Haber Arama

Çerez Politikası

Web sitemizde en iyi deneyimi sağlamak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi devam ettirmekle, çerezlerimizin, Gizlilik Politikamız ve Hizmet Şartlarımız'nı kabul etmiş olursunuz.

Okuyan: NATO, Avrupa Birliği gibi unsurları teşhir etmek gerek...

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, soL TV’de Komünist Bakış programında Gökhan Kazbek’in sorularını yanıtladı. TKP’nin kongre sürecinin ardından Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin NATO’ya karşı İncirlik yürüyüşü, işçi direnişleri, Küba Komünist Partisi heyetinin Türkiye ziyareti başlıklarına değinildi. Kemal Okuyan programda sonunda Barış Terkoğlu ve Aytunç Erkin’den gelen sorulara da yanıt verdi.

Programdan satır başları şöyle:

Gündemin yoğunluğuna dair konuşan Okuyan hiç bir zaman ağırdan almadık ama dostlarımız bilmeli ki daha da yoğunlaşmak zorundayız:

Yoğun olan biz değiliz, dünya ve Türkiye’nin gündemi. Değiştirmeye çalıştığımız düzen, maalesef bizden daha hızlı. Dünyada Filistin gündemi Lübnan’a genişledi, ülkemizde çok sayıda gelişme yaşanıyor. Tüm gerçek gündemlere müdahil olmaya çalışıyoruz.

Kongrede de karar altına aldık, daha enerjik bir parti olacağız. Hızlı yanıt vermek zorundayız. Biz hiçbir zaman durmadık, ağırdan almadık, ama dostlarımız şunu bilmeli: Daha da yoğunlaşmak zorundayız. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Attığımız adımların daha fazla enerji üretmesi gerekir, buna kafa yoruyoruz.

Hafta sonu Kübalı konuklarımız vardı. Onlarla yaptıklarımız, “işte Küba’yla dayanışıyoruz” denilecek kadar basit değil. Küba’ya karşı uygulanan ablukaya karşı ne yapabileceğimiz konusunda kafa kafaya veriyoruz, çalışıyoruz.

TKP’nin NATO karşıtlığı bilinen bir şey elbette diyen Okuyan NATO’ya karşı yürütülen mücadele sayesinde, zihin de tazeliyoruz diyerek NATO, Avrupa Birliği gibi unsurları teşhir etmek gerektiğini vurguladı:

Bizim bildiğimiz şeylerin, toplumun tamamına mal olduğu yanılsaması içerisinde değiliz. Hatta, zaman geçtikçe toplumun hafızası da siliniyor. Dolayısıyla yaptığımız çalışmaların bir zihin tazeleme boyutu var elbette. NATO, özelleştirmeler, Avrupa Birliği… Teşhir ediyoruz, bilgilendiriyoruz.

Ama bundan ibaret değil. Karşı tarafın rahat faaliyet göstermesini engellemeliyiz. “Burada istediğim gibi at oynayamam” diye hissetmeliler. İzmir’de ABD gemisini protesto etmemizin bir boyutu da buydu. NATO’cular AB’ciler, kadın düşmanları, bilim düşmanları, tarikatlar kendilerini rahat hissetmemeli. Yani, bilgilendirmenin dışında, bir de alan kavgası veriyoruz.

Ayrıca Türkiye toplumunun enerjisini yükseltmeye çalışıyoruz. Enerji nasıl yükselir? Örgütlülük arttıkça.

NATO gayrimeşru hale gelmeli, İncirlik Üssü’nün kapanması gerektiği fikri Türkiye toplumuna yerleşmeli. Niye kapanmalı İncirlik Üssü? Bir, ABD orada istediğini yapıyor, iki, nükleer silahlar var.

TKP kendisini sadece NATO meselesine kilitlemiş bir parti değil, önemli başlıklardan biri olarak görüyoruz NATO’yu. THTM’nin çalışmasına destek oluyoruz. Niye? İki önemli savaş var bize yakın bölgelerde, Filistin’de ve Ukrayna’da. Ee Türkiye bir NATO üyesi. Ve gördüğümüz şey çok açık: AKP iktidarı ABD karşısında daha pazarlıkçı bir tutum sergiliyordu 6-7 ay öncesine kadar, şimdi ABD’ye daha yakın bir çizgi izliyorlar. Burada bir tehlike var, çünkü Türkiye’nin bölgedeki çatışmalara dahil olma ihtimali artıyor. NATO da buradaki kritik unsurlardan biri. Belki “öyle şey mi our” diye düşünenler vardır, öyle değil, bir iki günde gelişir böyle işler. 

NATO’dan çıkarsak, NATO’yu da Türkiye’den çıkarmış oluruz

Kimileri “Türkiye NATO’dan çıkarsa ABD’nin hedefi haline gelir” diyor. İlginç argüman. Türkiye’nin güvenliği nasıl sağlanır? NATO’dan çıkmak, bir anlaşmayı feshetme meselesi değil ki. NATO’dan çıkarsak, NATO’yu da Türkiye’den çıkarmış oluruz. NATO Türkiye’nin ekonomisinde, aklında, her yerine sirayet etmiş durumda. 

Ama TKP bir yandan da tarikatlarla mücadele ediyor, emeğin kapitalist düzenin, holdingler düzeninin karşısına çıkması için çaba harcıyor.

Meclisteki partilerin NATO toplantılarına gidip gülerek fotoğraf vermeleri meşru olmamalı, NATO’nun meşruiyetini kırmalıyız. Bu ülkede ABD emperyalizminin yanında durmanın utanılacak bir şey olduğu fikrini bir kez daha kabul ettirmemiz lazım.

NATO tek başına bir kurum değil, NATO insanları işsizliğe açlığa mahkum eden sistemin koruyucusudur, tekellerin silahlı gücüdür. “Ben emekçilerin çıkarlarını savunuyorum ama NATO’yla ilgilenmiyorum” demek saçmadır, yok öyle bir hayat.

Geçen hafta “sol buysa biz solcu değiliz” açıklaması yapan Okuyan, geçtiğimiz dönemlerde TKP’nin içinde bulunduğu güç birlikleri süreçlerine değindi:

Biz daha önce de “bu solsa biz solcu değiliz” diyorduk. Yeni değil bu. Ama şimdi ne demek istiyoruz? Bakın, TKP bir kısmını kamuoyunun bildiği, bir kısmını bilmediği çok sayıda deneme yaptı. Amacımız CHP ve Kürt siyasi hareketinden, kürtler diye anlaşılıyor mu hayır, kürt siyasi hareketi HDP diyorduk şimdi artık DEM, onlardan bağımsız bir güç oluşturulmasıydı. Bu Birleşik Haziran Hareketi’nde de gündeme geldi. Ondan önce de gündeme geldi, bu kısmı çok bilinmez, belli siyasi hareketlerle böyle bir işbirliği geliştirmek için TKP inisiyatif aldı. Bir bölümünde biz çağrıcıydık, bir bölümünde çağrılara yanıt verdik.

SGB TKP’nin inisiyatifiyle ortaya çıktı. Neydi o? Biz Türkiye’de birbirine rakip olmayan, köklü geçmişe sahip ve bir araya geldiğinde büyük bir enerji çıkarabilecek iki hareketi bir araya getirmek istedik. Sol Parti’ydi bu. Uzun vadeli bir birlikteliğin önemli olduğunu düşündük. Bu iki siyasi hareketin bu doğrultuda atacağı adımların başka siyasetleri de güçlendireceğini düşündük. 

SGB neden başarısız oldu? Bize göre, bir kere, SGB’ye biz tek bir hareketi çağırmayı düşünüyorduk. Ama o hareket, başka güçlü gelenekleri de katmak gerektiğini söyledi, bu da EMEP’ti. Biz “EMEP’in Kürt siyasi hareketinden bağımsız bir çizgi geliştirmesinde zorluklar olduğunu düşünüyoruz” dedik ama denedik. Görüşmeler yaptık. Olmadı. Olmamasının sebebi EMEP diyemem, herkes kendi muhasebesini yapar. Orada Sol Parti’den, SGB’nin yürüyüşünü zorlaştıracak kimi başka öneriler geldi. 

Yarattığı heyecana değmedi, hatta hayal kırıklığı yarattı. İnandırıcı olmadı. Ama bu denemelerle biz vakit kaybettik.

Şimdi meselemiz diğer solcu olduğunu söyleyenleri karşımıza almak değil. Biz bir süre kendi yolumuzda yürüyeceğiz. Türkiye’de bir birlik, ittifak fetişizimi var, sanki her sorunu çözermiş gibi… Türkiye solu, TKP dışında bir araya gelsin, güzel şeyler yapsınlar, TKP bundan sadece mutluluk duyar.

Seçim aritmetiği üzerinden bir işbirliği bir devrimci partiye yakışmaz

Ama CHP ve DEM Parti çizgilerinin gölgesinin TKP’nin üzerine düşmesi ihtimali yoktur. Ama aksi yönde davranan hareketlerle biz bir işbirliği kurmayacağız, bunu ilan etmiş olduk. Diğer türlüsü toplumda inandırıcı da bulunmuyor. Biz kendi ilkelerimiz konusunda herhangi bir kafa karışıklığı yaratmak istemiyoruz. Toplumsal anlamda bir araya gelmeler yaratmaya çalışıyoruz. 

Belki THTM bu doğrultuda bir yapı haline gelecek. Bazıları THTM’nin salon etkinlikleri yapmaktan ibaret kalacağını sanıyordu. Öyle değil, çok sayıda yerellikte sokaklarda THTM. Bu bir toplumsal ittifakın ilk adımıdır.

Çünkü güç birlikleri ciddi meseleler, biz partide çok tartışıyoruz. Topluma “biz dostuz” diyorsun, ama değilsin. Bunu söyledik de. Bir siyasi birliktelikte yanınızda yürüyenin güçlenmesini istersiniz, biz de böyle baktık. Ama dostça bir yaklaşım görmedik.

Seçim aritmetiği üzerinden bir işbirliği bir devrimci partiye yakışmaz, biz o işlere hiç girmedik. İlkeler üzerinden birliktelik olur. 

Bizim Sol Parti’yle görüşmelerimiz, seçimler henüz ortada yokken başlamıştı, biz çok uzun vadeli bir birliktelik öneriyorduk. Başka şeyler çıktı karşımıza. Dostluk zemini dediğimiz olguyu baştan yaralayacak gelişmeler oldu.

Sonuçta bir tarihsel fırsatı kaçırdığımızı düşünüyoruz ve artık bununla vakit kaybetmek istemiyoruz. 

CHP ve DEM elindeki alanlarda, belediyelerinde, tuttuğu zeminde büyüme hesapları yapanlar var Türkiye solunda, biz de hesaplarda yokuz. Bir iki yıl sonra bir erken seçim olursa “Hadi sol bir araya gelsin” denilirse, biz olmayacağız orada.

Türkiye’de laik duyarlılığı olan bir toplamın emperyalizm olgusuyla barışık olmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Okuyan “Türkiye’de siyasal islamın bu noktaya gelmesinin arkasında Alman ve ABD emperyalizmi vardır, bu çok net.” vurgusu yaptı.

Türkiye’de bir algı var.  Marksizmin batıya bir bakışı vardır, batı çeşitli bakımlardan ilerlemeyi temsil eder. Ama başka bir gerçekliğimiz var. Emperyalizm, NATO… Fakat Türkiye’de “hayat tarzı” üzerinden karşıtlık tarif eden kesimlerin bir bölümü, batı emperyalizmini bir medeniyet kapısı olarak görüyor. Şöyle düşünüyorlar: Türkiye’de laiklik neden tehlikede? İran, Hamas, Hizbullah yüzünden. Yanlış bu. Türkiye’de siyasal islamın bu noktaya gelmesinin arkasında Alman ve ABD emperyalizmi vardır, bu çok net.

Türkiye’de bir kesim “ben laikim ama Türkiye NATO’dan çıkmamalı, AB iyidir” diyor. 

Türkiye’de emek meselesini önemseyenlerle emperyalizme karşı olanlar bir araya gelirse bu devrimci bir enerji doğar, bu olmuyor. NATO ile ilgili bir şey söylediğinizde “holdingleri karıştırmayın” denebiliyor. 

Laik duyarlılığı olanlarla kavga etmek için değil, onlara dostça bir uyarı. Holdinglere, tarikatlara ve emperyalizme aynı anda karşı olmazsanız olmaz. Ben NATO’ya karşı olacağım, ama yerli ve milli tekeller bizdendir… Bu olmaz. O yerli ve milli tekeller bir gün gelir kafana NATO’yu çakar, görürsün o zaman.

İsrail’in saldırganlığının hedefinde şimdi de Lübnan var. Türkiye’nin İsrail’e dönük tepkisinin ikiyüzlü olduğuna değinen Okuyan “ İsrail Suriye’yi vurduğunda Türkiye’den çıt çıkmaz. Lübnan meselesinde de benzer bir kayıtsızlık var.” diyerek gelinen son durumu değerlendirdi.

Türkiye’de iktidar, Gazze meselesinde iki yüzlü bir tepki gösterdi, biz baştan itibaren söyledik, zaman içinde ortaya çıktı. Kamuoyundaki tepkilerin ardından kimi adımlar atmak zorunda kaldı iktidar.

Şimdi İsrail saldırganlığı Lübnan’a yönelmeye başladı. Sanki Gazze’ye saldırganlıktan başka bir şeymiş gibi ele alıp, yandaş medya ve iktidarda İran ve Hizbullah’la dalga geçmeye varan bir tutum var.

İsrail’in bugünkü dokunulmazlığının arkasında çok uluslu tekellerin gücü var. Filistin’de de bir sömürücü sınıf var, evet, ama onları borusu ötmüyor. Gazze’de yaşayanlar ağırlıklı olarak emekçiler. 

Çin, Rusya gibi güçler, hiçbir engel olmamasına rağmen kimi diplomatik adımlar dışında bir şey yapmıyorlar. Yapamıyorlar değil, yapmıyorlar. Orada bir başka cephe açmak istemiyorlar. Zaten 7 Ekim’e kadar Rusya’yla İsrail’in çok iyi ilişkileri vardı. 

Suriye’de olanlar, Filistin, Lübnan, bunlar bir bütün. Bakın, yıllardır İsrail Suriye’yi vurduğunda Türkiye’den çıt çıkmaz. Lübnan meselesinde de benzer bir kayıtsızlık var. Üstlelik de inanılmaz bir İsrail propagandası yürüyor: İsrail’in yenilmezliği, muazzam savaş gücü…

Öyle bir hava yarattılar ki, televizyon bile patlayabilir dediler. Ee, öyle değilmiş işte, patlayıcı koymuşlar içine, konvansiyonel yöntemlerle yapmışlar. Ama İsrail’in inanılmaz güçlü olduğu havası estiriliyor.

Peki nereye gidiyor bu iş? İsrail durmaz, durdurulur. Nasıl olur bu bazen bir halk bir direnç gösterir örneğin daha önce İsrail Lübnan’a güle oynaya gireceğini zannediyordu ama adım atamadı. 

Burada hedef İran. İran Türkiye’yle de rekabet halinde. Biz elbette İran’daki mollalar rejimine karşıyız. Ama İran’a karşı bir emperyalist müdahale çok tehlikelidir, engellenmesi gerekir. Ve İsrail’in önünde bir engel yok.

Hala “Gördünüz mü, Hamas’ın eylemi bunlara yol açtı” diyorlar. Alakası yok. İsrail bir plan doğrultusunda ilerliyor. Yayılmaya çalışıyor. Sistematik bir şekilde İsrail’in işgal edip yerleşime açtığı bölgeler var. Filistin halkı bir noktada buna dur demeye çalıştı. Ve İsrail’in canı da acıdı.

Burada bizim mücadelemiz de önemli. Nasıl başlar bu mücadele? İsrail’in meşruiyetini zedeleyerek. Ama şu an İsrail propagandası yapılıyor, bu propaganda illa İsrail’i överek yapılmaz “İsrail yenilmez”, “Hamas bilerek yaptı”, “Filistinlilerden bir şey olmaz” diyerek de İsrail propagandası yapmış olursunuz. 

Üzerimize düşen iki şey var: AKP iktidarının bölgedeki savaşları fırsat bilip kendi adımlarını atması ve Türkiye’yi yeni çatışmalara sokması… Biz bunu istemiyoruz. İsrail’in Türkiye’deki etkisini ortadan kaldırmaya çalışırız, Filistin halkıyla dayanışmayı güçlendiririz. Ama bu iktidar, İsrail’i gerekçe gösterip kendi operasyonlarını yapmaya kalkabilir.

Türkiye toplumu, içimizdeki NATO’yu, içimizdeki İsrail’i kovmak zorunda. Burada büyük bir psikolojik savaş var. Örgütlenerek, Türkiye dış politikasının bir takım bahanelerle kanlı militarist serüvenlere girmesini engellememiz gerekir. 

Barış Terkoğlu’nun sorduğu anayasa ve değişmez ilk dört madde tartışmalarına dair TKP’nin görüşlerine değinen Okuyan AKP’nin anayasa yapma meşruiyeti olmadığına vurgu yaptı:

Bir kere Anayasa, istendiği zaman yapılmaz. Genellikle devrimler ve karşı devrimlerin ardından yapılır. Dünyada “ben iktidar oldum, yeni anayasa yapayım” denilmez. Önemli toplumsal dönüşümlerin ardından gündeme gelir Anayasa.

Evet, Türkiye’nin 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyor olması utanç kaynağıdır. Ama Türkiye 12 Eylül’den kurtuldu mu ki anayasasından kurtulsun? Eğer AKP’nin “12 Eylül’ün ardından bir karşı devrim de ben yaptım” diyorsa, “Buna gücünüz yok” dememiz lazım. Yok, “Ben Türkiye’yi ileriye götüreceğim” diyorsa, “Neyi değiştireceksin” diye sormamız lazım. AKP aslında bunca yıllık iktidarını bir belgeyle pekiştirmek istiyor.

Türkiye’de yeni bir anayasa ancak bu düzenin değişmesi koşulunda gündeme gelmelidir. O anayasada da “insanın insanı sömürmesi yasaktır nokta”, “ırkçılık yasaktır nokta” böyle ibareler olmalıdır. 

Ayrıca bugün anayasayı kim uyguluyor, anayasada “Türkiye bağımsız ve egemen bir ülkedir” yazıyor öyle mi peki? Değil!

Okuyan, Aytunç Erkin’nin TKP’nin Cumhuriyet devrimleri ile neden ve nasıl barıştığı ve gezi direnişi sırasında Türk Bayrağı taşımasıyla ilgili sorusunu da yanıtladı:

Türkiye Komünist Partisi, Haziran Direnişi’nde bayrak taşıma kararı almadı ama taşıdı. Biraz geçmişe gitmek lazım, 12 Eylül Türkiye solu ile Türkiye toprağı arasındaki ilişkiyi kopardı. 12 Eylül’de karşı saldırıya geçildi ve Türkiye’de solculara devrimcilere bayrakla işkence yapıldı. Siz bu ülkeye ait değilsiniz hissini yerleştirmeye çalıştılar. Bu bayrağı biz, sömürücülerin, işkencecilerin elinden alırız ve onları ABD bayrakları ile baş başa bırakırız demek gerekiyordu. 

Kadınları öldürüyorlar vatan millet diyorlar, çocukları istismar ediyorlar müslümanlık diyorlar, kutsal sembolleri kendi ayıplarını örtmek için kullanıyorlar. 

Cumhuriyetin kazanımları bizim için hep önemliydi. Biz bu toprağın partisiyiz, yurtseveriz, Türkiye tarihinin bütün ileriye dönük kazanımlarını miras olarak kabul ederiz. Bunu ileriye taşımak isteriz. Bizim iddiamız rüyamız bu ülkeyi hırsızlardan ,sömürücülerde, zalimlerden, zorbalardan temizlemektir.

Bu toprağın ürettiği ileriye dönük hamlelerin ürünü olan sembollerle değerlerle kavga etmeyiz, bizim kavgamız sömürücülerle, emperyalistlerle!

Önceki Haber
CHP'li Özkan: Birisi Milli Eğitim Bakanına okulların açıldığını söylesin… Hala haberi yok!
Sonraki Haber
Yargıtay’ın cezalarını onadığı Atatürkçü komutanlara hapis yolu:

İlgili Haberler:


Notice: Trying to access array offset on value of type bool in /home/u418159325/domains/yenisoluk.com/public_html/beta.yenisoluk.com/inc/functions.php on line 15