Haber Arama

Çerez Politikası

Web sitemizde en iyi deneyimi sağlamak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi devam ettirmekle, çerezlerimizin, Gizlilik Politikamız ve Hizmet Şartlarımız'nı kabul etmiş olursunuz.

Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/3 Kasım 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 03 KASIM 2024 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 03 KASIM 2024

SICAK GÜNDEM                                                                                                                                   

  1. İktidar ittifakının yeni açılım süreci görüntüsü ile başlattığı siyasi hamlelerinin inandırıcılıktan yoksunluğu apaçık görülürken, İstanbul-Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’e yönelik yargı operasyonu gizli siyasi planları açığa çıkarttı!
  2. Gürcistan seçimleri ve sonrasında yaşanan gelişmeler, Doğu Karadeniz ve Güney Kafkasya’da sıcak gelişmelere neden olabilir. ABD-AB-NATO-Rusya çekişmesi, Gürcistan üzerinden sertleşebilir!

İÇ POLİTİKA                                                                                                                                          

  1. Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı sonuçları, Türkiye’de hukuk eğitiminin içler acısı halini gözler önüne serdi.
  2. Toplumda dayanacak takat bırakmadığı halde küresel sermaye, sıcak para ve faiz lobilerinin başarılı bulduğu ekonomik programın millete değil uluslararası sermayeye hizmet ettiği, S&P’nin not artışı gerekçeleriyle teyit edildi!

EKONOMİ                                                                                                                                             

  1. 2025 Finansman Programına göre Türkiye’nin 2035’e kadar gelecek 10 yılı faiz lobisine ipotek ediliyor!
  2. Yardıma muhtaç Filistin’de evler-okullar-hastaneler İsrail bombardımanlarıyla yıkılırken, her gün onlarca kişi yaşamını yitirirken Filistin’in Türkiye’den demir-çelik ve diğer mal ithalatı kat kat artıyor!
  3. İmalat sanayiindeki kapasite kullanım oranları, ekim ayında ciddi şekilde geriledi!

TARIM                                                                                                                                                    

  1. Türkiye’de kişi başına kırmızı et tüketimi yıllık 10 kilonun altına inerek açlık çeken Afrika ülkeleri seviyesine geriledi!

DIŞ POLİTİKA                                                                                                                                        

  1. ABD ve AB ile yeni pazarlık kapılarını aralayabilmek için BRICS’e tam üyelik başvurusunda bulunup elindeki kozları sahaya süren iktidarın bu girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. ABD’nin Rusya yaptırımları listesine Türkiye’den çok sayıda şirket ve şahıs ilave edildi!
  2. Avrupa Birliği’nin icra organı niteliğindeki Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı Genişleme Raporu'nda; Türkiye'nin demokratik standartlar konusunda geriye gittiği, bu doğrultuda dile getirilen kaygıların giderilemediği, vurgulandı!

Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasıyla tutuklanıp yerine alelacele kayyum atanması iktidarın seçimde kaybettiklerini yargı eliyle geri alma planının parçasıdır. Demokrasi, adalet, hukuk devletini yok sayan zihniyetin siyasi planları halkın vicdanında bozguna uğrayacaktır!

İktidar ittifakının yeni açılım süreci görüntüsü ile başlattığı siyasi hamlelerinin inandırıcılıktan yoksunluğu apaçık görülürken, İstanbul-Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’e yönelik yargı operasyonu gizli siyasi planları açığa çıkarttı. Önce 2019, ardından 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde özellikle İstanbul’da uğradığı ağır hezimeti hazmedemeyen iktidarın muhalefete yönelik planlarının olduğu, iktidar gücünü ve yargı üzerindeki siyasi etkisini kullanarak sandıkta kaybettiklerini geriye dönük birtakım iddialarla geri alma çabasına girişmesi geçmişte yaşanan benzer örneklerle ortada idi.

Nitekim Esenyurt Belediye Başkanına yönelik sürecin başlatılması öncesinde bugüne kadar iktidarın siyasi muhaliflerini bertaraf etme planlarında siyasi misyon üstlenen bir ismi Adalet Bakan Yardımcılığından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına tayin etmesi ve hemen ardından ilk icraatın Esenyurt Belediye’sine başlatılması bu operasyonun iktidar talimatıyla yürütüldüğünün somut işaretidir. Halkın oyuyla seçilen bir belediye başkanı, adresi belli olduğu halde savcılığa davet yerine şafakta evine baskınla gözaltına alınırken, kamu kurumu belediyenin kapıları kırılıyor. 7 ay önce Cumhuriyet savcılığınca sabıkası- sakıncası olmadığı için temiz kâğıdı verilerek seçimde adaylığı uygun görülen bir kişi şimdi 10-15 yıl önceki telefon konuşmaları, yazıları, mesajları nedeniyle terör örgütü üyeliği iddiasıyla tutuklanıyor. Terörle Mücadele Yasası (TMY) uyarınca suç isnatlarının zaman aşımı nedeniyle düşmemesi için savcılık ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla tutuklama talep ediyor.

Hukuksuzca gözaltına alınan belediye başkanının emniyet ve savcılık sorguları sürerken, mahkemeye bile çıkmamışken iktidar medyası başkanın tutuklanacağını ve yerine atanacak kayyumum ismini bile ilan ediyor. Tüm bunlar iktidarın önceden hazırladığı planın, belirli bir merkezden yargı üzerinden yönetildiğini, iktidar medyasına servis yapıldığını ortaya koyuyor. Geçmişte aynı yöntemlerle Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk vb. davalarla, gizli tanıklar, sahte deliller, Cemaat mensubu hakim ve savcılar eliyle Genelkurmay Başkanını bile terör örgütü elebaşı suçlamasıyla yargılayıp yıllarca hapiste tuttu. Sonrasında hepsinin ‘kumpas’ olduğu açığa çıktı.

Şimdi Esenyurt’ta aynı yöntemle, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, seçmenin hür iradesi yok sayılıyor. Muhalefet ve Türkiye İttifakı bu adımla parçalanmaya çalışılıyor. Avukatların dosyayı görmesine izin verilmezken yıllar öncesine ait yasa dışı dinleme tapeleri iktidar medyasına sızdırılarak kamuoyuna algı operasyonu yürütülüyor.

Kuzey sınır komşumuz Gürcistan’da yapılan seçimleri AB yanlısı muhalefete karşı yüzde 54 oyla Rusya yanlısı mevcut iktidarın kazanması Karadeniz’de ve Güney Kafkasya’da yeni bir kargaşanın, ABD-Rusya rekabetinin fitilini ateşleyebilir!

Türkiye’nin vizesiz seyahat olanağı tanıdığı Kuzey sınır komşumuz Gürcistan’da yapılan parlamento seçimlerini Rusya yanlısı Başbakan Irakli Kobakhidze’nin liderliğindeki iktidar partisi Gürcistan Rüyası yüzde 54 oyla kazandı. Parlamento çoğunluğunu elde eden iktidar partisi seçim sonrası zaferini ilan ederken ABD ve AB yanlısı muhalefet partileri ise seçime hile karıştırıldığını öne sürerek sonucu tanımadıklarını açıkladılar. Halkı seçim sonuçlarını tanımama ve protesto gösterileri başlatmaya davet eden muhalefetin çağrısıyla başta başkent Tiflis olmak üzere Batum ve diğer önemli kentlerde sokak gösterileri, yer yer çatışmalar başladı. Avrupa Güvenlik ve İş birliği Teşkilatı (AGİT) gözlemcileri; seçimlerde sonucu etkileyecek pek çok olay saptadıklarını, oy kullanımında ve sayımında, sandık güvenliğinde çok ciddi ihlaller olduğunu dile getiriyor. Çoğu seçmenin endişe içinde oy kullandığını vurguluyor. İktidardaki Gürcistan Rüyası Partisi’nin Lideri Başbakan Irakli Kobakhidze, hile iddialarını reddediyor. Bazı küçük aksaklıkların en demokratik ülkelerdeki seçimlerde bile görülebileceğini öne sürerek halkın tercihine saygı duyulması gerektiğini savunuyor.

Batı yanlısı Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, seçim sonuçlarının değiştirildiğini açıkladı. Muhalefet partilerini ve muhalif seçmenlerini iktidarı protesto gösterilerine çağırdı. Cumhurbaşkanının bu çağrısı etkili olurken on binlerce kişi sokaklara çıkarak polisle çatışmalara başladı. Gürcistan’da seçim sonrası kaos, kargaşa ve siyasi istikrarsızlığın büyümesi çatışmalardan kaçanların Türkiye’nin de yer aldığı sınır komşusu ülkelere bir göç dalgasına yol açabilir. Gürcistan yurttaşlarına kimlik kartlarıyla vizesiz seyahat olanağı sağlayan Türkiye’nin Gürcistan’la olan sınır kapılarında ve sınır bölgelerinde güvenliği artırması, yasa dışı girişlerin önlenmesi önem kazanıyor.

AB, ABD ve NATO tarafından yapılan açıklamalarda Gürcistan muhalefetinin iddialarına destek verilerek seçimlerdeki usulsüzlük iddialarının soruşturulması, sorumluların cezalandırılması, gerekirse seçimlerin iptal edilmesi dile getirildi. Ülkedeki dört muhalefet partisi ittifak kurduklarını ilan ederek seçim sonuçlarını tanımadıklarını duyurdu. Muhalefet seçim sonuçlarını ‘anayasaya darbe’ olarak nitelendiriyor. Gürcü Rüyası Partisi’nin kurucusu ve finansörü Gürcü milyarder oligark Bidzina İvanişvili, Putin ile çok yakın ilişkide. ABD ve NATO’nun Rusya’ya karşı yeni bir cephe açarak Gürcistan’ı Ukrayna savaşına sokmak istediğini iddia eden İvanişvili, seçim kampanyasında Gürcistan’ı Ukrayna savaşının dışında tutmayı vaat etti.

Yargı ve adalet sistemindeki çürüme ile hukuk eğitimindeki yetersizlik, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavının ürkütücü sonuçlarıyla açığa çıktı. Binlerce hukuk mezununun yüzde 99’unun elendiği sınav, AKP üye ve yöneticilerini hakim-savcı tayin eden zihniyetin hukuk devleti ve bağımsız yargıya yönelik planlı tahribatını gösterdi!

İktidarın adalet, yargı ve hukuk mesleklerinde niteliği yükseltme gerekçesiyle avukatlık stajı, hakim ve savcı adaylığı, noterlik ve idari yargı kurumlarında görev alacaklar açısından zorunlu hale getirdiği ve 8 Mayıs 2024’te yürürlüğe giren düzenleme çerçevesinde eylülde yapılan ve geçen hafta açıklanan Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS) sonuçları Türkiye’de hukuk eğitiminin içler acısı halini gözler önüne serdi.

2010’daki anayasa değişikliğiyle başta Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi yüksek yargı kurumlarında, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK), adli ve idari yargıda cemaat ve paralel yapılanmanın yolunu açan iktidar, 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası yargı kurumlarında kendi elleriyle yarattığı bu yapılanmayı tasfiyeye yöneldi. Görüntüde OHAL kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yürütülen tasfiyelerle yaklaşık 5 bin hakim-savcı yargıdan ihraç edilirken yargı kurumlarında ortaya çıkan açık yeni KHK’larla hızlı şekilde yapılan hakim-savcı alımları ve atamalarıyla dolduruldu. Bu süreçte avukatlık mesleğinden hakim-savcılığa geçiş olanağı sağlanırken AKP üyesi, parti teşkilatlarında, il-ilçe başkanlıklarında görev yapan yüzlerce avukat, hukuk mezunu kişiler doğrudan mülakatla hakim-savcı yapıldı. Sözde yargıdaki cemaat yapılanması tasfiye edilirken yerini iktidara yakın diğer tarikat ve cemaat mensupları, partili avukatlar aldı. 2017 anayasa değişikliğiyle hakim ve savcı atamalarını yapan HSYK’nın yapısı değiştirilerek HSK’ya dönüştürülürken üyelerin üçte ikisinin Cumhurbaşkanı ve iktidar ittifakı tarafından atanmasına zemin hazırlandı.

Yargıdaki partizanlaşma, cemaatleşme, tarikatlaşma mücadelesi ve iktidar ittifakı içindeki AKP-MHP rekabetinin yargı kurumlarına yansıması, 25 Mart’ta başlayıp 37 tur süren oylamalar sonunda mayıs ayında sonuçlanan Yargıtay Başkanlığı seçimlerindeki siyasi pazarlıklarda görüldü. İktidarın yargıyı kontrolüne alma planının diğer boyutu ise hukuk fakültelerinin ve hukuk eğitiminin siyasi hedefler doğrultusunda yönlendirilip yönetilmesidir. Her ile üniversite açmakla övünen iktidarın bu planıyla yeni kurulan hukuk fakültelerindeki eğitim niteliksiz hale geldi. Geçtiğimiz Eylül ayında yapılan HMGS’ye katılan 92 hukuk fakültesinden mezun 10 bini aşkın adayın geçen hafta açıklanan sınav sonuçlarındaki ağır hezimet, apartman dairelerine bile hukuk fakültesi açan, ilahiyatçıları, veterinerleri hukuk fakültesi dekanı atayan iktidarın yargıya eleman yetiştiren hukuk fakültelerini nasıl çürüttüğünü sergiledi.

Moody’s ve Fitch Ratings’in ardından Standart & Poor’s’un da (S&P) not artışına gitmesi, halkı sefalete sürükleyen ekonomik programın küresel sermayenin çıkarları açısından beğenildiğini gösterdi. S&P ile not pazarlığı yapan ekonomi yönetiminin küresel sermayenin istediği tavizleri verdiği anlaşılıyor!

İktidar sözcüleri, düne kadar ‘faiz lobilerinin maşası’ dedikleri S&P’ye not artışından dolayı ‘minnet ve takdir’ duygularını ifade ederken 1,5 yıldır uygulanan ekonomik programın başarısının küresel düzeyde tescil edildiğini dile getirdiler. Geçen ay Washington’da yapılan IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarına katılan Bakan Şimşek ve Merkez Bankası (MB) Başkanı Fatih Karahan kredi derecelendirme kuruluşlarının yöneticileriyle bir araya geldikten sonra kapalı toplantıda ele alınan konular ve verilen sözlerle ilgili açıklama yapılmamıştı. Bu toplantıdan 2 hafta sonra S&P’nin ‘yatırım yapılamaz’ seviyesine indirdiği Türkiye’nin kredi notunu iki kademe birden artırması, kapalı toplantıda not artışı pazarlığı yapıldığını, küresel sermaye ve sıcak para lobilerinin taleplerini karşılayacak tavizler verildiğini akla getiriyor.

S&P açıklamasında Türkiye'nin uzun vadeli kredi notunun “B+”dan “BB-“ye yükseltildiği, görünümünün ise “durağan” olduğu duyuruldu. Yatırım yapılabilir seviyesi için 4 kademe daha not artışına ihtiyaç olduğu göz önünde tutulduğunda, önümüzdeki süreçte reyting kuruluşlarına tavizlerin süreceği anlaşılıyor. S&P’nin değerlendirme notunda Türkiye'nin tasarruf açığının azaldığı vurgulanırken ekonomi yönetiminin enflasyonu düşürme ve ‘çalışanların ücret artışı beklentilerini yönetme’ planlarının başarılı bulunduğu kaydedildi. Enflasyonun tek haneli seviyelere indirilmesi, Türk lirasına güvenin yeniden tesis edilmesi konusunda ilerleme sağlanması halinde kredi notunu yeniden artırmayı vaat eden S&P’nin değerlendirmesi, yüksek faiz politikasının sürdürülmesi anlamına geliyor.

İktidarın yüksek faiz, düşük maaş zammı, ek vergi artışları, talebi kısma ve alım gücünü düşürerek temel harcamaları kısıtlama politikaları kitlesel yoksullaşmaya ve milyonların açlık sınırının altında sefalete sürüklenmesine yol açarken S&P tarafından olumlu ve başarılı bulundu. Değerlendirme notunda ücret artışlarının belirlenmesine esas alınacak zam oranıyla ilgili olarak; ‘Yapılacak ücret artışlarının hükümetin 2025 yıl sonu enflasyon hedefi olan yüzde 17 yerine, yaklaşık yüzde 44 olan 2024 yılsonu enflasyon oranına endekslenmesi, enflasyonla mücadele programı için risk oluşturacaktır’ denildi. S&P, memur-emekli maaşları ve asgari ücret zammının düşük tutulması, geçmiş değil gelecekte hedeflenen enflasyona göre belirlenmesini şart koştu. 2028’e kadar seçimin gündeme alınmaması gerektiğini dile getirdi.

2025 Finansman Programına göre Türkiye’nin 2035’e kadar gelecek 10 yılı faiz lobisine ipotek ediliyor. Dışarıdan 11 milyar dolar yeni borç alınacak. 2025’te yüksek faizle borçlanmanın süreceğini gösteren program uyarınca 3 trilyon TL’yi aşan geri ödemeye karşılık aynı tutarda yeni iç borçlanmaya gidilecek!

2025 Bütçesinin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı, hazinenin 2025 Yılı Finansman Programı’nı açıkladı. Gelecek yıl hazinenin uygulayacağı iç ve dış borçlanma politikalarına ve öngörülen hedeflere bakıldığında yüksek faizle iç ve dış piyasalardan yapılan borçlanmanın hız kesmeden süreceği, geri ödenecek borç tutarı kadar yeni borçlanmaya gidileceği anlaşılıyor.

Halen haftada en az üç ihale düzenleyerek piyasalardan milyarlarca lira tutarında borçlanmaya devam eden hazinenin gelecek yıl vadesi dolan borçlar için geri ödeyeceği tutar 3 trilyon 242 milyar lira. Bu tutarın 1 trilyon 373 milyar lirasını anapara borçları, 1 trilyon 869 milyar lirasını faiz ödemeleri oluşturacak. Yine gelecek yıl geri ödenecek 3,2 trilyon TL borcun 2 trilyon 385 milyar lirası vadesi gelen iç borç, 856,9 milyar lirası ise vadesi dolan dış borç. İç borç servisinin 2 trilyon 229 milyar lirasını hazinenin borç aldığı bankalara, piyasa kurumlarına yapacağı geri ödemeler oluşturuyor. İç borç geri ödemelerinin 156 milyar lirası ise hazinenin kamu kurumlarına doğrudan sattığı hazine kağıtlarının bedelinden oluşuyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in 1,5 yıldır uygulanan para ve faiz politikalarının ve rasyonel politikalara geçişin yansıması olarak Türkiye’nin kredi risk puanının düştüğü, dış piyasalardan borçlanma maliyetinin azaldığı söylemlerine karşılık halen dış borçlanmada en yüksek dolar faizini ödeyen ülkelerden birisi Türkiye. Hazinenin en son üç yabancı bankayı yetkilendirerek gerçekleştirdiği 10 yıl vadeli 3 milyar dolarlık tahvil ihracında oluşan ortalama dolar faizi yüzde 7,5 oldu. Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) 500 milyon dolarlık sukuk (İslami tahvil-kira sertifikası) borçlanmasında da oluşan kira bedeli yüzde 7,5 oranındaki dolar faizi borçlanmasıyla aynı düzeye denk geliyor. İçerideki borçlanma ihalelerinde yüksek faiz ödemeye mecbur kalan hazine, dış borçlanmada da yüksek dolar faizi ödemeye devam ediyor. 2024 yılı Finansman Programı’nda dış piyasalardan tahvil ihracı yoluyla 10 milyar dolar borçlanmayı hedefleyen hazine 10 yıl vadeli 3 milyar dolarlık son tahvil ihracıyla bu yılın hedefini noktaladı. 2025 Finansman Programında ise tahvil ve sukuk ihraçlarıyla uluslararası sermaye piyasalarından sağlanması öngörülen finansman, yapılacak dış borçlanma tutarı 11 milyar dolar. Hazinenin ihaleler yoluyla iç piyasalardan yapacağı borçlanma tutarı 2 trilyon 845 milyar 500 milyon TL olarak hedefleniyor. Gelecek yıl yapılacak borç geri ödemelerinin yaklaşık 1,9 trilyon lirasını faiz oluşturuyor.

Ekonomideki küçülme eylül ayı dış ticaret rakamlarında daha da belirginleşti. İhracat ve ithalat birlikte gerilerken, yüksek teknoloji ürün ihracında sert düşüş yaşandı. Filistin’e ihracatın artması ‘İsrail ile ticaret yasağı Filistin görüntüsüyle mi deliniyor?’ sorusunu zorunlu kılıyor!

Dış ticaret verilerinde eylül ayı sonuçları ile ocak-eylül dönemi 9 aylık rakamlar belli oldu. İhracatta Almanya’nın, ithalatta Çin’in birinci sırada yer alması artık rutin hale gelirken mayıs ayından bu yana Filistin’e yapılan ihracattaki olağanüstü artış bir kez daha dikkat çekti. Eylülde geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 1,9 azalarak 21 milyar 987 milyon dolar, ithalat yüzde 1,4 azalarak 27 milyar 116 milyon dolar tutarında gerçekleşti. Ocak- Eylül dönemi 9 aylık toplamda ise ihracat geçen yıla kıyasla yüzde 2,6 artışla 191 milyar 754 milyon dolar, ithalat yüzde 8,1 gerileyerek 251 milyar 183 milyon dolar oldu. İhracat ve ithalattaki düşüşe rağmen eylül ayı dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,7 oranında yükselerek 5 milyar 129 milyon dolara çıktı. Ocak-eylül arası 9 aylık dış ticaret açığı ise geçen yıla göre yüzde 31 oranında azalarak 87 milyar dolardan 60 milyar 430 milyon dolara indi. Son iki aydan bu yana cari açığın belirgin şekilde gerilemeye başlamasında dış ticaret açığındaki bu azalma etkili oldu.

Türkiye ihracatta gerilerken dış talepte yaşanan azalmanın yanı sıra 1,5 yıldır uygulanan sabit kur politikasıyla ihraç mallarının pahalı hale gelmesi, rekabet gücünün düşmesini ana etkenler olarak görmek olanaklı. İthalatta ara malları ve sermaye mallarında yaşanan düşüş ihracata dönük sanayinin üretimindeki gerilemeden, kapasite kullanımındaki azalmadan kaynaklanıyor. Dış ticarette ihracat-ve ithalatın aynı anda düşüş sergilemesi bir süredir devam eden ekonomik daralmanın sonucu. İktidar ve ekonomi yönetimi dış ticaret açığındaki düşüşün cari açık üzerindeki azaltıcı etkisini başarı olarak sunsa da gerçekte büyüme hızının azaldığı, küçülen bir Türkiye ekonomisi söz konusu. İhracatta imalat sanayii mallarının payının yüzde 94,3 olmasına karşılık bu ürünler içinde yüksek teknolojili malların eylül ayında yüzde 3,9, ocak-eylül döneminde ise sadece yüzde 3,4 olması katma değeri yüksek ürün ihracatındaki gerilemenin işareti.

Türkiye’nin dış ticaretindeki ülke ve ürün bazındaki dağılım yine seyrini değiştirmedi. Eylülde ihracatta ilk sırayı yine 1,7 milyar dolarla Almanya aldı. İthalatta Çin 3,7 milyar dolarla yine ilk sırada. Mayısta yürürlüğe giren İsrail’le ticaret yasağına rağmen Filistin’e ihracatın 5 aydır sürekli artması dikkat çekiyor. Geçen yıl eylülde Filistin’e ihracat 14 milyon dolar iken bu yıl 12 kat artarak 164,5 milyon dolara, 9 aylık ihracat ise 6 kat artarak 90,9 milyon dolardan 551,3 milyon dolara çıkmış. Filistin’de 9 aydaki 67 milyon dolarlık demir-çelik ihracatı geçen yılın 9 ayındaki 181 bin dolarlık ihracatın 368 katına çıkmış!

İmalat sanayiindeki kapasite kullanım oranları (KKO) ekim ayında ciddi şekilde geriledi. İç ve dış talebin aynı anda zayıflaması, iç pazarda yaşanan durgunluğun derinleşmesi dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları ile ara malı imalat sanayiindeki KKO’yu aşağı çekti. Bu tablo, istihdamın azalacağını ve işsizliğin artacağını gösteriyor!

Merkez Bankası’nın Ekim 2024 Kapasite Kullanım Oranı (KKO) Araştırma sonuçlarına göre, bir önceki aya göre 0,7 puan düşüş gösteren KKO 75,2 puan düzeyine indi. KKO’daki bu gerileme imalat sanayinde önemli miktarda üretim düşüşü anlamına geliyor. Gerilemenin odak noktasında yatırım malları, ara mallar ve dayanıklı tüketim malları yer alıyor. Bu üç alandaki KKO zayıflığı hem ihracata dayalı dış talepte hem de tüketim ve ürün satışına dayalı iç talepte olumsuzlukların arttığını gösteriyor. Eş zamanlı olarak gerçekleşen iç ve dış talep düşüşü aynı zamanda Türkiye ekonomisinin kırılganlığının yeniden tırmanışa geçtiğini ifade ediyor. Eylül ayında 75,9 olan imalat sanayii ortalama KKO, ekimde 75,2 puana indi. Geçen yılın ekim ayında imalat sanayii ortalama KKO 78,4 düzeyindeydi. Böylece imalat sanayii KKO, ekimde bir önceki aya göre 0,7 puan, geçen yılın aynı ayına göre 4,2 puan geriledi. Geçen yıla kıyasla 4 puanın üzerinde azalan KKO imalat sanayii üretiminde çok sert bir düşüş yaşandığını, pek çok sanayii tesisinin üretimini azalttığını, vardiya sayısını düşürdüğünü ya da aşamalı şekilde üretime ara verdiği gösteriyor.

Özellikle dayanıklı tüketim malları sektöründe beyaz eşya üretim ve ihracatta 4 aydan bu yana düşüş söz konusu. Beyaz eşyada iç pazardaki daralma yüzde 15’e, ihracatta yüzde 34’e ulaştı. Sektörün toplam üretimi yüzde 37 geriledi. Benzer şekilde gerek ihracatta gerekse iç piyasada otomotiv ve diğer motorlu taşıt satışları azalıyor. Geçen yılın ekimde 73 olan dayanıklı tüketim malları KKO, bu yıl 72,2’ye indi. Tüketim mallarında ise geçen yıl ekimde 73,8 olan KKO, bu yılın aynı ayında 73,6’ya düştü. Ara mallarında 2023 Ekim ayında 76,2 olan KKO, bu yıl 1,3 puan azalarak 74,9’a düşerken, yatırım mallarında geçen yıl 78,8 olan KKO, geçtiğimiz ekim ayında 3,8 puan birden düşerek 75 puana geriledi. Dayanıklı tüketim malları imalatında geçen yıla kıyasla yaşanan düşüşün yanı sıra ara malları ve yatırım malları imalatında gerçekleşen oldukça sert KKO gerilemesi ekonomideki daralmanın kalıcı hale gelmeye başladığını, üretimi kısmanın süreceğini sergiliyor. Sanayi üretim endeksinin yanı sıra imalat sanayii satın alma yöneticileri (PMI) endeksindeki yavaşlamanın kalıcı hale gelmesi, MB’nin ekim ayına ilişkin KKO araştırması sonuçlarıyla da teyit ediliyor. KKO düştüğü için sanayi üretim endeksi geriliyor. Asıl dikkat çekici nokta, PMI endeksindeki zayıflamanın sadece imalat sanayiinde, dayanıklı tüketim mallarında değil hizmetler sektöründen taşımacılığa, lojistikten toptan ve perakende ticaret alanlarına varana kadar yayılmaya başlaması. İç ve dış siparişlerin, talebin azalması KKO’nun düşüşe geçmesini ve nihayet üretimin gerilemesini beraberinde getiriyor.

Türkiye’de kişi başına kırmızı et tüketimi yıllık 10 kilonun altına inerek açlık çeken Afrika ülkeleri seviyesine geriledi. AB ortalaması kişi başına yıllık 30-35 kilo arasında değişirken, Türkiye’nin geldiği nokta çocukların ve gençlerin ağır bir açlık ve beslenme sorunuyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor!

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından açıklanan gıda enflasyonu ekimde aylık yüzde 2,06 oranında artarken yıllık artış yüzde 46 düzeyinde. Türk-İş’in yıllardır hesapladığı açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının Ekim 2024 sonuçlarında açlık sınırını ifade eden ‘4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı’ 20 bin 431 TL’ye yükseldi. Asgari ücretin aylık 17 bin 2 TL olduğu dikkate alındığında sadece bir kişinin asgari ücretle çalıştığı yüz binlerce hane açlık sınırının çok gerisinde yaşamaya mecbur ediliyor. Sadece insanca ve sağlıklı beslenebilmek için 2 çocuklu bir ailenin ayda en az 20 bin TL’yi gıdaya harcaması gerekirken Türkiye’de milyonlarca çocuk, genç için böyle bir ihtimal söz konusu bile değil. En ucuz kıymanın kilosunun 450 TL’ye, pirzolanın kilosunun yaklaşık 1000 TL’ye ulaştığı bir ortamda ülke nüfusunun çok geniş bir kesimi için kırmızı et tüketemiyor.

Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği’nin (ETBİR) verilerine göre Türkiye’de kişi başına yıllık kırmızı et tüketimi çok geniş kesimler için sağlık sorunlarına yol açabilecek düzeye geriledi. 2019’da kişi başına yıllık 12, 4 kişilik bir aile içinse 48 kilogram olan kırmızı et tüketimi, 2020’den bu yana sürekli düşüyor. Son olarak 2023 yılında 4 kişilik bir ailenin yıllık kırmızı et tüketimi 28 kilograma düşerek kişi başına 10 kilogramın altına indi. Kırmızı et tüketimindeki bu sert düşüş en temel protein kaynağından yoksunluk nedeniyle özellikle çocuklar ve gençlerde ciddi ve ağır sağlık sorunlarına zemin yaratıyor. Başta B12 vitamini, demir ve diğer mineralleri içeren kırmızı etin kas ve kemik gelişimindeki etkisi en temel sağlık gereklerinin başında geliyor. Temel protein kaynağı olan ve haftada en az iki kez tüketilmesi gereken kırmızı etten yoksunluk karbonhidratlı gıdalarla dolduruluyor. Ekmek, makarna, unlu gıdalar vb. dayalı beslenme yöntemi bedensel ve zihinsel gelişimde geriliğe ve bir dizi sağlık sorununa yol açıyor. Eurostat verilerine göre kişi başına yıllık kırmızı et tüketiminde AB ortalaması 30 kilogram. ABD, İspanya, İngiltere gibi ülkelerde kişi başına yıllık kırmızı et tüketimi 30 kilogramın üzerine çıkıyor. OECD üyesi ülkelerde kişi başı yıllık kırmızı et tüketimi 30-35 kilogram arasında değişiyor. İktidarın hayvancılıkta ithalata dayalı politikalarıyla yerli üretim geriliyor. 2010’dan bu yana 6,5 milyon büyükbaş, 3,5 milyon küçükbaş canlı hayvan ve 337 bin ton kırmızı et ithal edildi. Canlı hayvan ve kırmızı et ithaline yaklaşık 11 milyar dolar (3,7 trilyon TL) ödendi. Yerli besiciliğin teşviki, yem fiyatlarına sübvansiyon için kullanılabilecek kaynaklar yurt dışına aktarıldı.

BRICS zirvesinde tam üyelik başvurusu gündeme alınmayan Türkiye, zirvenin hemen ertesinde ABD’nin yeni Rusya yaptırımlarıyla karşı karşıya kaldı. ABD yönetiminin geçen hafta açıkladığı yeni yaptırım listesinde Çin ve Hindistan’ın yanı sıra Türkiye’den 23 şirket ve 4 kişi yer aldı.

ABD ve AB ile yeni pazarlık kapılarını aralayabilmek için BRICS’e tam üyelik başvurusunda bulunup elindeki kozları sahaya süren iktidarın bu girişimi başarısızlıkla sonuçlandıktan hemen sonra, ABD’nin yeni Rusya yaptırımları listesine Türkiye’den çok sayıda şirket ve şahıs ilave edildi. Üçüncü yılına yaklaşan Rusya-Ukrayna savaşında tarafsızlık politikası izleyen Türkiye, buna rağmen Rusya’ya uygulanan yaptırımların delinmesine olanak sağladığı gerekçesiyle Joe Biden yönetimi tarafından sürekli uyarılıyor. ABD yönetimi ısrarla Türkiye limanlarından Rusya’ya yapılan ihracatta özellikle yaptırım listesi kapsamındaki savunma sanayii aksamı, makine-teçhizat, elektronik malzemeler vb. malların yer aldığının saptandığını, buna bağlı olarak Türkiye’nin de yaptırım ve ambargo kapsamına alınabileceğini dile getiriyor.

Rusya’nın uluslararası para transferleri ve bankacılık sisteminden, SWIFT kapsamından çıkarılması sonrasında bu yaptırımların Türk bankaları üzerinden delindiği yönündeki ABD uyarıları nedeniyle uzun süredir Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Türkiye Bankalar Birliği (TBB) üzerinde baskılar söz konusu. Özellikle kamu bankalarının Rusya Merkez Bankası ve özel Rus bankalarıyla iş birliği yaptıkları, para transferlerine aracılık ettikleri, ortak kart ve ödeme sistemleri konusunda birlikte çalışma yürüttükleri yönünde somut tespitlere ulaşıldığını öne süren ABD Hazine Bakanlığı iktidarı, Türk Bankalarına yaptırım uyarısıyla tehdit edince bu girişimler askıya alındı. Rusya savunma sanayiinin yaptırımlardan dolayı temin etmekte güçlük çektiği sanayi ürünleri, makine ve teçhizat, elektronik ve dijital ürünler, yedek parçaların gerek doğrudan Türk imalatçılar gerekse üçüncü ülkelerin üreticileri tarafından temin edilerek Türkiye üzerinden Rusya’ya gönderildiğini savunan ABD, yaptırım listesini her ay genişletiyor. Rusya’ya yönelik olarak benzer yaptırımlar AB tarafından da uygulanıyor. AB dönem başkanlığını yürüten Macaristan’ın yanı sıra, Avusturya, Slovakya gibi bazı AB üyesi ülkelerin Rusya yaptırımlarına karşı çıkmaları nedeniyle zaman zaman AB içinde tartışmalar, çatlaklar, ayrışmalar yaşanıyor.

Türkiye’nin en büyük ihraç pazarı AB’nin yanı sıra son dönemde karşılıklı ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkartma hedefini ilan ettiği ABD’ye yapılan ihracatın da yaptırımlarla engellenmesi olasılığı, Türkiye ekonomisi açısından sıkıntılar yaratabilir. İktidar iddiaları kabul etmese de Biden yönetimi Türk şirketleriyle iş insanlarını yaptırım listesine almaya devam ediyor.

AB Komisyonu’nun kamuoyuna açıkladığı Genişleme Raporu’nda; Türkiye’de demokratik standartlar, insan hakları, hukuk devleti ve bağımsız yargı alanındaki gerilemenin hızlandığı vurgulandı. AB’ye tam üyelik müzakerelerinin 2018’den bu yana donduğu, ilerleme sağlanamadığı kaydedildi.

Avrupa Birliği’nin (AB) icra organı niteliğindeki Avrupa Komisyonu'nun (AK) hazırladığı Genişleme Raporu'nda Türkiye'nin demokratik standartlar konusunda geriye gittiği, bu doğrultuda dile getirilen kaygıların giderilemediği vurgulandı. Başta Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olmak üzere yargı kararlarına uyulmadığı, cezaevlerinde binlerce siyasi tutuklunun olduğu dile getirildi.

AB’ye tam üyelik sürecindeki 10 ülkeyi kapsayan Genişleme Raporu’nda Türkiye ile müzakerelerde 2018’den bu yana ilerleme sağlanamadığına dikkat çekildi. Türkiye’nin demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler konularında geriye gittiği, bu alanlardaki kaygıların giderilemediği ifade edildi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin meclisin yasama ve denetleme işlevini etkisiz hale getirdiği, denge ve denetleme unsurlarının ortadan kalktığı vurgulanan raporda; ‘Kamu idaresinin siyasallaştığı, hükümetin muhalefet belediyeleri üzerindeki baskısının yerel demokrasiyi zayıflattığı’ kaydedildi.

AK raporuna göre iktidarın yasalaştırdığı Yargı Reformu paketleri bugüne kadar hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı vb. AB kriterlerine uyum açısından temel eksiklikleri gidermekte etkili olamadı. AB’ye tam üyeliğin ana unsurlarından birisi olan Kopenhag Kriterleri’nin en can alıcı başlıkları hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler. Türkiye bu konularda henüz ilk aşama seviyesinde. Yargı reformu paketleri ilerleme sağlayamadı. AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasının reddedildiğine dikkat çeken Avrupa Komisyonu, Hatay Milletvekili Can Atalay ve iş insanı Osman Kavala hakkındaki AYM ve AİHM kararlarını bu konudaki en somut örnekler olarak gösterdi.

AİHM kararlarına uyulması konusunda öndeki raporlarında Türkiye’ye pek çok kez tavsiye ve uyarıda bulunan AK, aynı tavsiyeleri yineledi. Türk yargısının Avrupa standartlarında bağımsız ve tarafsız karar almasının sağlanması, siyasi etki altındaki Hakimler-Savcılar Kurulu’nun yapısının bu ilkeler doğrultusunda değiştirilmesi istendi. Terörle Mücadele Yasası’nın AB ile uyumlu hale getirilmesi gerektiği dile getirildi. Türkiye, AB’nin Rusya yaptırımlarına katılmaması, Hamas’ı terör örgütü olarak tanımaması, AB ile dış politikada ve savunmada uyum sağlamaması nedeniyle eleştiriliyor.

 

Önceki Haber
Gürsel Tekin'den dikkat çeken açıklama: "Bu gidişle Erdoğan hariç, herkes reddi miras yapabilir"
Sonraki Haber
Yargıtay’ın cezalarını onadığı Atatürkçü komutanlara hapis yolu:

İlgili Haberler:


Notice: Trying to access array offset on value of type bool in /home/u418159325/domains/yenisoluk.com/public_html/beta.yenisoluk.com/inc/functions.php on line 15