Haber Arama

Çerez Politikası

Web sitemizde en iyi deneyimi sağlamak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi devam ettirmekle, çerezlerimizin, Gizlilik Politikamız ve Hizmet Şartlarımız'nı kabul etmiş olursunuz.

Erdoğan Toprak'tan haftalık değerlendirme raporu/12 Ocak 2025

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU 12 OCAK 2025

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 

SICAK GÜNDEM                                                                                                                                   

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

12 OCAK 2025

SICAK GÜNDEM

  1. Milyonlarca çalışan ve emekli, bağlı oldukları kurumlara bakılmaksızın yoksullukta eşitlendi!
  2. Türkiye ve Avrupa’nın en büyük, dünyanın en saygın ve en köklü barolarının başında gelen 147 yıllık İstanbul Barosu’na terör örgütü suçlamasıyla soruşturma açılması akıl tutulmasıdır!

İÇ POLİTİKA

  1. Son 1,5 yılda bireysel kredi ve kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşenler yüzde 40 artışla 1,6 milyon kişiye, takibe düşen borç yüzde 146 artışla 116 milyar TL’ye yükseldi!
  2. Atama bekleyen 1 milyonu aşkın öğretmenin emeklerini, üniversite eğitimlerini, KPSS’deki başarılarını yok sayan İktidar, getirdiği öğretmenliğe giriş sınav sistemiyle milyonlarca gencin önüne partizanlık duvarı örüyor!

EKONOMİ

  1. 2024’te işsizlere yapılan ödemelerin toplamı 45 milyar 730 milyon TL olurken, fondan işverenlere aktarılan tutarın 71 milyar TL’ye yükselmesi, işsizlik fonunun işsizlerden çok işverenlere hizmet ettiğini göstermektedir!
  2. İktidar, dış ticaret ve cari açıktaki azalmayı ekonomik programın başarısı olarak öne sürse de bu politikaların bedeli; ekonomide küçülme ve durgunluk, ihraç ürünlerinin daha pahalı hale gelerek rekabet gücünün azalması oldu!
  3. TÜİK’in bir önceki aya göre azalarak yüzde 8,6’ya indiğini açıkladığı işsizlik oranı inandırıcılıktan yoksun görünüyor!

TARIM

  1. Tarım ve hayvancılıkta planlı üretime geçildiği ilan edilen 2025, düşük destek bütçesi, yetersiz teşviklerle yeni mağduriyetler ve üretim düşüşleriyle daha zor bir yıl olacak!

DIŞ POLİTİKA

  1. Kıbrıs’ta Türkiye’nin iki devletli çözüm tezine karşı çıkan GKRY ve Yunanistan’a Mısır ve İsrail’den destek geldi!
  2. Türkiye’nin sınır komşusu Gürcistan’ın istikrarsızlaşması ya da iç çatışmaya sürüklenmesi, Kafkasya’da Batı-Rusya güç mücadelesinin şiddetlenmesi Karadeniz’i ve Türkiye’yi de doğrudan etkileyecek!

 

İktidar, aynı enflasyona göre belirlediği farklı oranlarla işçilere ödenecek asgari ücrete yüzde 30, memur-memur emeklisine yüzde 11,54, işçi-esnaf emeklisine yüzde 15,75 zam yaptı. Bu kararlarla aynı ülkede, aynı ekonomik koşullarda yaşayanlar için 3 farklı enflasyon zammı, 4 farklı en düşük ücret ortaya çıktı!

2024 enflasyon oranının 3 Ocak’ta açıklanmasıyla kamu çalışanı memurlar ve memur emeklileri ile SSK ve Bağ-Kur’lu işçi, esnaf, çiftçi emeklilerinin ilk 6 aylık maaş zammı belli oldu. Kamuda memur, sözleşmeli personel ve memur emeklilerine yüzde 11,54 artış uygulanacak. SSK ve Bağ-Kur emeklileri içinse kök maaşlarda yüzde 15,75’lik artış üzerinden en düşük SGK emekli aylığının hazine katkısıyla 12 bin 500 liradan 14 bin 469 liraya yükseltilmesini içeren yasa teklifi TBMM’ye verildi.

5 milyon memur ve 2,5 milyon memur emeklisi adına toplu sözleşme imzalayan iktidar kontrolündeki Memur-Sen yaşanan büyük mağduriyetle tepkilerin odağı oldu. Memurlardan kesilen aidatlarla kendine aylık 500 bin lira maaş bağlayan Memur-Sen Başkanı bile yüzde 11,54’lük komik artışı Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde protesto etti. Yüzde 10 refah payı verilmezse eyleme geçeceklerini ilan etmeye mecbur kaldı. KESK, Kamu-Sen, Birleşik Kamu-İş vb. diğer memur sendikaları 13 Ocak’ta ülke çapında kamu kurum ve kuruluşlarında iş bırakma kararı aldılar.  Emekli dernekleri SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 15,75’lik artışı ve 14 bin 469 TL’lik en düşük emekli aylığını günlerdir protesto ediyorlar. İktidar hâlâ ‘zam hayırlı olsun, kimseyi enflasyona ezdirmedik’ diye avutmaya devam ediyor. Üç farklı zam oranına göre 2025 yılında;

  • En düşük işçi aylığı (Asgari Ücret) yüzde 30 artışla 22 bin 104 TL
  • En düşük memur aylığı yüzde 11,54 artışla 43 bin 698 TL
  • En düşük memur emeklisi aylığı yüzde 11,54 artışla 19 bin 616 TL
  • En düşük SSK, Bağ-Kur emekli aylığı yüzde 15,75 artışla 14 bin 469 TL.

Bu tablonun tümü TÜİK’in açıkladığı aynı enflasyona göre belirlenen zam oranlarıyla ‘en düşük’ aylıklar. Anayasanın sosyal devlet ilkesi uyarınca en düşük aylığın asgari yaşam standartlarını karşılaması gerekir. Aynı ekonomik koşullarda, aynı fahiş fiyatlar ve kiralarla boğuşan, aynı elektrik-doğalgaz ücretini ödeyen işçi, memur ve bunların emeklilerinin asgari yaşam standardında yüzde 35-50 fark olabilir mi? En düşük memur ve işçi aylığı farkı 21 bin 594 TL, en düşük işçi-esnaf emeklisiyle en düşük memur emekli aylığı farkı 5147 TL! Eşlerin ikisinin de asgari ücretli ya da SSK emeklisi olduğu bir ailenin toplam geliri aralık ayı yoksulluk sınırının üçte bir düzeyinde kalırken, eşlerin ikisinin de en düşük aylıklı memur olduğu bir aile ile işçi ailesinin gelir farkı aylık 50 bin liraya yaklaşıyor. Hazirana kadar tüm kalemlere yapılacak zamlarla bu tablo daha da vahim bir hal alacak.

Milyonlarca çalışan ve emekli bağlı oldukları kurumlara bakılmaksızın yoksullukta eşitlendi. Bu eşitsiz, adaletsiz, hukuksuzca emek istismarını olağanlaştıran sistem sürdürülemez. Milli gelirin adil paylaşımını ve emek lehine değişimini içeren bir sosyal güvenlik ve çalışma hayatı reformu hayati ve acil hale gelmiştir. 

Türkiye ve Avrupa’nın en büyük, dünyanın en saygın ve en köklü barolarının başında gelen 147 yıllık İstanbul Barosu’na terör örgütü suçlamasıyla soruşturma açılması akıl tutulmasıdır. Tüm yönetim kurulunun ifadeye çağrılması hukuk ve adaletin içine düşürüldüğü durum açısından yüz kızartıcıdır!

İktidarın kısa süre önce İstanbul’a tayin ettiği Cumhuriyet Başsavcısının göreve başlamasından bu yana belediyelere, medya kuruluşlarına, gazetecilere, sivil toplum örgütlerine, kamuoyunda ön planda olan saygın isimlere yönelik olarak ağırlıkla terör suçlamalarıyla peş peşe açılan soruşturmalar bir hukuki yıldırma süreci başlatıldığının göstergesidir. Somut belgeleriyle açığa çıkartılan pek çok yolsuzluk, usulsüzlük, siyasi kayırmacılık medyaya yansıdığı halde harekete geçmeyen Cumhuriyet savcılarının son dönemde iktidar medyasındaki köşe yazılarını, internet medyasındaki eleştirel yorumları, kurumsal basın açıklamalarını gündeme alıp ‘re’sen soruşturmalar’ açmaları arka planında siyasi talimat ve yönlendirmelerin yer aldığı bir yargısal göz dağı stratejisinin devrede olduğunu göstermektedir.

İktidar ittifakı yıllardır yürüttüğü tüm çabalarına karşılık kontrolüne alamadığı baroları, hukukun temel unsuru olan savunma ve hak arama sisteminin yasal ve kurumsal örgütlerini bölerek kontrolüne almaya girişti. Ankara ve İstanbul’da kurulan iktidar destekli 2 No’lu Barolara, kamu kurumlarının ve hazinenin avukatları, iktidar belediyelerinin hukukçuları üye yapılmasına karşın amaca ulaşmada yetersiz kalınca bu kez doğrudan siyasi kontrolü dışındaki baroları hedef alıp tayin ettiği savcıları devreye sokmaya yöneldi. Önceki dönem Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı üzerinden yürütmeye çalıştığı operasyon başarılı olamayınca, genel kurulda hezimete uğrayan eski başkanı büyükelçilikle ödüllendirip ‘biat edenler ödülsüz kalmaz’ mesajı verdi. Tüm bu baskılara rağmen anayasal güvence altındaki savunma hakkının kurumsal yapılanması olan barolar iktidarın hukuksuzluklarını sergilemeye, adaletsizliğe direnmeye devam ediyor. Bu yargısal yıldırma ve göz dağı planının hedefleri arasına 147 yıllık geçmişe sahip en köklü kurumların başında gelen İstanbul Barosu eklendi. Hak savunucularını suçlayarak kendilerini savunma zorunda bırakmak, terörle itham etmek, dezenformasyonla suçlamak yargıdaki siyasallaşmanın zirve noktasıdır.

İstanbul Barosu adına yapılan ve Kuzey Suriye’de çatışma bölgesinde öldürülen T.C. vatandaşı iki gazeteci için Cenevre Sözleşmesi uyarınca etkin soruşturma yapılması çağrısını içeren basın açıklaması nedeniyle başlatılan terör propagandası soruşturması üzerine İstanbul Barosu Başkanı Prof. İbrahim Kaboğlu ve 11 yönetim kurulu üyesi 5 Cumhuriyet Savcısına ifade verdi. TBB Başkanı ve diğer illerin baro başkanlarıyla yüzlerce avukat adliyeye gelerek ifade veren İstanbul Barosu Yönetim Kurulu’na destek verdi.  

Avrupa’nın ve dünya ülkelerinin önde gelen baroları İstanbul Barosu’na destek ve dayanışma mesajları yayınlarken iktidarın bir kez daha yargıyı siyasete alet ederek Türkiye’yi içine düşürdüğü durum hukuk devleti, adalet ve yargı adına yüz kızartıcıdır!

Uygulanan yüksek faiz, düşük maaş zammı ve yetersiz gelir politikalarıyla son 1,5 yılda bireysel kredi ve kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşenler yüzde 40 artışla 1,6 milyon kişiye, takibe düşen borç yüzde 146 artışla 116 milyar TL’ye yükseldi. Yüksek faizle borçlu sayısı ve borç tutarı artmaya devam ediyor!

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ödenemeyen bireysel kredi ve kredi kartı borçları nedeniyle tahsil edemedikleri alacakları büyüyen bankaları rahatlatmak için geçen yıl eylülde bir yapılandırma uygulamasını devreye soktu. Ancak 30 Eylül’e kadar olan süreci kapsayan bu yapılandırma uygulamasının süresi dolarken, uygulanan yüksek faiz nedeniyle de yapılandırmaya başvuran pek çok kişi borç taksitlerini ödeyemediği için yapılandırmalar iptal oldu ya da geçersiz hale geldi. Bu kez bozulan yapılandırmalardan dolayı ceza faiziyle yeniden borç faizleri artan mağdur yurttaşlar bankaların yasal takibi, icra-haciz davaları, banka hesaplarının blokesi, e-haciz vb. yaptırımlarla karşı karşıya kalarak daha da büyük borç batağına sürüklendi.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin 2024 Ocak-Kasım dönemi verilerine göre bireysel kredi ve kredi kartı ödemelerini yapamadığı için yasal takibe alınanların sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 40 arttı. Yasal takibe alınanlar 1 milyon 664 bin kişiye yükseldi. Muhtemelen 2024 yılsonu rakamlarında yasal takibe intikal edenler 2 milyon kişiyi aşacak.

Bankaların tahsil edemediği, tasfiyeye aktardığı bireysel kredi ve kart borçları yüzde 146 artışla 116 milyar TL’ye yükseldi. Merkez Bankası’nın aralıkta yaptığı 2,5 puanlık indirime rağmen bireysel kredi ve kredi kartlarına uygulanan aylık faiz yüzde 4,5. Yasal takipteki borçlar bu faizle her ay artarak tümüyle ödenemez hale geliyor. Yurttaşların düştüğü bu durumun sorumlusu iktidarın yüksek faiz politikasıdır. Milyonlarca dar gelirlinin yetersiz maaş nedeniyle ailesinin geçimini kredi kartıyla sürdürdüğü bilindiği halde kredi kartlarına uygulanan faizler fahiş düzeyde artırıldı.

Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerini ödeyemeyen, gecikme cezası nedeniyle prim borçları daha da kabaran milyonlarca yurttaş sağlık hizmetlerinden yararlanamayınca bu primleri tahsil edemeyeceğini anlayan iktidar GSS prim borçlarını sildi. Aynı çözüm yolu bireysel kredi ve kredi kartı borç batağına sürüklenen milyonlar için de uygulanmalıdır. Birikmiş faizler silinmelidir. Bankalar faizlerden vazgeçip bireysel kredi ve kart borçlarına yapılandırma imkanı sağlamalıdır.

TBB ve BDDK mağdurlara yeni milyonlar eklenmeden bu konuda gereken adımları süratle atmalıdır. Bankalar buna yanaşmadığı takdirde iktidar TBMM’ye gönderdiği torba yasaya 31 Aralık 2024’e kadar olan bireysel kredi ve kart borçlarının faizlerinin silinmesi, ana para borçlarını 36 aya kadar taksitlendirme olanağı getiren bir düzenlemeyi ekleyerek yasalaştırmalıdır. Milyonlarca yurttaşı, aileyi borç batağından, yasal takip ve icradan kurtaracak böyle bir düzenlemeye muhalefetin desteği tamdır.      

Atanamayan 1 milyonu aşkın öğretmeni görmezden gelen iktidar, KPSS yerine AGS adıyla (Akademiye Giriş Sınavı) yapılacak yeni sınavla öğretmen alımlarını partizanlaştırıyor. Milyonlarca gencin umudunu tüketiyor, geleceğini karartıyor!

İstanbul Barosuna kayıtlı genç bir Avukat Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) yüksek puan alıp ardından girdiği Hakim ve Savcılık yazılı sınavında da 115’inci olmasına rağmen mülakatta elenince yaşamına son verdi. Mesleğe yeni başlayan bir Cumhuriyet Savcısı adayı Adana’da kaldığı otel odasında ‘mobbing ve baskılara daha fazla dayanamayacağını’ yazdığı bir not bırakarak yaşamına son verdi. KPSS’deki başarı puanlarına rağmen yıllardır atama bekleyen, inşaatlarda çalışarak, pazarcılık, kuryelik yaparak ayakta durmaya çalışan öğretmen adayları içinde de yılgınlığa düşüp yaşamına son verenlerin haberleri medyaya yansıyor. Geçmişte iktidarın birlikte yol yürüdüğü, yargıdan emniyete, milli eğitimden üniversitelere, TSK’dan istihbarata kadar devletin tüm kurumlarında önlerini açtığı cemaat oluşumları KPSS, Üniversite ve Kurum sınav sorularını önceden alarak her alana sızdı. İktidar tüm bu yaşananlardan ders almak yerine liyakatten uzaklaştırdığı kamu kurumlarını partizanlaştırmayı hedefliyor. Bunun da en kolay yöntemini KPSS’de başarılı olan gençleri düzmece mülakatlarda sudan sebeplerle eleyerek gerçekleştiriyor.

Atama bekleyen 1 milyonu aşkın öğretmenin emeklerini, üniversite eğitimlerini, KPSS’deki başarılarını yok sayan Milli Eğitim Bakanı, getirdiği öğretmenliğe giriş sınav sistemiyle milyonlarca gencin önüne partizanlık duvarını ördü. Yayınlanan yönetmelikle öğretmenliğe girişte geçersiz hale getirilen KPSS yerine Milli Eğitim Bakanlığı ile Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) arasında imzalanan protokole göre yapılacak Akademiye Giriş Sınavı’nda (AGS) alınacak puan geçerli olacak. Bakanlık Talim ve Terbiye Kurulu’nun onaylayacağı müfredata göre belirlenecek AGS sınav konuları ve sorularıyla yapılacak 2 sınav oturumunda alınan puanla Milli Eğitim Akademisi’ne öğretmen adayı olunacak. Akademi eğitimini tamamlayan öğretmen adayları yine yazılı sınav ve mülakat aşamasını geçebilirlerse ataması yapılacak. Kamudaki personel alımlarında zorunlu olan KPSS’yi öğretmenliğe girişte devre dışı bırakan Milli Eğitim Bakanlığı’nın ÖSYM’ye kendi özel sınavını yaptırması, sistemin daha baştan müdahalelere açık şekilde tasarlandığını gösteriyor. Sınavı ÖSYM yapacak olsa da konu ve soruların Bakana bağlı Talim ve Terbiye Kurulunca onaylanması, geçmiş örneklerdeki gibi müdahalelere, soruların paylaşılmasına engel değildir. AGS sınav sorularının AKP örgütlerince, İl-İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerince el altından partili gençlere dağıtılması ihtimalinin göz ardı edilemeyeceği açıktır.

İktidar önce Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli müfredat değişikliğiyle ders içeriklerini dinselleştirme yoluna gitti. Haftalık ders saatlerinde dini eğitimin ağırlığı artırıldı. Şimdi ilki 13 Temmuz’da yapılacak AGS sınavıyla bu sistemi ve müfredatı uygulayacak partili öğretmenlerin bizzat özel bir sınavla seçilip, akademi eğitimiyle tek tipleştirilmesi, parti devletinin ve partizan eğitimin aparatına dönüştürülmesi hedefleniyor. Laik demokratik Cumhuriyetin ve 100 yılı geride bırakan çağdaş, bilimsel, Milli Eğitimin temellerini sarsmayı amaçlayanlar bunu başaramayacaktır.    

İşsizlik Sigortası Fonu’nun 2024 sonunda yüzde 82 artışla 359 milyar liraya ulaşması fon kaynaklarının kullanımındaki çelişkiyi göstermektedir. Fondan işverenlere ödenen desteğin işsizlik maaşı ödemelerinin iki katına yaklaşması bu çarpıklığı sergilemektedir!

2024 sonundaki mali tabloda İşsizlik Sigortası Fonu (İSF) kaynaklarının amaçlarının dışında kullanıldığı, işsizlerin desteklenmesi görevinin ihmal edildiği görülmektedir. 2023 sonunda 197 milyar TL büyüklüğe ulaşan İSF birikim tutarı 2024 sonunda 358 milyar 971 milyon 745 bin TL’ye yükseldi. Geçen yılın gelirleri 335 milyar TL olan İSF, bu gelirin 162 milyar lirasını işçi ve işverenlerden yapılan kesintilerden, 54 milyar lirasını devlet katkısı olarak hazineden sağladı. İSF kaynaklarının nemalandırılmasıyla 95 milyar TL faiz geliri elde edilirken, 24 milyar TL tutarında hisse senedi, tahvil, Takasbank geliri elde edildi. Fonda biriken paranın yüksek oranda artış göstermesi, aylık alma koşullarının ağırlaştırılması nedeniyle işsizlik ödeneğine başvuranların büyük bölümünün talebinin reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. İşsizlik ödeneğine başvuranlara yapılacak ödemenin üst sınırı asgari ücretin aylık brüt tutarının (26 bin 5 TL) yüzde 80’ini aşamıyor. 2025 yılı için 22 bin 104 TL olarak belirlenen yeni asgari ücretle birlikte bu yıl İSF’den yapılacak işsizlik ödemelerinin alt sınırı 10.323 TL, üst sınırı 20.646 TL oldu. Mart 2002’den 31 Aralık 2024’e kadar işsizlik ödeneğine başvuranların sayısı 20 milyon 750 bin 106 kişi olurken, aylık bağlananların toplamı 11 milyon 216 bin 541 kişi. Bu rakamlar, 22 yıldır İSF’ye başvuran işsizlerin neredeyse yüzde 50’sine aylık bağlanmadığını, başvuran her 2 işsizden birinin talebinin reddedildiğini gösteriyor. Kasımda resmi işsiz sayısının 3 milyonu aştığı açıklanırken, Aralık 2024 itibarıyla işsizlik ödeneği alanların sayısı 454 bin kişi.

Kayıt dışı ekonominin en önemli unsurlarından birisinin ‘kayıt dışı istihdam’ olduğu, milyonlarca kişinin prim ve vergi yükünden kurtulmak amacıyla işverenlerce SGK kaydı olmaksızın çalıştırıldığı herkesin bildiği bir gerçek. Oysa kayıt dışı istihdam nedeniyle işçi-işveren katkısını sadece kayıtlı istihdamdan tahsil eden İSF’nin çok daha yüksek tutarlarda fon varlığına ulaşması, daha fazla sayıda işsize işsizlik aylığı ödemesi olanaklı hale gelecek. Her yıl katlanarak artan dev açıklar hazine tarafından karşılanmaktadır. 2025 bütçesinde SGK’nın açığı 551,8 milyar TL olarak öngörülürken, 880 milyar TL tutarında da devlet katkısı ödeneği ayrıldı. Devlet katkısı olmasa 1 trilyon 432 milyar liraya ulaşan SGK’nın gerçek açığı ve kurumun battığı gizlenmektedir. 2024’te aynı yöntemle bütçede SGK açığı 170,5 milyar TL olarak yer alırken, devlet katkısı tutarı 685 milyar TL idi. Gerçekte 856 milyar TL olan SGK’nın açığı ve kurumsal çöküşü gizlendi. Bir yılda SGK’nın bütçedeki açık tutarının 381,3 milyar TL, devlet katkısının 205 milyar TL artmış olması iflas göstergesidir.

Kayıt dışı istihdam nedeniyle koşulları karşılayamayan milyonlarca işsiz, işsizlik ödeneğinden yararlanamamaktadır. 2024’te işsizlere yapılan ödemelerin toplamı 45 milyar 730 milyon TL olurken, fondan işverenlere aktarılan teşvik, destek ve hibelerin tutarının 71 milyar TL’ye yükselmesi, işsizlik fonunun işsizlerden çok işverenlere hizmet ettiğini göstermektedir!

2024 yılı dış ticaret dengesinde ve açığın azalmasında ithalattaki düşüş ve sanayi üretimindeki yavaşlama etkili oldu. Kasım ve aralık aylarında ihracat artışı yavaşlarken ithalat yeniden artışa geçti. İzlenen kur politikasının tüketim malı ithalatını ciddi düzeyde artırması, bu yılın dış ticaret gelişmeleri için risk işareti olarak görülmelidir!

Dış ticaret açığı 2024 sonunda 82,2 milyar dolara gerilerken, bu tutar 2023 yılsonundaki dış ticaret açığına göre 24,2 milyar dolarlık düşüş anlamına geliyor. Geçen yılın tamamında ihracat toplamı yüzde 2,5 artarak 261 milyar 925 milyon dolar, ithalat toplamı ise önceki yıla kıyasla yüzde 4,9 azalarak 344 milyar 85 milyon dolar oldu. Dış ticaret açığının azalmasına ihracatın önceki yıla göre 6,3 milyar dolar daha artması, ithalatın ise 17,9 milyar dolar azalması katkı sağladı. 2024 yılı boyunca 12 ayın 8’inde 2023’e göre ihracatta artış, ithalatta azalış yaşanırken, ekim ayından itibaren ithalat yeniden yükselişe geçti. 2024 Aralık ayında ise 2023’ün aynı ayına göre yüzde 11,2 artış gösteren ithalat 32,3 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret açığında ithalatta 8 ay üst üste gerçekleşen düşüş etkili olurken, bu düşüş başta altın ithalatı olmak üzere getirilen kısıtlamalar, kotalar sayesinde sağlandı. Ayrıca ihracatçılara yönelik olarak iki yıldan bu yana devam eden ihracat dövizinin yüzde 40’ını bozdurma mecburiyeti ihracatın yavaşlamasında etkili oldu.

İthalata getirilen kısıtlamaların yanı sıra, yüksek faiz ve sıkı para politikaları, ticari kredi olanaklarının kısıtlanması ihracata dönük üretim yapan sanayicileri de darboğaza sürükledi. Gerek kapasite kullanımında gerekse üretimde sert düşüşlerin yaşanmasına neden olan bu sürecin yansımaları ikinci ve üçüncü çeyrek büyüme hızı göstergelerinde de görüldü. Büyüme hızı aşağı inerken sanayiden büyümeye gelen katkı eksiye düştü. Dış ticaretten büyümeye gelen katkıda da gerileme yaşandı. Tüm bunların sonucunda ekonomi küçülme daralma sürecine girerken sanayi üretiminin ana girdisi olan ara malı, yatırım malı ve hammadde ithalatında görülen sert düşüşler 2024 yılının çok düşük ya da eksi büyüme hızıyla kapanması riskini artırdı.

  • Mart ayında açıklanacak 2024 yılı 4’üncü çeyrek büyüme hızı ve 2024 yıllık büyüme verisinin bu tabloyu yansıtması yüksek ihtimaldir.

2024’te bir önceki yıla göre gerçekleşen 6,3 milyar dolarlık ihracat artışına en büyük katkı 1,6 milyar dolarla otomotiv sektöründen geldi. 2023’e göre 17,9 milyar dolar azalan ithalatta ise en büyük düşüş 9 milyar dolarla altında, 3,5 milyar dolarla enerjide, 1,4 milyar dolarla elektriksiz makine ithalatında görüldü. 2023’te 33,9 milyar dolarla rekor kıran altın ithalatı kota ve kısıtlamalarla geçen yıl 24,9 milyar dolara indi. Geçen yıl yüzde 14,3 artışla 54,4 milyar dolara ulaşan tüketim malları ithalatı geçmiş tüm zamanların en yüksek düzeyine çıkarken ithalattaki payı yüzde 16’ya ulaştı.

Aralık ayında yapılan faiz indirimiyle ihracata verilen reeskont kredisi faizleri yanında ticari kredi faizleri de aşağı çekilerek durgunluk ve daralma aşılmaya çalışılıyor. Bu da uygulanan politikaların negatif faturasının kabarması karşısında iktidarın önlem arayışına girdiğini gösteriyor.

TÜİK’in bir önceki aya göre azalarak yüzde 8,6’ya indiğini açıkladığı işsizlik oranı inandırıcılıktan yoksun görünüyor. İstihdam bir ayda 168 bin kişi azalırken, işsiz sayısının 84 bin kişi azalması ve işsizlik oranının gerilemesi büyük çelişkidir!

Resmi işsizlik oranının 2024 Kasım ayında 0,1 puan gerileyerek yüzde 8,6’ya indiği açıklandı. TÜİK Kasım 2024 Hane Halkı İşgücü Araştırmasında 15 ve daha yukarı yaştaki işsiz sayısı bir önceki aya kıyasla 84 bin kişi azalarak 3 milyon 72 bin kişiye düştü. Açıklanan rakamlara bakıldığında iş bulma umudunu kaybeden ve işgücü piyasasının dışına çıkan kişi sayısı 289 bin kişi olurken işgücüne katılanların sayısı da 250 bin kişi azaldı. TÜİK’e göre istihdam edilenlerin sayısı kasımda 168 bin kişi azalarak 32 milyon 748 bin kişiye indi. İstihdam oranı da bir önceki aya göre 0,2 puan azalarak yüzde 49,6 oldu. Hem istihdam edilenlerin sayısında hem de istihdam oranında düşüş yaşanmasına karşılık işsiz sayısının azalması, işsizlik oranının bir öneki aya göre gerilemesi izaha muhtaç. Tıpkı enflasyonda olduğu gibi işsizlik ve istihdam verilerinde yapılan hesaplamaların güvenilirliğinin sorgulanmasını gerektiriyor. Bu çelişkiyi daha belirgin hale getiren bir başka gösterge ise işgücüne katılım sayısı ve oranı. Kasım ayında bir önceki aya göre işgücü 252 bin kişi azalarak 35 milyon 820 bin kişiye inerken işgücüne katılma oranı da 0,4 puan azalarak yüzde 54,2’ye düştü. Hem işgücüne katılım hem de istihdam edilenlerin sayısı düşerken işsizlik oranının azalması ve işsiz sayısının gerilemesinin matematiksel izahı zorunlu. Ancak enflasyon hesaplarında nasıl bir hesaplama yöntemi kullanıldığını kamuoyundan gizleyen TÜİK, muhtemelen işsizlikle ilgili hesaplama yöntemlerini de açıklamaktan kaçınacaktır. 

Ancak enflasyonla ilgili resmi verilerle halkın yaşadığı gerçekler nasıl örtüşmüyorsa işsizlikte de TÜİK’in yayınladığı üretim, kapasite kullanımı, imalat sanayii, reel kesim üretim endeksi, ekonomik güven endeksleri vb. diğer verilerle işsizlik verileri örtüşmüyor. Büyüme hızının son iki çeyrekten bu yana düştüğünü, pek sektörde eksi büyüme yaşandığını açıklayan TÜİK’in ekonomi küçülüp daralırken, üretim düşerken tam aksine işsizliğin artmayıp azaldığını ilan etmesi kendi verileriyle de tekzip ediliyor.

Oysa TÜİK’in kasım ayı rakamlarına göre, ‘atıl İşgücü’ olarak nitelendirilen geniş tanımlı işsizler eylülden bu yana yükseliyor. Çalışmaya hazır işgücü içinde eylülde yüzde 25,7 olan atıl işgücü oranı ekimde 1,9 puan artarak yüzde 27,6’ya, kasımda 0,6 puan daha artarak yüzde 28,2’ye yükselmiş. TÜİK’in diğer endeks ve göstergelerdeki ekonomik yavaşlama, durgunluk, küçülme geniş tanımlı işsizliğin artmasına yansımış. Çalışma çağında, potansiyel işgücünde yer almalarına rağmen ne eğitimde ne işte olanlar, iş bulmaktan umudunu kaybedenler, bir yıldan uzun süredir iş arayıp artık vazgeçenleri kapsayan atıl işgücünün, geniş tanımlı işsizlerin yüzde 30’a dayandığını TÜİK bile gizleyemiyor!

15-24 yaş grubu genç işsizlerde erkeklerin oranı yüzde 11,9 iken genç kadın işsizlerin yüzde 23’e yükselmesi başlı başına vahim bir durumdur. Dolayısıyla gerçek işsizlerin sayısı 3 milyon 72 bin değil, 11 milyon 740 bindir. 12 milyona yaklaşan işsizlere karşılık işsiz sayısını bunun dörtte biri düzeyinde açıklayan TÜİK, güvenilirlik ve itibar kaybına uğrayan kurumların başında gelmektedir!

2024, tarım ve hayvancılıkta kayıpların büyüdüğü, girdi fiyatları, üretici maliyetleri ve gıda fiyatlarının olağanüstü arttığı bir yıl oldu. Pek çok üründeki taban fiyatlar enflasyonun altında kaldı. Üreticinin yanı sıra tüketiciler de fahiş fiyat artışlarıyla mağdur edildi!

AKP iktidarının tarım ve hayvancılıkta 22 yıldır izlediği yıkıcı politikaların en ağır hasarı 2024 yılında yaşandı. 2023 haziranında başlatılan dezenflasyon programı ve yüksek faiz, sıkı para, harcamaların kısılması, kurların bastırılması vb. uygulamaların hasar verdiği geniş kesimler arasında üreticiler, çiftçiler, besiciler yer aldı.

2024’ün başında 600 bin baş canlı hayvan ithalatı kararıyla yerli besicinin yolu kesilirken, Et ve Süt Kurumu (ESK) kırmızı et ithalatçısının kazancını daha da artıran politikaların aracısı haline geldi. Enflasyonla mücadele adı altında tüm topluma dayatılan ek vergiler, yüksek faiz, talep ve harcamaların kısılması uygulamalarına rağmen 2024 Mayıs ayında yüzde 75’e yükselen Tüketici Enflasyonu (TÜFE) baz etkisiyle yaz aylarında nispeten düşerken, üreticiyi ilgilendiren Tarımsal Üretim Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) ve Tarımsal Girdi Fiyatları Endeksi’nde (Tarım-GFE) ciddi yükselişler yaşandı. Gübre, tohum, yem gibi bazı temel girdilerde üç haneye varan enflasyon ve fiyat artışları yaşanırken pek çok ürünün taban alım fiyatı enflasyonun ve girdi maliyetlerinin altında kaldı. Fındık, Çay, Buğday, Arpa, Ayçiçeği, Şeker Pancarı, Mısır ve daha birçok üründe Tarım ve Orman Bakanlığı’nın belirlediği taban fiyatlar üreticinin tepkisinden çekinildiği için gece yarısı sosyal medyadan duyuruldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kırmızı ette binlerce tonluk ithalat kararına imza atmasına rağmen etin, sütün, yumurtanın, zeytinyağının, ayçiçek yağının, unun, ekmeğin fiyatı düşmedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyon artışında en büyük etkenin asgari ücret ve maaş artışları olduğunu savunuyordu. Şimdi ise enflasyonun kiralar yüzünden arttığını söylüyor. Sosyal konut üretimine hız vereceklerini ve konut üretimini artırarak kiraları ve enflasyonu düşüreceklerini ifade ediyor. Oysa iktidar yıllardır üretim teşvik edilmeden, üretici desteklenmeden, ürün arzı artmadan fiyat denetimleri ve ithalatla gıda fiyatlarının ve gıda enflasyonunun düşmeyeceğini dile getirenlere kulak tıkadı. Şimdi konut üretimi artmadan konut fiyatlarının ve kiraların düşmeyeceğini söyleyenler aynısının tarımsal üretimin artışıyla fiyatların düşmesi için de şart olduğunu görmezden gelmeyi tercih ediyor. Ürünler tarlada bahçede çürümeye terk ediliyor. Çiğ süt fiyatı saman fiyatı kadar artırılmayınca süt hayvanları kesiliyor. Süt üretimi azalıyor. Ürün arzı azalınca fiyatlar artıyor. Türkiye gıda enflasyonunda dünyada ilk 5’in altına inmiyor. Üreticiye verilmesi gereken destekler hazine garantili proje müteahhitlerine, şehir hastanesi işletenlere akıtılıyor.

2025’te sözde planlı üretime geçişle, düşük destek bütçesi ve azalan üretimle daha yüksek gıda fiyatları, daha yüksek gıda enflasyonu, daha zor erişilen temel gıdalarla kendi kendini beslemekten uzaklaşan, ithalata mahkum edilen bir Türkiye tablosu bizleri bekliyor!

Önümüzdeki aylarda Cenevre’de başlaması öngörülen Birleşmiş Milletler gözetimindeki Kıbrıs müzakereleri öncesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ziyaret eden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, adada iki devletli çözüm dışında bir seçenek olmadığını ilan etti.

Bu ziyaretle eş zamanlı olarak Kahire’deki üçlü zirve ve İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog’un Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) gitmesi Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de hareketliliğin artacağını, bölgesel dinamikler ve çekişmelerin öne çıkacağını gösterdi. Son dönemde ABD ve İngiltere’nin GKRY’deki askeri varlıklarını artırması, İsrail-GKRY arasında siyasi ve askeri yakınlaşma ve İsrail’in GKRY’ye Demir Kubbe Hava Savunma Sistemi kurması sıcak gelişmelerin öncü işaretleri. Suriye ve Lübnan’da yaşanan son gelişmeler ardından Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki yoğunlaşan diplomasi trafiği aynı zamanda bölgesel iş birliği girişimlerinin, yeni denge ve ittifak arayışlarının arttığını gösteriyor.

Geçen hafta gerçekleşen Kahire zirvesinde Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el Sisi, GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Hristodoulidis ve Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in bir araya geldi. Zirve sonrası yayınlanan ortak açıklamada Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin kararları doğrultusunda kapsamlı ve uygulanabilir bir çözümle bölge barışı ve istikrarına katkı sağlayacağı vurgulandı. Üç liderin; ‘Kıbrıs’ın tek egemenlik, tek uluslararası temsil ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon olarak yeniden birleşmesini sağlayacak müzakere ve barış sürecine desteklerini yinelediği’ açıklandı. Mısır, Yunanistan ve GKRY Liderleri Akdeniz, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da barış ve istikrarın teşvikine yönelik taahhütlerini teyit ederken, bölgedeki tüm ülkelerden istikrara katkıda bulunmalarını, provokatif eylemlerden kaçınmalarını beklediklerini ifade ettiler. Gazze'yle ilgili derin endişelerini dile getiren Liderler, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması çağrısını yinelediler.

Ortak açıklamada Suriye'nin egemenliğinin ihlalinden ciddi endişe duyulduğu, uluslararası hukuka uygun olarak Suriye'nin bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve sınırlarına saygı gösterilmesi gerektiği vurgulandı. Libya'daki tüm yabancı güçlerin ve paralı askerlerin geri çekilmesi istenen açıklamada, deniz güvenliği ve deniz sınırlarına saygı çağrısı yapılarak deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmalarının uluslararası hukuka uygun olarak yapılması gerektiği vurgulandı. Doğu Akdeniz’de enerji güvenliği, ortak enerji projeleri ve enerji sondajlarında iş birliğinin artırılması kararlaştırıldı. Kahire zirvesinin hemen ertesinde GKRY’yi ziyaret eden İsrail Cumhurbaşkanı Herzog da ülkesiyle GKRY’nin iş birliğinin bölge için hayati önemde olduğunu, siyasi, askeri, ekonomik ilişkileri daha da geliştireceklerini açıkladı.

Bu gelişmeler Kıbrıs’ta iki devletli çözüm dışında alternatif olmadığını savunan Türkiye ve KKTC’nin karşısında ABD, AB ve İngiltere’nin yanı sıra Mısır, Yunanistan, GKRY, İsrail blokunun da yer aldığını gösterdi. Türkiye’nin normalleşme çabalarına karşılık Mısır’da Sisi yönetiminin Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de, Libya’da GKRY-Yunanistan ile iş birliğine devam edeceği anlaşılıyor.

Suriye’de Yeni Şam Yönetimi’nin Lideri Colani’nin ilk dış ziyaretini Türkiye’ye yapacağı belirtilirken; ABD, Heyet Tahrir El-Şam’ı (HTŞ) terör listesinden çıkartmanın söz konusu olmadığını açıkladı. Kafkasya’da Gürcistan üzerinden Batı-Rusya çekişmesi sertleşiyor!

Gürcistan’da yapılan parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası ülkedeki siyasi kaos ve kargaşa genişliyor. AB ve ABD yanlısı muhalefet, Rusya yanlısı Gürcistan’ın Hayali Partisi’nin kazandığı seçim sonuçlarını tanımadığını açıklarken görev süresi dolan ve seçimi kaybeden AB yanlısı Cumhurbaşkanı Salome Zourabichvili ise görevi devretmeyeceğini ilan etti. AB yeni seçilen Cumhurbaşkanı Mikheil Kavelashvili’yi tanımadığını açıkladı. Litvanya, Estonya ve daha birçok ülke peş peşe açıklamalarla yeni seçilen parlamentoyu ve Cumhurbaşkanını tanımadıklarını duyurdular. En kritik hamle ise ABD’den geldi. Seçilmiş Başkan Trump’ın 20 Ocak’taki yemin törenine süresi dolan ancak görevi devretmeyen Cumhurbaşkanı Salome Zourabichvili’yi davet etmesi Batı ile Rusya arasında Gürcistan üzerinden yürütülen güç mücadelesinin sertleşeceğini, Kafkasya ve Doğu Karadeniz’de kaosun artacağını gösteriyor. Türkiye’nin sınır komşusu Gürcistan’ın istikrarsızlaşması ya da iç çatışmaya sürüklenmesi, Kafkasya’da Batı-Rusya güç mücadelesinin şiddetlenmesi Karadeniz’i ve Türkiye’yi de doğrudan etkileyecek.

Rusya, Suriye’deki süreç sonrası Türkiye’ye mesafeli dururken doğrudan tavır almak yerine dolaylı yollardan mesajlara yöneliyor. Rusya’da milyarlarca dolarlık yatırımlarla en büyük bira üretim tesislerini kuran ve ülke çapında Pub zincirlerinin sahibi olan önde gelen Türk Holdinginin (Anadolu Endüstri Holding) hisselerine el koyan Putin yönetimi, şirkete kayyum atayıp devlet kontrolüne aldı. Önemli bir başka gelişme ise BRICS’te yaşandı. Geçen yıl Kazan’da yapılan BRICS zirvesine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı davet eden Putin, zirve öncesi Türkiye’nin BRICS’e tam üyelik başvurusunun değerlendirmeye alındığını açıklamıştı. Ancak zirveden Türkiye’nin üyeliği yönünde bir karar çıkmadı. Yılbaşından itibaren BRICS’in dönem başkanlığını üstlenen Brezilya hükümetinden yapılan açıklamada Endonezya’nın oy birliğiyle BRICS tam üyeliğine kabul edildiği duyuruldu.  

Suriye’de kaybeden ve çekilmek zorunda kalan İran ile Türkiye arasında olası kriz işaretleri de gelmeye başladı. İran, Kafkasya ve Orta Asya’ya ihraç malı taşıyan Türk tırlarına akaryakıt depo hacmi kadar ek vergi uygulamaya başladı. Türkiye karşılık olarak İran tırlarına tanınan akaryakıt vergisi muafiyetini kaldırdı. Bu kez İran yönetimi Türk tırlarına mazot satışını durdurdu. İran’ın başlattığı uygulamalarla Türk tırları sınırda kilometrelerce kuyruk oluştururken İran yönetimi müzakereye ve çözüme yanaşmıyor. İhracat ve lojistik şirketlerinin, dolayısıyla da Türkiye’nin ekonomik kayıpları her geçen gün büyüyor.

Suriye’deki yaşanan gelişmelerin ardından Türkiye’ye karşı doğrudan tepki vermeyen Rusya ve İran’ın dolaylı yollardan Türkiye’yi zorlayacağı anlaşılıyor. Türkiye, bölgede ve Suriye’de her an değişebilecek konjonktürü göz önünde bulundurarak Suriye’deki konumu ve Şam’daki yeni yönetim ile ilişkiler konusunda hassas, dikkatli ve soğukkanlı bir diplomasi izlemek zorundadır.

Önceki Haber
Çevre dostu bir kent Beylikdüzü
Sonraki Haber
Yargıtay’ın cezalarını onadığı Atatürkçü komutanlara hapis yolu:

İlgili Haberler:


Notice: Trying to access array offset on value of type bool in /home/u418159325/domains/yenisoluk.com/public_html/beta.yenisoluk.com/inc/functions.php on line 15