Haber Arama

Çerez Politikası

Web sitemizde en iyi deneyimi sağlamak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi devam ettirmekle, çerezlerimizin, Gizlilik Politikamız ve Hizmet Şartlarımız'nı kabul etmiş olursunuz.

Erdoğan Toprak'tan haftalık değerlendirme raporu/2 Şubat 2025

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 02 ŞUBAT 2025

SICAK GÜNDEM                                                                                                                                   

  1. Önceki ABD Başkanı Joe Biden’ın imzaladığı ‘Yapay Zeka Çiplerine İhracat Yasağı’ kararıyla Türkiye, ‘kısıtlı ülkeler’ arasına alındı. Biden’in aldığı pek çok kararı iptal eden Yeni Başkan Donald Trump, yapay zekay kararına dokunmadı!
  2. İngiltere’nin diplomatik kırmızı pasaportlara vize uygulaması başlatması ülkemiz adına onur kırıcıdır!

İÇ POLİTİKA                                                                                                                                          

  1. Cumhurbaşkanına bağlı ve tüm üyeleri Cumhurbaşkanı tarafindan atanan Devlet Denetleme Kurulu (DDK) ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) TBMM’den geçirilen torba yasayla olağanüstü yetkilerle donatıldı!
  2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2024 Dava İstatistikleri yargıdaki adaletsizliklerin, hak ihlallerinin gizlenemez boyutlara ulaştığını gösteriyor!

EKONOMİ                                                                                                                                             

  1. Gayrimenkul rantını vergilendirmek iddiasıyla getirilen Değerli Konut Vergisi’nde (DKV) 2024’te tahsilat sadece 83 milyon TL olurken, 2025 bütçe hedefi ise 165 milyon TL!
  2. TBB risk verileri, ekonomide çarkların çek ve senet üzerinden döndüğünü gösterirken geçen yıl karşılıksız çeklerde yüzde 210 artış yaşandı. Protestolu senetlerin tutarı 50 milyar TL’ye yaklaştı!
  3. Yabancı doğrudan yatırım sermayesi girişlerinin durduğu ve yerli sermayenin yurt dışına yönelişinin hızlandığı ekonomik ortamda, iktidarın öngörülemezliği, artan belirsizlikler, teşvikli yatırımlarda da sert düşüşe neden oldu!

TARIM                                                                                                                                                    

  1. Gıda fiyatlarındaki artışları dizginlemek için üreticiler üzerinde fiyatları sabitleme baskısına girişen iktidarın ‘yapay çözüm formülü’ pek çok ürünün piyasadan çekilmesine, karaborsaya ve fiyatların daha da artmasına neden olacaktır!

DIŞ POLİTİKA                                                                                                                                        

  1. Şam’da yeni yönetimi üstlenen Ahmed el Şara, ağırlıkla iç savaşta yer alan Sünni- cihatçı-selefi silahlı grupların liderleri ve farklı kesimlerin davet edildiği Zafer Kongresi tarafindan ‘Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ görevine getirildi.
  2. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfi’nın (SETA) iktidara sunduğu 2025 Raporu’nda; Türkiye’nin ABD ve Atlantik İttifakı ile yakınlaşması, komşuları ve bölge ülkeleriyle mesafe koyması, Rusya’dan uzaklaşması gerektiği vurgulanıyor.

 

Eski ABD Başkanı Biden’ın 13 Ocak’ta yayınladığı kararla yapay zeka ve yüksek teknolojili çip satışında Türkiye’yi dışlayıp ikinci sınıf müttefik listesine koyması, Trump yönetiminin de bu kararı değiştirmemesi dikkat çekicidir. İktidar, ABD’nin müttefiklik ilkesine ters düşen bu kararına suskun kaldı!

Önceki ABD Başkanı Joe Biden’ın görevden ayrılmadan bir hafta önce imzaladığı ‘Yapay Zeka Çiplerine İhracat Yasağı’ kararıyla Türkiye, ‘dışlanan, koşullu-kısıtlı ülkeler’ arasına alındı. 20 Ocak’ta göreve başlayan yeni Başkan Donald Trump bir haftada çok sayıda kararname çıkartmasına ve Biden yönetiminin yürürlüğe koyduğu bazı kararları iptal etmesine rağmen 13 Ocak kararnamesine dokunmadı. Trump’ın tavrı Biden yönetimi ile Türkiye’ye bakış açısının, özellikle yüksek teknoloji, savunma sanayii vb. alanlardaki yaklaşımının aynı olduğunu, yeni dönemde Türkiye’ye karşı ‘iki yüzlü’ bir siyaset izleneceğini işaret ediyor.

Trump’ın da aynen uyguladığı kararda yapay zeka, çip ve yonga teknolojisi, bu ürünlerin paylaşımında 18 yakın müttefik haricindeki ülkeler dışlanıyor. Listedeki 18 yakın müttefik; Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, İrlanda, İtalya, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, İspanya, İsveç, Tayvan. Bu 18 ülke dışında Türkiye’nin de olduğu diğer ülkelere yapay zeka ve çip ihracatında ağır lisans koşulları ve kısıtlamalar getiriliyor. NATO içinde ABD’nin önde gelen müttefiki olarak nitelendirilen Türkiye’ye ikinci sınıf ülke ya da ikinci sınıf müttefik tavrı gösteriliyor. Liste dışındaki ülkelere yapılacak yüksek düzey grafik işlem yapabilen çip ihracı 50 bin adetle sınırlandırılıyor. Ancak ABD’nin getirdiği bu yasaklar ve kısıtlamalara karşın Çin tarafindan geliştirilerek bir hafta önce kullanıma sunulan DeepSeek yapay zeka teknolojisi gerek ABD’nin gerekse bu alandaki küresel şirketlerin stratejilerini altüst etti. ABD’li teknoloji şirketlerinin yıllar süren milyarlarca dolarlık araştırma ve yatırımlarla gerçekleştirdiği yapay zeka ve çip teknolojilerine karşılık Çinli DeepSeek sadece 5,6 milyon dolarlık yatırımla Amerikan teknoloji şirketlerini aşan bir teknolojiyi ‘açık kaynak kullanımı’ olanağıyla dünya piyasalarına sürdü. ABD’li yapay zeka teknoloji devleri Nvidia, Apple, Google, Meta, Microsoft gibi şirketlerin toplam değeri bir günde 1,5 trilyon dolara varan tutarda kayba uğradı. Sadece en büyük yapay zeka teknoloji şirketi Nvidia’nın değer kaybı birkaç saatte 590 milyar dolar oldu. ABD yapay zeka teknolojisi ve çip kullanımında İsrail’e yoğun destek verirken, Gazze savaşında bu teknolojiyi kullanan İsrail, Hamas ve Hizbullah liderlerine düzenlediği suikastlar, uzaktan online saldırılar, çağrı cihazları üzerinden yüzlerce Hizbullah milisinin öldürülmesi vb. saldırılar gerçekleştirebildi.

İngiltere’nin diplomatik kırmızı pasaportlara vize uygulaması başlatması ülkemiz adına onur kırıcıdır. Türk vatandaşlarının AB ülkelerinden Schengen vizesi alamaması, vize retlerinde olağanüstü artış yaşanmasına karşı adım atamayan iktidarın İngiltere’nin aldığı bu kararı sessizlikle geçiştirmesi kabul edilemez!

İktidarın itiraz ya da protesto etmek yerine İngiltere’nin 11 Mart’tan itibaren uygulamaya başlayacağı diplomatik pasaportlara vize kararını resmi yazıyla TBMM Başkanlığına ve ilgili kurumlara iletmekle yetinmesi, inisiyatifsizliğin ve çaresizce boyun eğmenin sonucudur. Sade vatandaşların kullandığı pasaportların tüm dünyada değersiz ve itibarsız hale gelmesine karşılık, yeşil hizmet pasaportlarının kullanımını artırmak yakın dönemde yeni sorunlara neden olabilir. İktidarın vize sorununu aşmak için yeşil pasaport verilecek kesimleri, meslek gruplarını yaygınlaştırma yaklaşımı çerçevesinde dış ticaretle uğraşanlara, ihracatçılara, iş insanlarına, sanatçılara, avukatlara, sürekli basın kartı sahibi gazetecilere yeşil hizmet pasaportu verilmesi gündeme getiriliyor. Bir süre sonra limitlerin üstünde yeşil pasaport dağıtımının sonucunda pek çok ülkenin bu pasaportlar için de vize talep etmeye başlaması gündeme gelebilir.

İhracatçı, sanayici, iş insanları, öğretim üyeleri, yurt dışına seyahat etmek isteyen gençler, üniversite öğrencileri, turistik seyahate çıkmak isteyen yurttaşlar yüksek vize harçları, sigorta bedelleri, banka hesap bilgileri, aracı tur operatörleri vb. işlemlere yüklü tutarlarda döviz ödemelerine rağmen vize başvuruları reddediliyor. İngiltere’nin aldığı son karar bakanların, üst düzey bürokratların, milletvekillerinin, büyükelçilerin ve nihayet Cumhurbaşkanının bile bu ülkeye seyahatlerinde vize almasını zorunlu kılarken tek istisna ‘bakanların resmi görev gereği İngiliz mevkidaşlarıyla resmi temas’ için yapacakları ziyaretlerle sınırlandırılıyor.

Vize başvurularında hiçbir istisna olmaksızın herkesten ‘parmak izi’ talep eden İngiltere, diplomatik pasaporta vize uygulamasını geçmişte 12 Eylül Askeri Darbesinden sonra da yürürlüğe koymuştu. Darbe yönetiminin başındaki Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olarak Londra’ya resmi ziyaretinde vize talep edilmesi, o dönemde iki ülke arasında diplomatik krize neden olmuştu. Sonrasında sorun çözümlenirken, İngiltere uzun süredir diplomatik pasaporta vize uygulamasını kaldırmıştı.

Pasaport tüm dünyada bir ülkenin saygınlık ve itibar göstergesidir, aynı zamanda onu taşıyan kişinin ülkesi adına gurur ve onur belgesidir. İngiltere’nin aldığı karar Türkiye’ye ve Türk diplomatik pasaportuna karşı sergilenen bir ayrımcılıktır.

TMSF’ye ve Devlet Denetleme Kurulu’na verilen olağanüstü yetkiler, kamu ve özel sektörü tümüyle teslim alma operasyonudur. Kamu kurumları, belediyeler, STK’larda görevden alma, özel şirketlerde yönetime para ve mal varlığına el koyup kayyum atama yetkisi verilen 2 kurum, iktidarın yeni silahına dönüşüyor!

Cumhurbaşkanına bağlı ve tüm üyeleri Cumhurbaşkanı tarafindan atanan Devlet Denetleme Kurulu (DDK), TBMM’den geçirilen torba yasayla olağanüstü yetkilerle donatıldı. Daha önce gerek mecliste gerekse kamuoyunda gösterilen tepkiler üzerine geri çekilen ‘DDK’ya iktidar destekli süper yetki’ düzenlemesi, üçüncü kez ‘TBMM’ye getirilerek torba yasayla genel kuruldan geçirildi. En düşük emekli maaşında artış görüntüsü altında hazırlanan torba yasaya yerleştirilen düzenlemelerle DDK’nın kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin yasada değişikliğe gidilerek, Cumhurbaşkanı tarafindan görevlendirilen DDK denetmenlerine inceleme yaptıkları kamu kurum ve kuruluşlarında istedikleri takdirde herhangi bir kişiyi görevden alabilecek. DDK yasasında sıralanan görevlerin başında ‘Cumhurbaşkanının vereceği işleri yapmak’ geliyor. Getirilen düzenlemeyle DDK’ya belediyeler, ticaret ve sanayi odaları, kamu kurumu niteliğindeki barolar, meslek kuruluşları, STK’lar, dernekler, vakıflar vb. kuruluşlarda başkan, yönetici ve yetkilileri görevden alma-uzaklaştırma yetkisi veriliyor. DDK denetmeni, denetimi engelliyor-güçleştiriyor vb. gerekçelerle dilediğini görevden uzaklaştırabilecek.

DDK’ya kamusal alanda tanınan bu sınırsız yetkilerin benzeri aynı torba yasayla özel şirketler, işletmeler için de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) sağlanıyor. Düzenlemeyle TMSF’ye şirketlere el koyma, kayyum atama, en az 5 yıl süreyle şirket ve işletmeleri yönetme vb. çok geniş yetkiler verildi. Halen 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü ardından el konulan, holding, otel-tatil köyü-turizm tesisi, sanayi-tekstil- madencilik-inşaat-medya vb. çok farklı sektörlerde yaklaşık 700 şirket 10 yıldan bu yana TMSF’nin atadığı kayyumlarla yönetiliyor. TMSF, şimdi aldığı geniş yetkilerle çok sayıda özel şirkete el koyabilecek, kayyum atayabilecek.

Sıralanan gerekçelere göre; suç gelirlerini aklama, terörle iltisak, devlete karşı suçlarla irtibat, vergi kaçakçılığı vb. açısından ‘şüphe’ duyulan şirketler yönetimlerine, mal varlıklarına, banka hesaplarına, hisselerine el konularak TMSF bünyesine alınacak.

Herhangi bir yargı kararı olmaksızın Cumhurbaşkanına bağlı DDK ve TMSF bürokratlarının, iktidar emrindeki memur ve denetmenlerin işleme koyacağı görevden alma, uzaklaştırma, el koyma kararları anayasaya aykırıdır. Hukuk devleti ilkesinin ağır ihlalidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2024 istatistiklerinde; insan hakları ihlalleri, adil olmayan yargılama ve hukuksuz yargı kararları nedeniyle 47 Avrupa ülkesi içinde aleyhine en fazla dava açılan birinci ülke yine Türkiye oldu!

Türkiye’nin uluslararası yargıya taşınan dava dosyaları, ülkemizdeki adalet kurumları, yargı sistemi ve yargılamanın adaletsizliğini ortaya çıkarıyor. İktidar, yargı reformu paketleriyle adalet kurumlarındaki tahribatın ve yargıya güven erozyonunun üzerini örtmeye çalışırken, AİHM’nin 2024 Dava İstatistikleri yargıdaki adaletsizliklerin, hak ihlallerinin gizlenemez boyutlara ulaştığını gösteriyor.

AİHM’nin üye ülkeler aleyhine açılan dava dosyalarının sayısı, içeriği ve saptanan hukuksuzluklara ilişkin olarak her yıl açıkladığı adli istatistiklerde 2023 yılındaki gibi 2024 yılında da birinci sırada yer alan ülke Türkiye oldu. AİHM’nin yargılama yetkisini tanıyan 47 Avrupa ülkesinin ilk sırasına yerleşen Türkiye aleyhine açılan dava sayısı, yüksek mahkeme gündemindeki toplam 60 bin 350 davanın üçte birinin üzerinde.

2024 AİHM Adli İstatistiklerindeki verilere göre Türkiye’deki mahkemelerde verilen yargı kararlarına karşı açılan ve halen AİHM gündeminde ele alınmayı bekleyen dava sayısı 21 bin 600. Bu sayı AİHM’de 47 ülkeye ait toplam dava dosyasının yüzde 36’sını oluşturuyor. Türkiye aleyhindeki davalar geride kalan 46 ülkeye açık ara fark atıyor. Türkiye’nin ardından ikinci sıradaki Rusya aleyhine açılan dava sayısı 8150, üçüncü sıradaki Ukrayna aleyhine açılan dava sayısı 7700 olarak açıklandı. Türkiye, Rusya ve Ukrayna’nın ardından geride kalan 44 ülke aleyhine açılan davaların toplamı 22 bin 900 olurken, Türkiye tek başına 44 ülkenin toplam dava sayısına yaklaşıyor.

Türkiye aleyhine karara bağlanan 73 davanın 67’sinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) en az bir maddesinin ihlal edildiğinin saptanması, Türkiye’deki mahkemelerin insan hakları ihlallerindeki duyarsızlığının somut göstergesi. Türkiye aleyhine açılan davalarda saptanan hak ihlallerinde ilk sırada AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali geliyor. İkinci sırada AİHS’nin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının ihlali, üçüncü sırada ise adil yargılanma hakkının ihlali geliyor. Diğer davalarda tespit edilen ihlaller arasında toplantı ve gösteri hakkı, dernek kurma ve örgütlenme hakkı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali yer alıyor. Türkiye hakkında bu yıl karar çıkması beklenen dosyalar arasında Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarına ilişkin açtığı dava, Gezi eylemleri nedeniyle müebbet hapse mahkum edilen, AİHM’nin verdiği beraat ve tahliye kararları uygulanmayan Osman Kavala’nın davası ve yine AİHM’nin tahliye kararına rağmen tutukluluğu devam eden HDP Eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın davası bulunuyor. Kavala davası, uygulanmayan AİHM kararları nedeniyle aynı zamanda Avrupa Konseyi’nin de gündeminde.

Gayrimenkul rantını vergilendirmek iddiasıyla getirilen Değerli Konut Vergisi’nde (DKV) 2024’te tahsilat sadece 83 milyon TL olurken, 2025 bütçe hedefi ise 165 milyon TL. DKV’de toplam tahsilatın İstanbul-Ankara’da 2-3 daire fiyatı kadar olması konut, gayrimenkul rantındaki dev vergi kaçağı ve kayıpların göstergesidir!

Milyonlarca çalışan, memur ve işçinin ücretlerinden kesilen gelir vergisi dilimlerinin enflasyona göre ayarlanması çağrılarına kulak tıkayan iktidar; ÖTV artışlarıyla, KDV gibi dolaylı vergilerle milyoner-milyarderlerle işçi, memur, işsiz, emekliden aynı oranda vergi almaya devam ediyor. Toplam vergi gelirlerinin yüzde 70’ine yaklaşan dolaylı vergilerin yanı sıra ücretlilerden kesilen gelir vergisinin payı da yüzde 30’lara ulaşıyor. Bankalardan, holdinglerden kesilen kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 15’i bulmasına karşılık bu kesimlere sağlanan vergi istisnaları ve imtiyazlarının, tahsilinden vazgeçilen vergilerin tutarı 2025 bütçesinde 3 trilyon 5 milyar TL.

İktidarın 23 yıldır dokunamadığı vergilendirilmemiş alanlardan birisi de gayrimenkul rantları ve buradan elde edilen kazançlar. Türkiye, yüksek enflasyonla olağanüstü düzeylere ulaşan konut ve kira fiyatlarında yaşanan artışlarda dünyada birinciliğine yükseldi. 2019 yılında Emlak Vergisi Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle Değerli Konut Vergisi (DKV) getirildi. Ancak rantiye kesimlerin vergi vermeme alışkanlığı, gayrimenkul lobilerinin baskısıyla yasa iki yıl ertelenerek yürürlüğe konulamadı. 2021 başında uygulamaya girdi. İşyerleri, değerli arsalar, araziler, tek konutu olanlar DKV kapsamı dışında tutuldu. Her yıl belediyelere verilen emlak vergisi beyannamesindeki rayiç değer üzerinden değeri belirlenen tutarı aşan konutların sadece aşan kısmı için dilimler halinde binde 3 ile binde 10 arasında DKV alınıyor. Geçen yıl DKV’ye tabi konutlarda alt limit 12 milyon 880 bin TL iken bu yıl 15 milyon 709 bin TL oldu. Beyannamedeki değeri 15,7 milyonu aşmayan konutlar DKV’ye tabi değil.

DKV’nin 2021 yılında yürürlüğe girmesinden bu yana 4 yılda yapılan toplam tahsilat tutarı 221 Milyon TL! 2024 yılında DKV’den elde edilen vergi geliri ise yalnızca 83 milyon TL. Hazine ve Maliye Bakanlığı, hiç kimsenin konutunun gerçek değerini beyan etmeyeceğinin farkında olduğu için 2025 bütçesine konulan yıllık DKV tahsilat hedefi 165 milyon TL. Bir yılda DKV’den elde edilmesi hedeflenen vergi geliri İstanbul başta olmak üzere Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya vb. şehirlerde lüks sitelerdeki, rezidanslardaki 2-3 daire fiyatı kadar. 2024 yılında tahsil edilen DKV’nin yüzde 90’ı İstanbul’dan. Ankara 3,4 milyon TL ile ikinci, Gaziantep 1,1 milyon TL ile üçüncü sırada. 2024’te 81 ilin sadece 9’unda DKV tahsilatı var, 72 ilde tek kuruş tahsilat yok. 2024’te İzmir’de 593 bin, Antalya’da 81 bin, Isparta’da sadece bin TL DKV tahsil edilmiş.

Yüksek faiz ve sıkı para politikalarıyla finansa erişimin zorlaştırılması karşılıksız çek ve protestolu senetlerde patlamaya yol açtı. TBB risk verileri, ekonomide çarkların çek ve senet üzerinden döndüğünü gösterirken geçen yıl karşılıksız çeklerde yüzde 210 artış yaşandı. Protestolu senetlerin tutarı 50 milyar TL’ye yaklaştı!

Faiz indirimlerine rağmen yüzde 45 oranıyla hâlâ çok yüksek düzeydeki ticari kredi faizleri ticarette ve işletmelerin çarklarının döndürülmesinde çek ve senetle ödemeye yönelişi hızlandırdı. Geçen yılın mart ayında yüzde 50’ye yükseltilen politika faizi sonrası bireysel ve ticari kredi faizleri yüzde 70’lere dayanınca kredi kullanımı, finansa erişim büyük şirket ve holdingler dışındaki işletmeler için olanaksız hale geldi. Reel sektör, sanayiciler, ticaret ve sanayi odalarının başkanları yüksek faiz, yüksek enflasyon, kredi daralması, finansa erişimin zorlaştırılmasıyla pek çok işletmenin darboğaza girdiğini, piyasalarda ödeme sisteminde çek ve senete dönüş yaşandığını ifade ediyor. Öz sermaye yetersizliği içindeki işletmelerin, KOBİ’lerin kapasite kullanımını aşağı çekmeye, üretimi düşürmeye ve işçi çıkartmaya başladığı vurgulanıyor. Kredi alamayan reel sektör kuruluşlarının çek ve senete yönelmesine karşılık, karşılıksız çek ve protestolu senetlerdeki olağanüstü artış çarkların döndürülmesinde bu yolun da tıkandığını gösteriyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) 2024 yılı verilerine bakıldığında; 2024 yılında bankacılık sektörünün toplam kredi hacminin reel olarak yüzde 5,3 oranında daraldığı görülüyor. Yüksek faiz ve parasal sıkılaştırma politikalarının uygulamaya konulduğu 2023 yılında da bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi bir önceki yıla göre yüzde 6,7 oranında gerilemişti. 2022 yılında ise yüksek kur-yüksek enflasyonun yarattığı tahribat, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) devreye girmesinin yarattığı olumsuz tabloda kredi hacmi bir önceki yıla kıyasla reel olarak yüzde 5,9 azalmıştı. Dolayısıyla son dönemde ekonomideki sert kırılganlıklar, finans ve kredi kaynaklarına erişimdeki güçlükler pek çok şirketi zor duruma sürükledi. Konkordato ve iflaslarda olağanüstü artışlar yaşanırken, kapanan şirket sayısı 2024 yılında rekor kırdı.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin açıkladığı tabloya göre geçen yıl kesilen çek sayısı 2023’e göre yüzde 71,5 artarken, karşılıksız çıkan çek tutarındaki artış ise yüzde 210’a ulaştı. Karşılıksız çeklerin gerek sayı gerekse tutar olarak iki mislinden fazla artması reel ekonominin ödeme sisteminde ciddi tıkanıklıklar yaşandığının, alacaklıların parasını alamadığının, borçluların ödemelerini yapamadığının göstergesi. Mal satıp aldığı çek karşılıksız çıkan, senet alıp parasını tahsil edemeyen işletmelerin yaşadığı zorluklar yanında bu ödemeleri yapamayıp bankalar nezdinde ticari itibar kaybına uğrayan, kredi alması olanaksız hale gelen işletmeler için de çok ciddi bir olumsuzluk söz konusu.

Ekonomide daralma ve durgunluk belirgin hale gelirken öngörülemezlik ve belirsizlikler, yatırım girişimlerini aşağı çekiyor. Kasım 2024’te 57,3 milyar TL’ye gerileyen teşvik belgeli yatırımlar, ocak-kasım dönemi 11 aylık dönemde ise yüzde 38 azalarak 935 milyara indi!

Teşvik Belgeli Yatırımlarla ilgili açıklanan Kasım 2024 rakamları yılbaşından bu yana yatırım girişimlerindeki yavaşlamanın kasım ayında da sürdüğünü, geçen yılın 11 aylık döneminde ise teşvikli yatırımlardaki gerilemenin ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Kasımda teşvik belgeli yatırımlar önceki yıla göre yüzde 29,6 azaldı. Belgeye bağlanan yatırım tutarı 57,3 milyar liraya geriledi. Kasım ayları itibarıyla 2020’de 134,8 milyar lira olan teşvikli yatırımlar, 2021’de 123,9 milyar liraya gerilerken, 2022’de 141,3 milyar liraya çıkmıştı. Yüksek faiz ve sıkı para politikasına geçişle 2023’te 81,4 milyar liraya düşen teşvikli yatırımların tutarı 2024 Kasım rakamlarında 57 milyar 315 milyon liraya indi.

Ocak ayından bu yana ekonomideki daralma ve durgunluğun ağırlaşması büyüme hızı beklentilerinin gerilemesi yeni yatırım isteğini olumsuz etkiledi. Geçen yılın ocak-kasım döneminde teşvik belgeli yatırımlarda azalma önceki yıla kıyasla yüzde 38,2 olurken, teşvik alan yatırımların parasal tutarı 935 milyar 626 milyon liraya düştü. Ocak-kasım döneminde teşvik belgesine bağlanan yabancı yatırımlar da yüzde 6,83’lük azalarak 103 milyar 678 milyon liraya geriledi. Teşvik belgeli yatırımlardaki belirgin gerileme, mevcut ekonomik durumdaki belirsizlik, uygulanan politikalara güvensizlik ve sıkça değişen kararların yarattığı öngörülemezlikten kaynaklanıyor. Artan hukuksuzluklar, yerli ve yabancı yatırımcının güvenini sarsan yargı kararları siyasi ve toplumsal gerilimin tırmanışa geçmesi yatırımcıları olumsuz etkileyen diğer kritik unsurlar olarak sıralanabilir. Bu tablonun özellikle milyarlarca dolarlık yerli yatırım sermayesinin yurt dışına çıkışını hızlandırdığı Merkez Bankası verilerine de yansıyor. Bu yüzden de vergi muafiyetleri, bedava arsa-arazi temini, elektrik-doğalgaz-enerji sübvansiyonları, istihdam katkısı ve SGK prim muafiyetleri, kamu bankalarından, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası’ndan sağlanan düşük faizli finansman imkanları vb. teşviklere rağmen yurt içinde yatırımların aylardır kesintisiz olarak gerilemesi dikkat çekiyor.

Diğer yandan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın bu yıl uygulanacak teşvik sistemi değişiklikleri için ‘Devlet Yardımları Hakkında Karar’ ile ilgili yeni düzenleme çalışmalarının son aşamaya geldiğini açıklaması, bazı yatırımcıları yeni teşviklerden yararlanma amacıyla beklemeye yöneltmiş olabilir. Yeni teşvik sisteminin yerel ve bölgesel kalkınmayı esas alacağı, illerle sektörler ve bölgelerle sektörler açısından eşleşmeler oluşturulacağı vurgulanıyor. 2 milyar TL tutarında yeni yatırıma başlanması hedefleniyor.

İnişe geçen teşvikli yatırımların mevcut ekonomik koşullarda yeniden  canlandırılması için verilecek yeni desteklerin etkisi sınırlı olacaktır. Yerli-yabancı yatırımcıların yasa ve hukuk düzeni güvenilir şekilde tesis edilmeden,  öngörülebilir bir yatırım ortamı ve finansa erişim olanakları sag˘lanmadan sadece devlet destekleri için yatırıma girişeceg˘ini beklemek gerçekçi bir yaklaşım deg˘ildir. 

 

Gıda fiyatlarındaki artışları dizginlemek için üreticiler üzerinde fiyatları sabitleme baskısına girişen iktidarın ‘yapay çözüm formülü’ pek çok ürünün piyasadan çekilmesine, karaborsaya ve fiyatların daha da artmasına neden olacaktır!

İki hafta önce Gıda Komitesi toplantısında gıda sanayicilerini, üretici birliklerini örtülü yaptırım tehditleriyle fiyatları sabitleme baskısı altına almaya çalışan iktidar, geçen hafta yapılan Fiyat İstikrar Komitesi (FİKO) ve Ekonomik Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantılarında alınan kararlarla da baskıları ve cezaları artırarak enflasyondaki yükselişin yavaşlatılmasını amaçlıyor. Yapay ve zorlama tedbirlerle gıda fiyatlarını sabitlemek, çiftçiyi, üreticiyi, gıda sanayicisini cezalarla tehdit ederek yürütülen bu politikaların ters tepmesi kuvvetle muhtemeldir.

Üreticiden ve gıda endüstrisinden ürününü enflasyonun altında fiyatlardan satmasının talep edilmesi ramazanda bir aylık sanal ucuzluk yaratarak halkı enflasyonun düştüğüne inandırarak aldatmaktan öte bir şey değildir. Böyle baskı ve tehditlerin sonucu; bir aylık geçici ucuzluk sonrası birikimli maliyetlerin fiyatlara yansıtılarak zamların katlanması, üretici, tüketici ve herkesin daha fazla mağdur olmasıdır.

3 Şubat’ta açıklanacak ocak ayı tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artışın yüzde 4-5 arasında olacağı ekonomi yönetiminin resmi öngörüsü. Merkez Bankası’nın (PİKA) ocak ayı anketinde de aylık enflasyon beklentisi yüzde 4-4,5 olarak ağırlık kazanırken, yıllık enflasyonun yüzde 58’i aşacağı bekleniyor. Dolayısıyla Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yılsonunda enflasyonu yüzde 21’e indireceklerini ifade etmesine karşılık halkın enflasyon beklentisi resmi hedefin 37 puan üstünde.

Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman, Ticaret Bakanları peş peşe komiteler, kurullar toplayarak gıda enflasyonunu kâğıt üzerinde düşürmek için baskılarını artırırken Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), tarımsal üretim maliyet artışlarının ocak ayında hızlandığını gübredeki bir aylık fiyat artışının yüzde 10’a çıktığını duyurdu. Fiyat artışlarının TÜİK ile örtüşmediğini vurgulayan TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar; seracılık ve sulamada kullanılan elektriğin bir yılda yüzde 30,4, tarım ilaçlarında yüzde 34,3, tohumda yüzde 40, sulama ücretlerinde yüzde 100’ü aşan artışlar yaşandığını açıkladı.

Tarımsal girdi fiyatlarının sürekli artması üreticilerin maliyetlerine ve gıda fiyatlarına yansıyor. Buğday ve arpada gübreleme sezonu başladığı halde bir ayda gübre fiyatlarındaki artışlar üreticileri tarlasına gübre atamaz hale getirdi. Üst gübrelemede kullanılan üre ve amonyum nitrata bir ayda yüzde 10 zam yapılırken, kompoze gübrede yüzde 5,2, hayvancılıkta kullanılan besi yeminde yüzde 3,5, süt yemi ve yonca fiyatında bir ayda yüzde 3,2 zam gerçekleşti.

Suriye’de silahlı grupların liderlerinin davet edildiği Zafer Kongresi, Cumhurbaşkanlığı görevine Ahmed el Şara’yı getirdi. Şara, ucu açık bir dönem sonunda seçim ve yeni anayasa vaat etti. Şam yönetimi üzerinde Suudi, Katar ve Arap etkisinin arttığı gözleniyor.

Suriye’de 8 Aralık sonrası yaşanan süreçte Şam’da yönetimi üstlenen HTŞ Lideri Ahmed el Şara, ağırlıkla iç savaşta yer alan Sünni-cihatçı-selefi silahlı grupların liderleri ve farklı kesimlerin davet edildiği Zafer Kongresi tarafindan ‘Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ görevine getirildi. Fırat’ın doğusunda konuşlu Kürt milislerin örgütü YPG- SDG’nin yanı sıra Güneyde yoğunlaşan ve İsrail’e yakınlaşan Dürzi nüfus ile batı sahilinde yerleşik Şii-Alevi-Nusayri toplumunun, Hristiyan Suriyelilerin temsilcileri toplantıya davet edilmedi ya da katılmadı. Bu tablo ‘Suriye’nin birliği, toprak bütünlüğü’ söylemlerine karşılık etnik ve mezhep temelinde gayri resmi bölünmüşlük göstergesi olarak görülebilir.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) çatısı altındaki 80 bin kişilik silahlı gruplara Şam’la uzlaşma ve oluşturulan Suriye Ordusu’na katılma telkininde bulunduklarını açıklamasına karşılık SMO çatısı altındaki Ahrar üş Şam ve birkaç grup dışında Şam’daki toplantıya katılım olmadı. Toplantı sonrası yayınlanan bildiride Esad dönemindeki tüm kurumların, Ulusal Meclisin, Baas Partisi’nin ve Suriye Anayasasının ‘geri dönülmez şekilde’ lağvedildiği açıklandı. Cumhurbaşkanlığına getirilen Ahmed el Şara’ya geçiş hükümetini ve geçiş meclisini kurması, hukukçulardan oluşacak bir komite ile yeni Suriye Anayasası çalışmasını başlatması görevlerinin verildiği duyuruldu.

Ahmed el Şara, ulusa sesleniş konuşmasında Suriye’deki tüm etnik ve dini kesimlerin en geniş temsiline dayalı demokratik bir geçiş yönetimi oluşturacağını, demokratik bir Suriye anayasası hazırlanarak halkın onayına sunulacağını ifade etti. Bu süreçlerin sonunda demokratik seçimlerin yapılacağını vurgularken süre ve takvim vermedi.

Zafer Kongresi’nin bir gün öncesinde MİT Başkanı İbrahim Kalın ikinci kez Şam’ı ziyaret ederek Şara ile görüştü. İktidar ve medyası Suriye’de Esad’ın devrilmesi ardından yaşanan gelişmeleri iktidarın zaferi, fetih vb. şekilde değerlendirirken ortaya çıkan son durumlar sürecin başka bir yöne evrildiğini, Arap ülkelerinin Suriye’yi kontrole almaya yöneldiğini gösteriyor. Daha önce Şam üzerinde Arap olmayan Şii İran etkisinden rahatsızlık ve endişe duyan Arap ülkeleri şimdi de yine Arap olmayan Türkiye’nin Suriye’deki ağırlığını engelleme çabasındalar. Son dönemde HTŞ ve Şam yönetimi üzerinde özellikle Suudi Arabistan etkisi artıyor.

Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirme yönünde girişimlerin artması, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ukrayna ile ateşkes ve barış müzakerelerine kapı aralaması barış ihtimalinin arttığını gösteriyor. SETA’nın son raporunda iktidara Rusya ve İran’dan uzaklaşmayı, ABD ve Atlantik Paktı ile yakınlaşmayı önermesi dikkat çekici!

Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna ile barış müzakerelerine hazır olduklarını ancak olası bir barış anlaşmasının sahadaki gerçeklere saygı göstermesi gerektiğini söyledi. Putin, barış masasında Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’in olmasının mümkün olmadığını öne sürerken Ukrayna devleti adına belirlenecek meşru temsilciler ve hukukçuların masada yer alabileceğini, Zelenskiy’in bu görüşmeleri yürütecek ‘meşru kişi olmadığını’ savunuyor. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, görev süresi dolmasına rağmen Devlet Başkanlığı için yeni seçim yapmaksızın görevini sürdürüyor. Rusya Devlet Başkanı daha önce yaptığı açıklamada Ukrayna ile anlaşmak için Rusya’ya yönelik tüm ekonomik yaptırımların kaldırılmasını, Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçtiğini ilan etmesini, Eylül 2022’den bu yana Rus ordusunun kontrolündeki Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson’dan Ukrayna askerlerinin çekilmesini istemişti. Ukrayna, Rusya tüm Ukrayna topraklarından çekilmediği müddetçe ateşkesi kabul etmeyeceklerini ilan etmişti. Rus ordusunun ilerlemeye devam etmesi ve Ukrayna’nın NATO üyeliğine adaylığının ilan edilmesi talepleri kabul görmeyince tavrını yumuşatmak zorunda kaldı. Türkiye’nin arabuluculuk girişimleri sonuçsuz kalırken Ukrayna’nın geçtiğimiz ay Rus doğalgazını Trakya’dan Avrupa’ya taşıyacak Türk Akım boru hattına saldırı girişimi Rusya tarafindan açığa çıkartılıp engellendi. Suriye’deki son gelişmelerde de Türkiye’nin HTŞ ile iş birliği ve desteği 2015’ten beri Astana Mutabakatında birlikte olduğu Rusya ve İran’ı açığa düşürdü. Her iki ülkenin Türkiye ile mesafeli bir politikaya yöneldikleri görülüyor.

Bu arada daha önce MİT Başkanı İbrahim Kalın, iletişim Başkanı Fahrettin Altun’un da görev yaptığı Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) iktidara sunduğu 2025 Raporu’nda; Türkiye’nin ABD ve Atlantik İttifakı ile yakınlaşması, komşuları ve bölge ülkeleriyle mesafe koyması, Rusya’dan uzaklaşması gerektiği vurgulanıyor. Türkiye’nin ABD ve NATO ile yakınlaşması önerilen raporda ‘Türkiye-İsrail arasında savaş senaryosunun mümkün olabileceği’ dile getirilirken İran ile karşı karşıya gelme ihtimaline yer veriliyor. Rapor sonrası iktidar medyasında İran ile ilgili negatif haber ve yorumlarda artış, Rusya ile ilişkilerin gözden geçirilmesine vurgu yapan haberlerin yaygınlaşması dikkat çekiyor. Anlaşılan kamuoyunda İran ve Rusya karşıtı bir algı oluşturulmak isteniyor.

 

Önceki Haber
İmamoğlu’nun, bahsettiği Bilirkişi ruhsatsız çıktı
Sonraki Haber
Yargıtay’ın cezalarını onadığı Atatürkçü komutanlara hapis yolu:

İlgili Haberler:


Notice: Trying to access array offset on value of type bool in /home/u418159325/domains/yenisoluk.com/public_html/beta.yenisoluk.com/inc/functions.php on line 15