CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 10 KASIM 2024 tarihli raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 10 KASIM 2024
SICAK GÜNDEM
- Türkiye, iktidarın baskıcı ve özgürlükleri kısıtlayan uygulamaları, ağır ekonomik koşullar, yüksek enflasyon ve sefalet politikaları nedeniyle Avrupa, Amerika, Kanada ve daha birçok ülkeye yüz binlerce beyin göçü veren bir ülke haline geldi!
- İktidar kontrolündeki BTK, internet, GSM ve bilişim altyapısı, uydu haberleşme sistemi TÜRKSAT, sosyal medya vb. unsurlar ortada iken elektronik oy kullanma sisteminin gündeme getirilmesi dikkat çekici!
İÇ POLİTİKA
- Cumhurbaşkanlığının 2025 Yıllık Programı, sosyal güvenlik sisteminin iflas eşiğine getirildiğini kanıtlıyor. SGK’ya 2025’te bütçeden transfer edilecek tutar 2,2 trilyona yükselirken, bütçe gelirlerinin yüzde 20’si SGK’ya aktarılacak!
- AKP’nin altın yıllar diye nitelendirdiği süreç, seçilmişlerin yerine kayyum atamalarıyla siyasi komediye dönüştü. Trump’ın altın çağ vaadi ise otokrasi ve faşizmin güçlenmesi, demokrasinin gerilemesi anlamına geliyor!
EKONOMİ
- Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) 2023 yılında 180 milyar liraya yaklaşan görev zararları, iktidarın seçim kampanyasının KİT’ler üzerinden ve halkın cebinden finanse edildiğini açığa çıkarttı!
- TÜİK’in TÜFE artışı bahanesiyle yüzde 20-25’lik zammı yeterli gören iktidar, yüzde 44’e yaklaşan Yeniden Değerlendirme Oranı (YDO) ile bunun iki katına yaklaşan bir artışı cezalarda, vergilerde uygulamaya koyarak iğneden ipliğe zam firtınası estirecek!
- TÜİK’in aylık yüzde 2,88, yıllık yüzde 48,58 olarak açıkladığı ekim ayı resmi enflasyon verileri gerek Orta Vadeli Program’ın (OVP) gerekse Merkez Bankası’nın (MB) yılsonu enflasyon hedeflerinin tutmayacağını gösterdi!
TARIM
- 2025 bütçesinde çok düşük destekleme ödeneği ayrılan tarımda kayıtlı çiftçi sayısı ve istihdam hızla azalırken, üretimde büyük düşüş yaşanıyor. Gıdaya erişim daha pahalı ve daha zor hale geldi!
DIŞ POLİTİKA
- Otokrat ve öngörülemez kişilikteki Trump’ın İsrail’e koşulsuz destek, Ukrayna savaşını bitirme, göçmenleri sınır dışı etme vaatleri yanında Çin’le ticaret savaşlarını tekrar başlatması kaotik bir sürece neden olabilir.
- Gürcistan seçimleri ardından daha önem kazanan Moldova Devlet Başkanlığı seçimini ikinci turda yüzde 55 oyla AB yanlısı Maia Sandu kazandı.
1. Yüzbinlerce bilim insanı, doktor, mühendis, bilişimci, eğitimli kişiyi ülkeden gitmeye mecbur eden, ‘giderlerse gitsinler’ diyen iktidar şimdi yabancı iş gücü ithal etme hazırlığında. İşveren örgütleriyle yürütülen hazırlıklarda işçi sendikalarının dışlanması emekçilere haksızlık, ayrımcılık ve adaletsizliktir.
Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Mahmut Asmalı, İçişleri Bakanlığı’nın düzenli göç ve yurt dışından yabancı iş gücü getirilmesi konusunda yürüttüğü çalışmaların sonuçlanmak üzere olduğunu ve yakında kamuoyuna duyurulacağını ifade etti. Daha önce de İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya yurt dışından yabancı iş gücü getirilmesi ve Türkiye’deki sığınmacıların istihdamının kolaylaştırılması konularında yürütülen hazırlıkların son aşamaya geldiğini açıklamıştı. TÜİK’in istihdam ve iş gücü istatistiklerindeki son resmi verilere göre dar tanımlı işsiz sayısı 3,5 milyon kişi olurken, geniş tanımlı işsiz sayısı 11 milyon kişiye yükselmiş. Türkiye’de milyonlarca kişi işsiz iken yurt dışından yabancı iş gücü getirilmesinin ekonomik ve sosyal açıdan izahı mümkün değildir. İktidar sözcüleri ve iktidara yakın bazı iş insanları sık sık çalıştıracak işçi bulamadıklarını, mevcut asgari ücretle kimsenin çalışmak istemediğini dile getiriyorlar. Bazı iktidar mensupları ise Suriyeli ve Afgan sığınmacılar olmasa çalışacak işçi bulunamayacağını, sanayinin çökeceğini öne sürüyor. Zaman zaman iktidar medyasında yer alan manşetlerde 65 bin lira aylıkla çoban bulunamadığı, Afganistan’dan çoban getirilmesi gerektiği savunuluyor.
İktidarın işveren örgütleriyle ortak yürüttüğü hazırlıklarda Türkiye’deki sığınmacılar dışında yurt dışından ‘düzenli göç’ kapsamında yabancı iş gücü getirilmesi öngörülüyor. Kapalı kapılar ardındaki çalışmalarda işçi sendikalarının görüşlerinin alınmaması, işçi temsilcilerinin dışlanması istihdam ve çalışma barışı açısından adaletsiz ve hukuksuz olmanın yanında iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Asgari ücretin altında kayıt dışı ve sosyal güvencesiz çalıştırılan sığınmacıların ekonomiyi ayakta tuttuğunu savunan işverenler ve iktidar sözcüleri öncelikle açlık sınırının çok altında kalan asgari ücretle neden kimsenin çalışmak istemediğini sorgulamalıdır. Türkiye’deki ekonomik koşullarda ABD ya da AB ülkelerinden dolar ya da euro maaşla çalışacak nitelikli işçi getirilemeyeceğine göre büyük ihtimalle düzenli göç kapsamında ithal edilecek yabancı iş gücü Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden, Pakistan, Bangladeş, Afganistan’dan getirilecek ve yine kölelik ücretleriyle istihdam edilecek. İşveren örgütleri ve iktidar bu düzenlemeyle işçilere; ‘yılda bir kez ve IMF’nin izin verdiği oranda zamlanacak, enflasyon ve açlık sınırının altında kalacak bir ücretle çalışmaya rıza göstermezseniz sizin yerinize yurt dışından yarı ücrete çalışacak işçi getiririm’ diyerek şantaj yapmayı planlamaktadır.
2. Yüksek Seçim Kurulu Başkan ve üyelerinin ABD’ye giderek elektronik seçim sisteminin Türkiye’ye uyarlanması konusunda incelemelerde bulunmaları, iktidarın seçim sisteminde değişiklik planladığını işaret ediyor!
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener ve kurul üyelerinin Başkanlık seçimlerini izlemek ve gözlemek üzere ABD’ye seyahat etmeleri ve bu ziyaret vesilesiyle elektronik seçim ve oy sistemi konusunda teknoloji şirketleriyle temaslarda bulunmaları, elektronik seçim sisteminin Türkiye’ye uyarlanabilirliği üzerine görüş alışverişi yapmaları oldukça dikkat çekici. Bir yandan iktidar ittifakı anayasa değişikliği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimde yeniden adaylığı tartışmalarını gündeme taşırken diğer yandan YSK üyelerinin elektronik seçim sistemi üzerine incelemeler yapmalarının aynı anda çakışması planlı bir hazırlığın işareti olabilir.
16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumunda oyların sayımına geçildikten saatler sonra AKP’nin talebi üzerine YSK’nın son anda verdiği kararla ‘mühürsüz zarf ve oyları’ geçerli saymasının referandum sonucuna etki ettiği iddiası hâlâ geçerliliğini koruyor. Tek adam sistemine geçişi öngören referandum üzerindeki şaibe gölgesi hâlâ yanıtsız ve ortada duruyor. O dönemde hayata geçirilen Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) üzerinden oluşturulan seçmen kütüklerinde her seçim döneminde usulsüzlükler, şaibe, kayıt dışı seçmen, ölü seçmen, aynı adreste sahte seçmen vb. iddialar, belgeler ortaya saçılıyor. YSK’ya kurulan ve halen kullanımda olan SEÇSİS elektronik sisteminin altyapısı ve yazılımı da yine aynı dönemde hayata geçirilmişti.
2008’de çıkartılan yasayla kurulan Telekomünikasyon Kurumu’nun (TK) tamamıyla cemaatin kontrolüne geçtiği, ADSNKS’den SEÇSİS’e, YÖK’ün üniversite ve KPSS sınavlarının elektronik soru-yanıtlarına, Emniyet, Genelkurmay, MİT istihbaratının, E-Devletin ve tüm elektronik altyapının kontrole alındığı 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle açığa çıkınca, TK lağvedildi ve yerine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) kuruldu. Şimdi de üç GSM operatörü ve internet sağlayıcıların yanı sıra BTK’nın da yönetimi ve kontrolü iktidarın tekelinde. Buna rağmen mevcut seçim sistemi sandık kurullarının terk edilmemesi, ıslak imzalı sandık tutanaklarının derlenerek YSK’nın SEÇSİS sistemine yüklendiğinin yakından takip edilmesi, sandıklara sahip çıkılması, durumunda büyük ölçüde seçim hilelerini önlemeyi, müdahaleleri sınırlamayı sağlayabiliyor. 2019 ve 2024 yerel seçimlerine bu sayede iktidarı ciddi ölçüde gerileten sonuçlar elde edildi. İktidar muhtemelen olası bir erken seçimde ya da 2028’de yapılacak milletvekili-Cumhurbaşkanı seçiminde kaybetmemek için bir kez daha seçim sistemini değiştirmeyi planlıyor.
3. Cumhurbaşkanlığının 2025 Yıllık Programı, sosyal güvenlik sisteminin iflas eşiğine getirildiğini kanıtlıyor. Mevcut tabloda SGK’nın emekli aylıklarını, sağlık giderlerini ödemesi olanaksız görünüyor. SGK’ya 2025’te bütçeden transfer edilecek tutar 2,2 trilyona yükselirken, bütçe gelirlerinin yüzde 20’si SGK’ya aktarılacak!
2025 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndaki veriler, projeksiyonlar ve açıklar sosyal güvenlik sisteminin, bütçe ve hazineden aktarılan trilyonluk destekler olmasa açlık sınırının altında maaşlara mahkum edilen emekli, dul ve yetimlere ödeme yapılamayacağını, sağlık harcamalarının karşılanamayacağını gösteriyor. SGK’ya yapılan transferler 2022’de 389,9 milyar TL iken 2023’te 875 milyar liraya çıkmış. 2024 sonunda bütçeden transferlerin 1 trilyon 534 milyar TL’ye ulaşması bekleniyor. 2025’te SGK’ya yapılacak transfer tutarının 2 trilyon 188 milyar liraya yükselmesi öngörülüyor. 2023 yılında 38,5 milyar TL olan SGK açığının 2024 sonunda 170,5 milyar lira olması beklenirken 2025’teki açık tahmini 551,8 milyar TL. Bu rakamlar son iki yılda SGK’nın açıklarının 13,4 kat, bütçeden yapılan transferlerin 5 kat arttığını gösteriyor. Sosyal güvenlik sisteminin açıklarının kat kat büyümesi yanında bütçeden kaynak transferinin hızla yükselmesi, sistemin tıkandığının göstergesi.
Programda yer alan hedef ve projeksiyonlara bakıldığında sosyal güvenlik sisteminde büyüyen açıkların, giderek bütçe gelirlerinin yüzde 20’sine ulaşan ek transferlerin sürdürülemez bir noktaya ilerlediği gözlenirken önümüzdeki dönemde başta emeklilik yaşının yükseltilmesi, prim tutarlarının artırılması olmak üzere radikal değişikliklere ve bu doğrultuda yeni düzenlemelere gidileceği anlaşılıyor. Programda yer alan gelir-gider tahminlerine göre 2024 yılının sonunda bütçeden transferler de dahil olmak üzere SGK’nın toplam geliri 2023’e göre yüzde 73,2 artışla 3 trilyon 697 milyar liraya ulaşacak. Buna karşılık bu yılsonunda SGK’nın toplam giderleri yüzde 78 artarak 3 trilyon 867 milyar liraya ulaşacak. Bu rakamların ışığında SGK’nın gelir-gider açığı geçen yıla kıyasla yüzde 343 büyüyerek 170,5 milyar liraya yükselmiş olacak. Bu yılın tamamında prim gelirleri tutarının 2,7 trilyon olması öngörülen SGK bu gelir-gider tablosuyla bütçeden kaynak aktarılamadığı takdirde ayakta duramaz halde. Geçen yıl seçim öncesi çıkartılan Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesiyle emekli maaş ödemelerinde geçen yıla göre yüzde 89 artış yaşanan SGK’nın yılsonuna kadar ödeyeceği toplam emekli, dul, yetim aylığı tutarı 2 trilyon 700 milyar TL, sağlık giderleri yüzde 76,8 artışla 978,2 milyar TL olacak. Cumhurbaşkanlığı yıllık programında yer alan projeksiyonlar çerçevesinde 2025 yılında SGK’nın prim gelirlerinin yüzde 28 artarak 3 trilyon 522 milyar lira, bütçe transferleriyle birlikte toplam gelirinin 4,7 trilyon TL olması öngörülürken, maaş ödemelerinin 3 trilyon 726 milyar TL, sağlık giderlerinin 1 trilyon 283 milyar liraya yükselmesi, toplam giderlerin 5 trilyon 240 milyar liraya ulaşması tahmin ediliyor.
4. AKP’nin altın yıllar diye nitelendirdiği süreç, seçilmişlerin yerine kayyum atamalarıyla siyasi komediye dönüşürken, gerçek niyetin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yeniden adaylık kapısını açmak olduğu anlaşıldı. Trump’ın altın çağ vaadi ise otokrasi ve faşizmin güçlenmesi, demokrasinin gerilemesi anlamına geliyor.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Efkan Ala, 2028’e kadar olan 4 yıllık seçimsiz dönemi ‘altın yıllar’ olarak gördüklerini, bu dönemde demokratik reformlar, insan hakları, özgürlükler, ekonomik atılım ve AB üyeliği yolunda önemli adımlar atmayı hedeflediklerini ifade etmişti. Daha önce başlatılan çözüm süreci ve akil insanlar heyeti sürecinde İçişleri Bakanı olarak müzakerelere katılan, Dolmabahçe Mutabakatına imza atan Efkan Ala’nın bu açıklamalarının siyasi samimiyetten uzak olduğu son günlerdeki icraatlarla açığa çıktı. İstanbul Esenyurt Belediyesi ile başlayan, ardından Mardin, Batman, Halfeti Belediye Başkanlarıyla devam eden görevden alma, tutuklama, kayyum atama süreçlerini yeni belediyelerin izleyeceği AKP Grup Başkanvekili tarafindan ilan edildi. Demokrasi ve hukuk devleti ile bağdaşmayan bu hukuksuzlukların süreceğinin peşinen ifade edilmesi, iktidarın ‘altın yıllar’ planının gerçekte demokrasiyi rafa kaldırmayı ifade ettiği anlaşılıyor. İktidar ittifakının bir kanadı çözüm süreci önerisinin arkasında olduğunu ısrarla vurgularken, Cumhurbaşkanı ve AKP kanadının görünürde bu söyleme destekle birlikte kayyum hamlelerine girişmesi, kamuoyu önünde danışıklı dövüş tarzı bir siyasi senaryo sergilendiğini, gündemin kontrol edilmesinin amaçlandığını gösteriyor.
Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP Liderinin her hafta yeni bir öneriyle ortaya çıkarak, yeni anayasa çağrısıyla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığı önündeki anayasa engelinin kaldırılması önerisini ortaya atması, ‘tek kurtarıcının Erdoğan olduğunu’ iddia etmesi gizlenen siyasi hesabı açığa çıkarttı. Gerçek niyetin söylendiği gibi anayasasını değiştirmek, sivil anayasa yapmak değil erken seçim dışında yeniden aday olması anayasal açıdan mümkün olmayan Erdoğan’a adaylık yolunu açacak değişikliğe zemin yaratmak olduğu görülüyor.
ABD Başkanı seçilen Trump’ın ‘altın çağ’ vaadi ile iktidarın ‘altın yıllar, altın dönem’ söylemleri demokrasi ve özgürlüklere karşıtlık açısından örtüşüyor. ABD’nin önde gelen silah ve petrol tekellerini, dev finans kurumlarını arkasına alan Trump, sosyal medya devi X’in (eski twitter), Tesla’nın, uydu internet şirketi Starlink’in patronu Elon Musk’ın da desteğine sahip. Bu şirketler kuralsız ekonomiyi ve katıksız neoliberal kapitalizmi savunan Trump’ın pek çok yasa, kural ve düzenlemeyi geri çekmesini, vergileri düşürmesini, ABD’nin küresel ekonomik hegemonyasını artırmasını bekliyor. Bunun için de Trump’ın kontrolsüz, otokrat tavrını, ABD’nin ekonomik ve askeri gücünü baskı aracı olarak kullanıp demokrasileri geriletme, popülizmi hakim kılma yaklaşımını destekliyorlar.
5. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) 2023 yılında 180 milyar liraya yaklaşan görev zararları, iktidarın seçim kampanyasının KİT’ler üzerinden ve halkın cebinden finanse edildiğini açığa çıkarttı. Tarım Kredi Kooperatifleri ile bol keseden düşük faizli kredi dağıtan kamu bankalarının görev zararı rekor kırdı.
Hazinenin piyasalardan yüksek faizle borçlanarak sağladığı finansmanın yanında ve bütçe kaynaklarıyla zararları kapatılarak maliyeti halkın üzerine yıkılan KİT’lerin, iktidara seçim kazandırmak için siyasi talimatlarla üstlendikleri görevlerden kaynaklanan zararları 179 milyar 620 milyon liraya ulaştı. Bu tutar 2022 yılında 19,5 milyar TL olan görev zararının 9 kat artması anlamına geliyor. Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin yapıldığı geçen yıl kamusal hizmet üreten KİT’lerin zararının bir önceki yıla göre 9 artması, iktidarın bu kurumların kaynaklarını seçim kampanyası sürecinde kullandığını, bedelini ise görev zararı adı altında hazineye ödettiğini ortaya koyuyor.
Türkiye Varlık Fonu (TVF) çatısı altına alınan KİT’ler arasında kamu bankalarının yanı sıra Cumhurbaşkanının ucuz market alışverişi nedeniyle halka tavsiye ettiği, hazine ve bütçeden aktarılan desteklerle sübvansiyonlu gıda maddeleri satmasına olanak sağlanan Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) market zinciri de yer alıyor. İlan edilen taban fiyatlar üzerinden üreticinin ürününü satın alan Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), seçim döneminde Rusya’ya olan borcunu ödemeksizin Cumhurbaşkanının bedava doğalgaz vaadine olanak sağlayan BOTAŞ, iktidarın yine seçim döneminde indirimli elektrik faturası vaatlerinin maliyetini üstlenen Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) milyarlarca liralık zararı hazineye ve halkın sırtına yıkılan KİT’ler arasında. Memur ve emekli maaşlarının yükseltilmesi, çiftçiye enflasyonun üzerinde taban fiyat taleplerini ‘para yok’ bahanesiyle reddeden iktidarın aslında var olan bu paraları KİT’lerin zararına yol açan seçim vaatlerinde kullandığı açığa çıkıyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın resmi rakamlarına göre 2022 yılında göre yüzde 820 artışla 180 milyar liraya yaklaşan görev zararlarının yüzde 43’ü EÜAŞ’a, yüzde 42’si BOTAŞ’a, yüzde 12’si TMO’ya aktarılan kaynaklardan oluşuyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CHS) geçiş sonrası 2018’den itibaren görev zararı yerine ‘görevlendirme gideri’ adı altında resmi kayıtlarda yer alan bu ödemeler iktidarın siyasi talimatlarla zarar etme pahasına KİT’lere verdiği görevlerin finansmanında ve zararın hazine tarafindan bütçe kaynaklarıyla kapatılmasında kullanılıyor.
Seçim öncesi doğal gaz fiyatını bir yıl sabitlediklerini, Karadeniz’de keşfedilen doğal gaz rezervleri sayesinde bir aylık doğalgaz faturasının bedelsiz olacağını vaat eden iktidarın bu vaadinin faturasının 73 milyar liralık zararla BOTAŞ’a yıkıldığı anlaşılıyor.
6. Yeniden Değerleme Oranı (YDO) 2025 yılı için yüzde 43,93 oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, milyonlarca çalışanı enflasyona ezdirmeme sözünde samimi ise bugüne kadar kullanmadığı gelir vergisi dilimlerinin YDO oranının yüzde 50 üzerinde artırma yetkisini kullanmak zorundadır.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) artışının 12 aylık ortalamasına göre her yılın ekim ayında belirlenerek bir sonraki yılbaşında uygulanmaya başlanan YDO, 2025 yılı için yüzde 43,93 oldu. Emlak vergisi, Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), akaryakıt, alkollü içkiler ve tütün mamulleri, cep telefonlarından alınan maktu vergiler başta olmak üzere trafik, gecikme cezaları vb. uygulanacak YDO artışıyla yılbaşından itibaren tüm vergi, harç ve cezalar pasaport, ehliyet bedelleri en az yüzde 43,93 zamlanacak. Emlak vergisi kanunu uyarınca emlak vergisinin YDO’nun yüzde 50’si düzeyinde artırılması öngörülüyor. Buna karşılık Cumhurbaşkanının bu oranı bir kat artırma yetkisi bulunuyor.
MTV’deki artış konusunda Cumhurbaşkanının yüzde 80 oranındaki indirim yetkisini kullanıp kullanmayacağı bir başka boyut. Cumhurbaşkanı yetkisini kullanırsa yüzde 43,93 oranındaki MTV artışı yüzde 8,79’a kadar çekilebilir. Milyonlarca çalışanı ilgilendiren konu gelir vergi dilimlerinde artışa gidilip gidilmeyeceği. İşçi ve memur sendikalarının sürekli yinelediği ücretlilerin gelir vergisi oranlarının düşürülmesi taleplerine iktidar bugüne kadar kulak tıkadı. Enflasyon etkisiyle alım gücü düşerken kâğıt üzerinde artmış görünen ücret ve maaşlar birkaç ay içinde bir üst gelir vergisi dilimine girdiği için çalışanlar sürekli şekilde daha yüksek gelir vergisine ve azalan maaşlara mecbur ediliyor. Çalışanlara bir nebze de olsa nefes aldıracak imkanlardan birisi gelir vergisi dilimlerinin Cumhurbaşkanı yetkisiyle YDO oranında artırılması. İktidar bugüne kadar çalışanlar lehine olan bu Cumhurbaşkanı yetkisini ya hiç kullanmadı ya da YDO oranının çok altında cüzi artışlar yaptı. İktidar çalışanları enflasyona ezdirmeme sözünde samimi ise yılbaşında YDO oranında artacak olan vergi dilimlerini Cumhurbaşkanı yetkisiyle yüzde 50 daha artırarak milyonlarca çalışanı nispeten rahatlatabilir. Cumhurbaşkanı yüzde 50 artış yetkisini kullanmazsa yüzde 15 vergiye tabi en alt gelir dilimi yüzde 43,93’lük YDO ile 110 bin liradan 158 bin liraya çıkacak. Ceza ve harçlarda ise Cumhurbaşkanının YDO oranında artış dışında bir oran belirleme yetkisi yok. Yüzde 43,93 artırılacak trafik cezalarında halen 690 TL olan en düşük ceza tutarı 2025’te 993 TL’ye çıkacak. Drift atmak ve sahte plakada uygulanan 36 bin liralık en yüksek trafik cezası 46 bin 392 TL’ye yükselecek. Temmuzda yüzde 250 artışla 150 liradan 500 liraya çıkartılan yurt dışı seyahat harcı YDO zammıyla yılbaşında 719 liraya yükselecek. Akaryakıttan, cep telefonu tarifesine, sigaradan içkiye, tapu, yargı, noter harcından pasaport ve ehliyet bedellerine, vergi gecikme cezalarına kadar yüzde 44’e yaklaşan zamlar milyonların yükünü daha da artıracak.
7. TÜİK’in aylık yüzde 2,88, yıllık yüzde 48,58 olarak açıkladığı ekim ayı resmi enflasyon verileri gerek Orta Vadeli Program’ın (OVP) gerekse Merkez Bankası’nın (MB) yılsonu enflasyon hedeflerinin tutmayacağını gösterdi. 1,5 yıla yakın süreden bu yana uygulanan ekonomik program, enflasyonla mücadelede başarısız oldu.
TÜİK’in açıkladığı Ekim 2024 TÜFE rakamları aylık yüzde 2,88, yıllık yüzde 48,58 oldu. İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) ekim enflasyonu aylık yüzde 3,6, yıllık yüzde 59,1 seviyesinde olurken ENAG aylık yüzde 5,57, yıllık yüzde 89,77 enflasyon açıkladı. Ocak- Ekim dönemi 10 aylık enflasyon toplamı yüzde 39,77 oranında açıklandı. OVP’deki 2024 yılsonu hedefi yüzde 41,5 oranında ilan edildi. MB ise yılsonu enflasyon beklentisini üç kez revize ederek önce yüzde 33’ten 36’ya, ardından yüzde 38’e ve 8 Kasım’daki son Enflasyon Raporu’nda 6 puan daha artırarak yüzde 44’e yükseltti. Öngörülen hedefin tutturulması için kasım ve aralıkta aylık enflasyonun sıfir ile yüzde 1 arasında olması gerekiyor. İktidarın ve ekonomi yönetiminin başarılı olduğunu savunduğu, uluslararası piyasalarda güven sağladığını öne sürdüğü ekonomik programın uygulanmaya başladığı Haziran 2023’te TÜİK’in resmi yıllık enflasyon oranı yüzde 38,2 düzeyindeydi. Programın uygulandığı 16 ayın sonunda ekimde gelinen nokta yıllık yüzde 48,5 enflasyon. Kaldı ki TÜFE bazında 12 aylık ortalamalara göre TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon yüzde 62,02. Geçtiğimiz mayıs ayında yüzde 75 ile zirve noktasına ulaşan enflasyon temmuzdan bu yana sadece baz etkisi sayesinde yıllık olarak geriliyor. Enflasyon gerçekten aylık olarak düştüğü için değil, geçen yılının aynı aylarında rekor düzeydeki artışlara karşı baz etkisiyle daha düşük kaldığı için ‘düşmüş’ gibi görünüyor.
Oysa iktidar ve ekonomi yönetimi, enflasyonu bu seviyelere çekebilmek için milyonlarca çalışanı, işçi, memur emekliyi ‘fedakarlık, sabır, şükür’ gerekçesiyle düşük maaş zamlarına mahkum etti. Yüzde 8,5’tan yüzde 50’ye yükseltilen faizlerle kredi, kredi kartı, yatırım, ticari faaliyet alanında finansmana erişim maliyeti olağanüstü artırıldı. Cumhurbaşkanı yetkisiyle Özel Tüketim Vergisi artışı yanında, Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde (MTV) ek vergi getirilerek mükelleflere ikinci kez vergi ödetildi. Tüm bunların sonucu kitlesel yoksullaşma, ekonomik durgunluk ve küçülme, her alanda sürekli artan fiyatlar, fahiş zamlar oldu.
MB’nin ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nde (PİKA) aylık enflasyon beklentisi yüzde 2,39 idi. TÜİK’in açıkladığı oran ise yüzde 2,88 ile PİKA’nın üstünde gerçekleşti. PİKA’da hane halklarının yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 72, sanayicilerinki yüzde 55 oldu. Toplumun hiçbir kesimi iktidarın açıkladığı oranlara ve hedeflere inanmıyor. Uluslararası kurumların ve piyasaların beklentisi de yüksek.
8. 2025 bütçesinde çok düşük destekleme ödeneği ayrılan tarımda kayıtlı çiftçi sayısı ve istihdam hızla azalırken, üretimde büyük düşüş yaşanıyor. Gıdaya erişim daha pahalı ve daha zor hale geldi. Yıllar sonra ilk kez maliyetleri ve düşük taban fiyatları protesto için üreticiler ürünleri tarlada bırakarak eyleme geçti.
Kasım ayı ortalarına gelindiği halde pek çok bölgede yeterli yağış olmaması, kuraklığın yaygınlaşması bugünden gelecek yılın üretiminde ciddi düşüşler yaşanacağını, pek çok üründe rekoltenin gerileyeceğini gösteriyor. İktidarın, mazot, gübre, ilaç, tohum vb. girdilerdeki yüksek maliyetlere rağmen uyguladığı düşük taban fiyatı politikası, binlerce üreticiyi üretime küstürdü. Yıllar sonra ilk kez ülkenin dört bir yanında binlerce üretici girdi maliyetlerini ve düşük taban fiyatlarını protesto eylemlerine girişti. Taban fiyatı maliyetin yarısını bile karşılamayan pek çok ürün traktörlerle yollara döküldü. Üreticiler, AKP il başkanlıkları önüne ürünlerini dökerek, fiyat ve destekleme politikalarında çiftçiyi görmezden gelen iktidara sesini duyurmaya çalıştı.
Geçmiş yıllarda farklı ürünlerin taban fiyatlarını bizzat kendisi meydanlarda, mitinglerde ilan eden Cumhurbaşkanı, bu yıl memleketi Rize’de çay taban fiyatını, Giresun ve Ordu’da findık taban fiyatını açıklamaya cesaret edemedi. Üreticileri mağdur eden taban fiyat ve destekleme politikalarının tek sorumlusu olan iktidar, çiftçinin tepkisinden çekindiği için pek çok ürünün taban fiyatını gece yarısı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ya da Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) sosyal medya hesaplarından duyurmak mecburiyetinde kaldı.
Kırmızı ve beyaz ette, süt ve yumurtada kronikleşen sorunlar, yetersiz destekler sonrası ithalata rağmen artan fahiş fiyatlar ve azalan üretime çaresiz kalan iktidar; yumurta, beyaz et, zeytinyağı, mısır ve daha birçok ürüne ihracat yasağı getirdi. Yeraltı su kaynaklarının adeta kuruduğu Konya ovası devasa obruklarla yok oluyor. Tarladaki, bahçedeki ürünle market ve Pazar tezgahındaki fiyat farkı yüzde 300’e kadar çıkınca üreticilerin yoksulluğu derinleşti. Limonun kilosu ağaçta 5 TL iken, markette 100 TL’ye ulaştı. Mazot başta olmak üzere nakliye ve işçilikteki artışlar, yüksek enflasyonla kabarınca pek çok ürün toplanamadı. İktidarın ilgisizliği ve duyarsızlığının sonucunda 2002’de 26 milyon 579 bin hektar olan ekili tarım alanları 2023 sonunda 23 milyon 971 bin hektara düştü. Değiştirilen Büyükşehir Yasası ile tarım arazilerinin imara, ranta açılması tarlaların, meraların, zeytinliklerin betonlaşmasına yol açtı. 2002’den bugüne 2,6 milyon hektar tarım arazi kaybedildi. Şimdi iktidar ağır maliyetlerden dolayı ekilemeyen arazilerin sorumlusu üreticiymiş gibi, boş tarım alanlarına el koyup üreticiyi cezalandırıyor. 10 yıl önce yüzde 24,8 olan tarımın toplam istihdamdaki payının 10 puan azalarak 2024’te yüzde 14,7’ye düşmüş olması. Toplam istihdam 10 yılda 9 milyon kişi artarken tarımdaki istihdam 1 milyon azalarak 4,8 milyona geriledi.
9. ABD seçimlerinde 8 yılda üçüncü başkan değişikliği yaşandı. Cumhuriyetçi Parti adayı Donald Trump’ın kazandığı seçimlerde Demokrat Parti, aday değişikliği ve geç aday belirleme hatasıyla kaybetti. Otokrat ve öngörülemez kişilikteki Trump’ın İsrail’e koşulsuz destek, Ukrayna savaşını bitirme, göçmenleri sınır dışı etme vaatleri yanında Çin’le ticaret savaşlarını tekrar başlatması kaotik bir sürece neden olabilir.
ABD’de 5 Kasım’da yapılan Başkanlık seçimini Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump kazandı. Trump, 2020’de olaylı bir şekilde ve taraftarlarının ABD parlamentosunu basma girişimiyle bıraktığı başkanlığı 4 yıl sonra Demokratlardan geri aldı. Hakkında açılan çok sayıda davaya, yargı yoluyla engelleme girişimlerine ve iki kez suikasta uğramasına rağmen seçimleri ciddi farkla kazanan Trump ilk açıklamasında ABD’de ‘Altın Dönemin başladığını’ ilan etti. Seçimin sonucunu Trump’ın dört yıl önce başkanlığı devrettikten hemen sonra başlattığı yeniden adaylık kampanyasını kesintisiz şekilde sürdürmesi yanında Demokratların aday belirleme sürecindeki ve sorunları çözme vaatlerindeki başarısızlıkları belirledi. Demokrat Başkan Joe Biden önce aday olduğunu ilan etti. Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in isminin gündeme gelmesi ve adaylığının kesinleşmesi oldukça zaman aldı. Önde gelen ünlü sanatçıların, ABD’nin saygın medya kurumlarının desteğine, anketlerin Harris’i önde gösteren sonuçlarına rağmen Trump karşısında yenilgi geldi. ABD seçimleri aday belirlemenin önceliğini ve önemini bir kez daha gösterdi.
Biden yönetiminin başta işsizlik ve yüksek enflasyon olmak üzere ekonomik sorunları çözmedeki başarısızlıkları, kaçak göç akınının önlenememesi, Ukrayna’ya aktarılan yüz milyarlarca dolarlık desteğin ABD’li vergi mükelleflerinde yarattığı hoşnutsuzluk vb. seçim sonucunda etkili oldu. Trump ise başta Çin ve Avrupa ülkelerine karşı gümrük tarifelerini yükseltip ABD ekonomisini korumayı, yasa dışı yabancı göçmenleri sınır dışı etmeyi, Meksika sınırına duvar örme projesini sürdürmeyi vaat etti. Kamu harcamalarında israfa son verme, Ukrayna’ya desteği kesip ABD’li vergi mükelleflerinin paralarını boşa harcamama, ABD’yi savaşlardan uzak tutma, dünyanın çeşitli bölgelerindeki Amerikan askerlerini geri çekme vb. söylemlerin özellikle kararsız seçmende karşılık bulmasıyla seçimi kazandı. Biden yönetiminin başarısızlıklarını üstlenmek zorunda kalan Kamala Harris, Trump karşıtlığı ve Trump seçilirse demokrasinin tehlikeye gireceği söylemleri dışında kararsız seçmeni ikna edecek projeler ve çözümler ortaya koyamadı. Trump, başkanlığın yanında ABD Kongresinde de çoğunluğu elde etti. İstediği karar ve yasaları çıkartmasının önünde fazla engel kalmadı.
10. Gürcistan seçimleri ardından daha önem kazanan Moldova Devlet Başkanlığı seçimini ikinci turda yüzde 55 oyla AB yanlısı Maia Sandu kazandı. 51 yıllık Sovyet yönetiminden sonra bağımsızlığını ilan eden Moldova’nın Gagavuzya Özerk Bölgesi ve Transdinyester Bölgesi Rusya’nın stratejik hedefleri arasında.
2020’deki seçimlerde dönemin Rusya yanlısı Cumhurbaşkanı İgor Dodon’a karşı aday olarak seçimi kazanan Sandu, bu seçimde de sosyalistlerin ve Rusya’nın desteklediği Alexander Stoianoglo karşısında ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçildi. Avrupa’nın en yoksul ülkesi olan 2,5 milyon nüfuslu Moldova, Ortodoks Hristiyan Gagavuz Türklerinin yaşadığı Gagavuzya Özerk Cumhuriyeti ile Romanya’nın hak iddia ettiği Transdinyester bölgesi nedeniyle ciddi ayrılıkçılık sorunlarıyla karşı karşıya. Yurt dışında yaşayan ve seçimlerde konsolosluklarda oy kullanan Moldovalıların sayısı ise 1,2 milyon kişi. 51 yıllık Sovyet yönetimi nedeniyle Rusça’nın hem resmi hem de halk arasında en yaygın dil olduğu Moldova, AB Komisyonu tarafindan Ukrayna ve Gürcistan ile AB üyeliğine aday ilan edilmişti. Ancak Gürcistan’ın adaylığı daha sonra askıya alındı. Rusça konuşulan Transdinyester bölgesi Moldova’dan ayrılmak için tek taraflı bağımsızlık ilan ederek referandum talep ediyor. AB Konseyi yine Rusça konuşulan 250 bin nüfuslu Gagavuzya Özerk Bölgesi Başkanı Evghenia Gutul ile Gagavuz Türkü üç siyasi lideri; ‘Moldova Cumhuriyeti'ni istikrarsızlaştıran eylemler yürütmek, ayrılıkçılığı teşvik etmek, anayasal düzeni yıkmaya çalışmak ve bağımsızlığı tehdit etmekle’ suçlayarak ekonomik ve siyasi yaptırım kararı aldı. Banka hesapları bloke edilen Gagavuz liderlerinin AB ülkelerine girişleri yasaklandı. Rusya’nın seçim sonuçlarını değiştirme yönünde müdahalelerde bulunduğu iddialarının yanı sıra Moldova Yüksek Seçim Komisyonu Rusya, Belarus, Azerbaycan ve Türkiye’den havayoluyla seçmen taşındığı iddialarından haberdar olduklarını, soruşturma başlattıklarını açıkladı. Ayrıca Moldova’dan kaçarak Moskova’da yaşayan zengin Oligark Ilan Shor’un seçim sürecinde 39 milyon dolar harcadığı, sonuçları etkilemek amacıyla 138 bin dolayında Moldovalı seçmene para dağıttığı dile getiriliyor. Moldova’daki seçimlerin ilk turu ile AB’ye katılım taahhüdünü içeren anayasa değişikliğine ilişkin referandum eş zamanlı olarak yapılmıştı. Anayasa değişikliği referandumunda seçmenler çok az bir farkla AB’ye katılıma ‘evet’ dedi. İkinci turda Cumhurbaşkanı seçilen Maia Sandu, AB referandumunda da en az 300 bin oyun Oligark Ilan Shor tarafindan satın alındığını, gerçekte Moldovalıların daha ezici bir çoğunlukla AB’ye katılımı desteklediğini savunuyor. Moldova’daki seçimleri kazanan Sandu, Transdinyester ve Gagavuzya’nın Moldova’dan ayrılmasına izin vermeyeceklerini ilan etti. Ancak Rusya ve AB üyesi Romanya’nın hak iddia ettiği Transdinyester bölgesinde seçim sonrası bağımsızlık ilanı ve Rusya’ya katılım yönündeki hareketliliklerin hızlandığı gözleniyor. Gagavuzya Özerk Bölgesi’nde ise AB’nin Başkan Evghenia Gutul ve Türk siyasi liderlere yaptırım kararları alması ardından Moldova’dan ayrılma ve Rusya’ya katılma eğilimi güçlendi.