kongresinden 24 milyar dolarlık yeni ödenek talep eden Biden, bu paranın 8 milyar dolarının Ukrayna ordusunun uzun vadeli savunma ihtiyaçlarının karşılanması, 16 milyar dolarının da ABD’nin silah stoklarının yenilenmesi için kullanılacağını açıkladı. Biden, 2 Aralık’ta yaptığı açıklamada ise Ukrayna’ya 725 milyon dolarlık yeni bir savunma finansman desteğinin başlatıldığını belirterek, bu kapsamda Ukrayna'ya insansız hava araçlarına (İHA) karşı kullanılan elektronik sistemler, Yüksek Hareket Kabiliyetli Topçu Roket Sistemi (HIMARS) ve anti-personel kara mayınları gönderileceğini duyurdu.
Yeni Başkan Trump, daha önce yaptığı açıklamalarda göreve gelir gelmez Ukrayna’ya silah ve para desteğini keseceğini, ABD halkı ve vergi mükelleflerinin milyarlarca dolarının Ukrayna’ya akıtılmasına izin vermeyeceğini ilan etmişti. Görevde geri sayım sürecindeki Joe Biden’ın ise tam aksine giderayak 725 milyon dolarlık silah desteğini hemen devreye sokarken, 8 milyar doları Ukrayna için olmak üzere 24 milyar dolarlık yeni bir askeri destek paketi için Kongreye başvurması Cumhuriyetçi Parti’nin tepkisine neden oldu.
Ukrayna için peş peşe adımlar atan Biden’ın Ukrayna’ya yönelik son iki silah desteği paketinin toplamı 9 milyar dolara ulaşıyor. ABD’nin bugüne kadar Rusya’ya karşı Ukrayna’nın yürüttüğü savaşın finansmanına sağladığı destek 70 milyar dolara yaklaştı. AB ülkeleri ise başta Almanya olmak üzere Ukrayna’ya savaşın başından bu yana 50 milyar euro tutarında askeri ve mali yardım sağladı. Son olarak G7 liderler zirvesinde Rusya Merkez Bankası’nın AB ve ABD bankalarında bloke edilen 300 milyar dolarlık parasının getirisinden karşılanmak üzere 50 milyar dolarlık finansman aktarılması kararlaştırıldı. Batılı ülkelerin Ukrayna’ya sağladıkları parasal olanaklar olağanüstü tutarlara ulaşırken, bir yandan da Rusya’ya uygulanan yaptırımlarla Rus enerji, teknoloji ve savunma şirketlerinin varlıkları, dünyanın sayılı zenginleri arasındaki Rus Oligarkların mal varlıkları ve banka hesaplarına el konularak bloke edildi. Biden yönetimi, Rusya’nın doğalgaz gelirlerinin transfer edildiği Gazprombank’ı yaptırım kapsamına alarak Rusya ekonomisinin önemli bir can damarını kesme adımı attı.
Suriye’de Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) öncülüğündeki cihatçı ittifakın 27 Kasım’da başlattığı saldırı sonrası hızla ilerlemesi, Şam yönetiminin geleceği konusundaki belirsizlikleri artırdı. İran ve Rusya, Esad’a desteklerini açıklamalarına karşılık, sahada bu desteğin karşılığı görülmüyor!
Suriye’de 2020’deki ateşkesten bu yana devam eden çatışmasızlık ortamı ve statüko, İdlib’te yoğunlaşan Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) öncülüğündeki cihatçı terör gruplarının oluşturduğu muhalif ittifak güçlerinin 27 Kasım’da başlattığı ‘Saldırganlığı Caydırma’ isimli harekat ile bozuldu. Türkiye’nin de ‘terör örgütü’ listesine aldığı HTŞ’nin İdlib’ten Suriye’nin güneyine doğru başlattığı saldırılarda Halep iki günde ele geçirilirken, hemen ardından ülkenin diğer büyük kenti Hama cihatçı güçlerin kontrolüne geçti. Cihatçı terör gruplarının Şam yolundaki son kavşak olan Humus’a girmeleri bekleniyor.
Devlet Başkanı Esad’a bağlı rejim ordusunun ülkenin büyük kentlerini çatışmaya girmeksizin HTŞ’ye bırakarak çekilmesi bir yanıyla karşı saldırı için güç toplama ve topyekûn karşı saldırı taktiği olarak nitelendirilebilir. Diğer yanıyla Suriye ordusunun geri çekilmesi 2011’den bu yana süren iç savaşta çok cephede birden savaşmanın yarattığı güç kaybı ve savaşma motivasyonunu kaybetmenin sonucu olarak görülebilir. Rusya’ya kaçtığı iddia edilen Esad Şam’da ortaya çıkarak yaptığı açıklamada, Suriye’yi bölmek ve rejimi değiştirmek isteyen terör örgütlerine en sert karşılığı verecek güçte olduklarını, kısa sürede müttefiklerin de desteğiyle bunu başaracaklarını ifade etmişti.
Astana Mutabakatının tarafları olan Türkiye, Rusya ve İran arasındaki temaslar sürerken üç ülkenin Dışişleri Bakanları Katar’ın başkenti Doha’da bir araya geldi. İran ve Rusya İdlib’te konuşlu HTŞ’nin başlattığı saldırılara Türkiye’nin destek ve yol verdiğini öne sürerken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye’deki süreçte herhangi bir dış destek ya da müdahalenin söz konusu olmadığını savundu. Buna karşılık Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) omurgasını YPG’nin oluşturduğu SDG kontrolündeki Tel Rıfat’ı kuşatarak ele geçirmesi, ardından Münbiç’e yönelmesi, HTŞ saldırılarıyla eş zamanlı Fırat’ın batısında Kürt güçlerinin kontrolündeki yerleşimlerin hedef alındığını gösteriyor.
İktidar Suriye’deki gelişmelere müdahil olmadığını savunurken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin resmi kararına rağmen HTŞ’ye terör örgütü dememesi dikkat çekici! Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, muhaliflerin (HTŞ) hedefinin İdlib, Hama ve Humus’un ardından Şam olduğunu belirterek; ‘Tabii temennimiz kazasız, belasız şekilde Suriye’deki bu yürüyüş devam etsin’ demesi iktidarın HTŞ’ye desteği olarak görülebilir.